![]() |
MUŞ tanıtım videosu ve tarihi
MUŞ tanıtım videosu
|
MUŞ
49 MUŞ ( Kod : 436 ) Vali Erdoğan BEKTAŞ Valilik 212 10 01 İl Emn. Md. 216 10 06 İl Jn. Kom. 216 11 20 Bld. Bşk. 212 10 15 İlçe Sayısı 5 Belediye Sayısı 27 Köy Sayısı 357 Yüzölçümü 8.196 Nüfusu 453.654 |
GENEL BİLGİLER
Doğal, tarihi ve kültürel değerler bakımından büyük bir turizm potansiyeline sahip olan Muş, Doğu Anadolu'nun Yukarı Murat-Van bölümünde, Çar Deresi ve Korni Deresi arasındaki ovaya kurulmuştur. Urartulardan başlayan köklü kültür tarihi, ilin hiç şüphesiz en önemli turizm kaynağıdır. Kış ve doğa sporları bakımından büyük bir potansiyele sahip Muş ilinde henüz bu yönde yeterli turizm yapılanması bulunmamakla beraber, çalışmalar sürdürülmektedir |
İLÇELER:
Muş ilinin ilçeleri;Bulanık ,Hasköy ,Korkut ,Malazgirt ve Varto'dur. NASIL GİDİLİR? Karayolu: İl merkezine uzaklığı 2 km olan terminale şehir içi dolmuşlarla ulaşmak mümkündür. Otogar Tel: (+90-436) 212 18 01 - 311 23 53 Demiryolu: İl merkezine uzaklığı 3 km olan garın şehir içi dolmuşlarla ulaşmak mümkündür. İstasyon Tel: (+90-436) 216 11 17 Havayolu: İl merkezine uzaklığı 16 km olan Muş Havalimanına ulaşım Muş Ovası Servis aracı ile sağlanmaktadır. Hava Limanı Tel: (+90-436) 217 00 84 - 217 00 85 |
arsivlik birdosyada bu |
|
|
|
Bulanık Ilçesi
TARİH Bulanık ilçesi 1927 yılında Muş’ un il olması sebebi ile Muş’ a bağlı ilçe olmuştur. Eski ismi Kop olup daha sonra Bulanık olarak değiştirilmiştir. İlçemiz Muş İlinin en büyük ilçesidir. Bulanık ve çevresi tarihi M.Ö. 3000 li yıllara kadar uzanan oldukça eski bir yerleşim alanıdır. M.Ö. 2500-3000 yıllarında Bulanık ve çevresinde NOBİ’ ler yaşamış ve bu yörede GOBİN adlı bir kasaba kurmuşlardır, daha sonra bölgeye URARTULAR hakim olmuşlardır. Bilahare 1071 Malazgirt Zaferine kadar bölgede Bizans hakimiyeti yaşanmıştır. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun parçalanmasından sonra 1555 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Muş’ un Akkoyunlular dan alınmasına kadar bölge Akkoyunluların hakimiyeti altında kalmıştır. Bulanık 1884 yılında Muş Sancağına, Bitlis Vilayetine bağlanmıştır. 1927 Yılında Muş’un İl olması İtibarı ile Muş’ a bağlı ilçe olmuştur. Bulanık ilçesi 1. Dünya savaşında bir süre Rus işgalinde kalmış, 6 Nisan 1918’ de işgalden kurtulmuştur. İlçe merkez nüfusunun 1995 sayımlarında 32400 olduğu, yapılan son sayımda ise (2000 yılı) şu anki nüfusu 41000 olarak belirlenmiştir. İlçe merkezi, Beldeler ve Köylerin toplam nüfusu ise 139000 civarındadır. Bulanık halkının geçim kaynağı bitkisel üretim ve hayvancılıktır. 105.855 hektar tarıma elverişli alanda genellikle buğday, arpa, mercimek, ay çekirdeği, yemlik bitkiler ve son yıllarda artarak devam eden şeker pancarı üretimi yapılmaktadır. Ayrıca bu 105.855 hektar arazinin 700 hektarı yayla (Hayat, Kazım, Orta Yayla) 17.885 hektarı çayır alanı, 24 hektarı Bağ- Bahçe alanı 45 hektarı ihtiyaç dahilinde sebzecilik alanında kullanılmaktadır. Hayvancılık son yıllarda fazla gelişmemiş olup, sığır ve koyun yetiştirilir. Kışları büyük illere sezonluk çalışmalar için gidip gelenlerde mevcuttur. 1950’ li yıllardan sonra bölgenin yapısına bağlı olarak gelip buralara yerleşen göçmenler, tamamen olmasa da Bulanık’ tan eğitim ve iyi yaşam koşulları nedeniyle göç etmişlerdir. Bir kısmı ise yine Bulanık’ ta kalmıştır. |
COĞRAFYA
Bulanık adının ilçe sınırları içerisinde bulunan Kazan Gölünün suyunun bulanık oluşundan kaynaklandığı rivayet olunur. Bu göl Bilican Dağından gelen kaynak ve kar suları ile beslenir göle kadar berrak gelen sular göle varır varmaz toprakla karışarak bulanır. Gölden çıktıktan sonra Körsu Deresi ismini alır. İlçenin coğrafi karakteristikleri; Bilican Dağı, Murat Nehri, Heftrenk Çayı ve Haçlı (Kazan) Gölüdür. İlçemiz; Muş ili ile Ağrı karayolu üzerinde kurulu olup il merkezine uzaklığı 105 km. Ağrı iline, 155 km uzaklıktadır. İlçe merkezine en yakın ilçe Malazgirt ilçesi olup 25 km mesafelidir ayrıca ilçemiz; güney batısında Varto ile Muş yolu itibarıyla ulaşım kaydederek yaklaşık 160 km uzaklıkta sınır oluşturmakta, Korkut ilçe merkezine ise aynı güzergâh üzerinden ulaşım sağlanmak-ta olup yaklaşık mesafe 70 km dir. Hasköy ilçesine uzaklık ise 85 km dir. İlçemizin doğusunda Malazgirt, batısında Varto, kuzeyinde Hınıs, güneyinde ise Ahlat ilçeleri yer almaktadır. Arazi yapısı belli başlı birkaç köy dışında düzgün ve engebesizdir. Şehir merkezi ve köyler arasında ulaşım kolay olup il yolu dışındaki köyler ile şehir merkezi arasındaki yollar genellikle stabilizedir. İlçemiz Doğu Anadolu’ya özgü iklim yapısına sahip olup; yazları sıcak ve kurak,kışları soğuk ve kar yağışlıdır. İlçemiz 1.706 km 2 yüzölçümüne sahip olup deniz seviyesinden yüksekliği 1.480 m dir. NÜFUS 2000 yılı Ekim ayında yapılan Nüfus Sayımı sonuçlarına göre İlçemiz nüfusu: Merkez Nüfus: 41.503 Beldelerin Nüfusu: 55.041 Köylerin Nüfusu: 42.479 Toplam Nüfus: 139.023 olup; nüfusun büyük çoğunluğu henüz köy özelliği gösteren merkez dışındaki mahallelerden oluşmaktadır. Beldelerin nüfusu 55.041 olup yapılanma ve gelişme aşamasında ilerleme kaydetmektedirler. Köylerin nüfusu 42.479 olup il dışına ve ilçeye sürekli göçlerden dolayı azalma göstermektedir. Halk daha çok batı ve güney illerine yerleşim eğilimindedir. İlçe merkezinden ve köylerden göç edenler başka illerde ikamet edip arazi ve aile bağlarını sürdürmektedirler. İlçemiz nüfusu genel anlamda dağınık bir yerleşim şekli kaydetmektedir. Köylerde aynı yapıya sahip olup çoğu tarımla uğraşmaktadır. Nüfus çoğunluğu genç kesimden oluşup çeşitli sebeplerden dolayı yapılan dışarı göç ile bu oran düşmektedir. İlçemizde yoğun oranda dışarı göç yaşanmaktadır. Merkezden dışarı giden göçleri köylerden merkeze yapılan göçler takip etmektedir, Bu olay ilçeyi sosyoekonomik olarak olumsuz etkilemek-tedir. İlçede mevcut nüfusun yaklaşık olarak % 60 Çiftçi % 5 Esnaf % 4 Memur % 30 İşsiz % 1 Yurt Dışındadır. İlçemizde nüfusun dağılımından da görüldüğü gibi nüfusun çoğunun geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. |
İDARİ YAPI
İlçe merkezine bağlı 9 mahalle , 8 Belde olmak üzere beldeler 22 mahalleye ayrılmışlardır. Ayrıca 53 köy ve bu köylere bağlı 35 Mezra 17 adet Kom bulunmaktadır. SOSYAL YAPI İlçemizde evler genellikle betonarme olup yer, yer kenar mahallelerde yığma evlere de rastlanmaktadır. İlçede ilk yapılanmalarda evler müstakil olup ahırlarla birleşik yapılırken bunların yerini katlı ve müstakil evler almıştır, Doğuanadolu iklim tipine uygun sert taşlardan yapılan evlerdir. İlçe merkezinde 4 adet (1’i gençler için, 2’ si aileler için 1’ i ise çocuklar için) park ve dinlenme yeri (Çay Bahçesi) mevcuttur. Ayrıca kahvehanelerde bulunmaktadır. İlçede mevcut bulunan Bulanık Spor Kulübüne gereken önem gösterilerek futbol dalında spor faaliyetlerini sürdürülmektedir. Ayrıca her yıl geleneksel hale getirilmeye çalışılan Kaymakamlık Voleybol Turnuvası tüm kamu kurum ve mahalli takımların katılımıyla şenlik havası oluşturulup halkla bütünleşme şeklinde devam etmektedir. EĞİTİM İlçede eğitim durumu normal düzeydedir. Halk çocuklarının okumasından taraftar olup üniversite okuyan kişi fazladır. Nüfusun % 85’ i okur yazardır. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü 1983 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır. İlçemizde 1 Lise, 1 İmam-Hatip Lisesi, 2 YİBO, 2 PİO, İlçemize bağlı Erentepe Beldesinde 1 Çok Programlı Lise, 1 Erentepe P.I.O., 1 75.Yıl Karaağıl P.L.O ile birlikte Rüstemgedik Beldesindeki okullarımızda hizmete açılmıştır. Merkezdeki İlköğretim okulları ve köylerdeki okullar dâhil toplam 88 okul mevcuttur. EKONOMİ İlçemizde ekilebilir alan mevcut boş arazinin yarıya yakınını oluşturduğundan genellikle tarımla uğraşılmaktadır. Yine arazinin diğer kısmının çayır ve niteliğindeki arazi olduğundan ikinci planda hayvancılık yapılmaktadır. İlçe merkezi ve köylerde yapılan hayvancılıktan elde edilen süt; ihtiyaçlarının giderilmesi dışında ilçemizde bulunan özel bir mandırada değerlendirilmektedir. İlçe sınırları içerisinde toplam arazi 162.500 Hektar olup; Devletçe sulanan arazi: 37.600 dekar, Halkça sulanan alan: 76.300 dekar, sulanmayan arazi ise: 412.485 dekardır. Ayrıca Meraya ayrılan arazi: 522.560 dekar, yayla: 250.000 dekar, çayır: 175.435 dekar, Bağ- Bahçe: 11.131 dekar, orman: 27.025 dekar, yerleşim alanı ise: 112.464 dekardır. Arazi yapısı ve iklim şartları dolayısıyla tarımsal olarak buğday, arpa, ayçiçeği, az miktarda mercimek, yemlik baklagiller ve son yıllarda artarak devam eden şeker pancarı tarımı yapılmaktadır. Ayrıca yemlik baklagiller ve yonca yetiştirilmektedir. Hayvancılık alanında ağırlıkta büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Ticaretten çok ihtiyaçların karşılanmasını sağlamak amacıyla hayvan yetiştirilir. İhtiyacın fazlası elde edilen hayvansal ürün fazlası süt olarak ilçeye yakın bin alanda bulunan mandırada değerlendirilerek bu şekilde cüzi miktarda gelir elde edilir. Küçükbaş hayvancılıkta bu amaçla yapılır. Yetiştirme itibariyle 60.000 adetle ilk sırayı sığır yetiştiriciliği alırken, 300.000.koyun ve keçi, 2.058 adetle tek tırnaklılar ve miktar olarak fazla olup hemen her evde yetiştirilen kanatlılarda yer almaktadır. Ayrıca ilçemize bağlı köylerde arıcılık artış kaydederek devam etmektedir |
Muş'taki Tarihi Kaleler
KALELER Muş Kalesi Muş merkezdedir. Kale şehrin en eski yerlerindendir. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte Moğol istilasını müteakip 7. asır ortalarına doğru Hz. Osman zamanında bu çevre ile birlikte kalede savaşlara sahne olmuştur. Sonraları Ermeni Derebeyleri Bağdat’taki Abbasi Halifelerine tabi olarak bu çevrenin ve kalenin idaresi için memur kılınmışlardır. Muş Hicri 27 yılında Hz. Ömer döneminde Müslümanların eline geçince bu kale de tabi olarak Müslümanların eline geçmiştir. Uzun süren savaşlar üzerinde bulunan tarihi değerlerin yok olmasına sebep olmuştur. Kalenin batı tarafında tahrip olmuş Arap Mezarlığı, Selçuklu mezarlığı ve Osmanlı mezarlığı karışık ve dağınık bir haldedir. Belediyece park olarak düzenlenmiştir. Günümüzce halkın başlıca piknik yerlerinden biridir. Hasbet Kalesi Muş’un güneyindeki Kızıl Ziyaret Dağının doğu uzantısında bir yamaçtadır. Surları ve iki kulesi kısmen ayaktadır. Diğer kısımları tabii afetlerde yıkılmıştır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte, yapıda kullanılan malzeme ve sanat yapısı itibari ile Horasan harcı ile imar edilmiş ovaya hâkim karakol konumunda kendini göstermektedir. Eteklerinde bulunan Soğucak köyünde büyük ölçüde tahrip olan 2 adet gözetleme kulesi de mevcuttur. Bir rivayete göre Büyük İskender Mısır’ı fethe giderken kendine bağlı Komutan Beatlis’e ( Bitlis) geri döndüğünde geri alamayacağı kudrette bir kale yapmasını istemiş. Emri alan Komutan Beatlis, Büyük İskender’in Mısır’dan Dönüşüne kadar Bitlis Kalesini yapmış ve Büyük İskender’i emri doğrultusunda Muş Ovasına püskürtmüştür. Büyük İskender defalarca Bitlis’e saldırmış fakat her seferinde Muş Ovasına geri dönmek zorunda kalmıştır. Yine mağlubiyetle sonuçlanan bir saldırı sonucu Büyük İskender Muş Ovasında gece konaklarken, orduyu tedirgin eden bir atlı gurubun varlığını görür ve bu savaşçılara hayran kalır. Savaşçıların ikamet ettiği Haspet Kalesine elçi göndererek görüşme talep eder. Kaledekiler bu talebi kabul ederek Büyük İskender’in yanına giderler. Rivayete göre Büyük İskender hayran olduğu bu kişilere atfen “Siz kimsiniz ki, dünyayı fethe çıkmış bir komutanın ordusunu rahatsız ediyorsunuz.”demiş. “Bizler Gur Beyleriyiz, sizler bizim topraklarımıza girmekle bizi rahatsız ettiniz” cevabını alır. Bu arada Komutan Beatlis, Büyük İskender’e haber göndererek kaleyi teslim edeceğini bildirir. Büyük İskender’in huzuruna çıkan Beatlis, hükümdarın “-Bu kaleyi neden baştan teslim etmedin ve ordumdan birçok askerin kırılmasına neden oldun ?” sorusuna “- Hükümdarım siz bana buraya öyle bir kale yap ki dünyanın en güçlü hükümdarı ordusuyla gelse bile burayı alamasın diye emir ettiniz. Bende buraya ğüçlü ve sağlam bir kale yaptım. Siz de dünyanın en güçlü hükümdarı ve ordunuzda dünyanın en güçlü ordusu olduğu halde burayı ele geçiremediniz. Şimdi görevimi yerine getirdiğime inanarak kalennin anahtarlarını size teslim ediyorum.” der. Büyük İskender bunun üzerine komutanının bu cevabından çok memnun kalır ve onu affeder. Bir süre sonra da ordusuna Muş Ovasından çekilme emrini verir. |
Muşet Kalesi
Muş’un güneyindeki Kızıl Ziyaret Dağındadır. Muş adı ile özdeşleşmiştir. İlk yapımı Urartu’lara ait oluduğu tahmin edilmektedir. Ortaçağ kalesi görünümünde olan bü günkü yapısına sonra kavuşmuş olabilir. Kale Horasan harcı ile yapılmıştır. Malzeme ve doku olarak Haspet kalesi ve Ahlat eski şehirdeki yıkık kale ile birbirinin aynıdır. Karakol olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Tarihi kaynaklara göre boylar arasında adı en son geçen Muşkan oymağı lideri adına yapılmıştır. Van tarihinde Hitit Devleti yıkıldıktan sonra yerini alan birçok krallıklar arasında Muşkiler da sayılmaktadır. Yine Şah Tahmasp 1530 da Muslu Kabilesine mensup Zülfikar’dan Bağdat’ı aldı şeklinde geçer. Muşkiler de kökü Urartulara dayanan oymaklardan biri olarak kabul edilmektedir. Kepenek Kalesi İlimiz Kepenek köyündedir. Arkeolog Yrd. Doç. Dr. Nurettin KOÇHAN’ın araştırmaları devam etmektedir. Nurettin KOÇHAN tarafından burada bulunan Urartulara ait olan taş üzeridneki yazıt Mirjo SALVINI tarafından çözülerek “Studı Mıceneı Ed Egeo-Anatolıcı” dergisinin FascılcoloXLII/2-2000 sayısında yayınlanmıştır. Yazıtın Türkçe’si: “Haldi’ye (Urartular’ın baş tanrısı), kral (Efendi, Tanrı), Menua oğlu Argişti bu Susi-tapınağı ve (kaleyi) inşa edip tamamlattı. (Ona) ben Argiştihinili adını verdim. En büyük Haldi sayesinde ben Menua oğlu Argişti, güçlü kral, Bianili kralı, Tuşpa kentinin efendisi” Muş’ta Urartular’a ait iki önemli yazıt bulundu: ikisi de Menua dönemine ait. İlki bir stelin alt kısmıdır ve Tiflis arkeoloji müzesindedir. Bu yazıt Muş’un 18 km. doğusunda Trmerd mezarlığında bulunmuş. Bu yazıtta askeri bir seferden, Atauni kentinden ve Urme ülkesinden bahsediliyor ve stelin Arhi kentine dikildiği bildiriliyor. İkinci yazıt oldukça eksiktir, yine Urme ülkesinden ve bir yerden bahsediyor. Malazgirt Kalesi Haşmetli bir görünüme sahiptir. Kalenin ilçeyi çepe çepe çevreleyen bir birine parelel iki suru onarılmıştır. İslam kaynaklarında bu kale gerek İslamiyet’in ilk döneminde gerekse Bizanslar zamanında birçok savaşa sahne olmuştur. Eski Malazgirt’i çepeçevre kuşatan kalenin ana burcu ile burçları bu tarihi özellikleri ile ilgi çekmektedir. Tabii afetlerde surları yıkılmıştır. Çeşitli zamanlarda onarılmıştır. Onarımlar kısmen de olsa günümüzde de devam etmektedir. Efsaneye göre Malazgirt Kalesi civarında ateşperestler yaşarken başlarında Teymus isminde bir şah bulunuyormuş. Şahın çocuklarından Beşir Allah’a iman getirince babası Teymus Şah oğlu Beşir’in dilini dipten keserek Malazgirt’ten sürgün etmiş Beşir aylarca yol kat edip Müslümanların bulunduğu Mekke’ye gelmiş, durumu öğrenen Hz. Ali sahabelerden oluşan bir ordu toplayarak Malazgirt üzerine yürümüş. Yapılan savaşta Teymus Şah ve beraberindekiler kılıçtan geçirilmiş. Hz Ali ordusu ile şimdi ilçenin bir mahallesi olan Şahneder köyüne gelmiş ve orada konaklamak istemiş. Askerler yorgun ve susuz olmaları nedeniyle köydeki çeşmeden su içmek istemişler, suyun zehirli olduğu söylenmiş. Bunun üzerine Hz. Ali çeşmenin kaynağında örümcek ağı gibi kaynaşmakta olan yılanları görünce askerlerin su içmesine engel olmuş. Askerlerin su içme ihtiyacını belli etmesi üzerine Hz. Ali köyün hemen güneyindeki düz arazi görünümde olan Salkayalığına gitmiş, kılıcın çekerek taşa vurmuş kılıcın darbesi ile kaya yarılmış ve şimdi yılanlar kuyusu denilen halini almış. Çeşmede kaynaşmakta olan yılanların çekilmesi için Allah’a dua etmiş aynı ayna yılanlar açılman bu kuyuya çekilmişler. Sonunda askerler bu çeşmeden su içerek yorgunluklarını üzerlerinden atmışlar. Günümüze kadar her yıl yalnız 15 Mayıs- 15 Haziran arasında bu yılanlar kuyusu aynı boy ve renk zehirsiz yılarlarla dolar bu güne kadar, bu yılanların köylüler tarafından ellerine alarak oynattıkları halde hiç kimseye zarar vermedikleri tespit edilmiştir. Görmek isteyenler belirtilen günler arasında Şahnedar köyü yılanlar kuyusuna gidebilirler. |
Evliya Çelebi ve Malazgirt Kalesi
Kalesi yuvarlak bir tepe üzerinde ve kesme taştandır. Hisarın iç kısmı mamurdur.878 senesinde Akkoyunlu sultan Uzun hasan Bayındırı zaptetmek isterken Fatih Uzun Hasanı bozguna uğratıp bu kale halkınıda idaresi altına almıştır. Sonra Beyazıt Veli asrında Acem istila etmişse de 922 tarihinde Sultan I. Selim Çıldır savaşında acemi mağlup etmiş, bu kalede o günden beri Osmanlı idaresinde kalmıştır. Kalenin üç tarafı yüksek olup doğuya bakan bir kapısı vardır. Aşağı deresine inmek için kesme kayadan suyolları vardır. Bağ ve bahçesi o kadar meşhur olmayıp kalesi de yer, yer Timur’un tahribine uğramıştır. Şehri o kadar mamur değildir. Tahminen iki bin ev, bir cami, iki medrese, bir küçük hamam -ancak beş adam alır-, bir han, elli kadar dükkân ve yedi adet çocuk mektebi vardır. Şehir 18. Örfi iklimin ortasında olup, kuzeyinde Erzurum üç konaktır. Kıblesinde Bitlis iki konaktan daha kısadır. Van kalesi doğusunda olup dört konaktır. Ahlat kalesi ile Malazgirt Kalesi arası tam yedi fersahtır. Dağ başlarından aşan doğru yolları vardır. Şehrin suyu ve havası gayet yayla olup, bütün halkı güzel vücutludur. Çünkü kış çok sert olur. Şehrin içinden geçen nehir Bingöl yaylasından çıkar. Katerin (Zincirli) Kale Malazgirt ilçesi sınırları içersindeki Katerin Dağı üzerindedir. Doğu Roma eseridir. Rivayete göre Malazgirt ile Katerin Kaleleri Kalın zincirlerden bir köprü ile birbirlerine bağlanmıştır. Tıkızlı Kalesi Malazgirt ilçesinin Tıkızlı Köyündedir. Yapılan araştırmalar sonucunda kalenin Urartu’lara ait olduğu belirlenmiştir. Kale bir tepe üzerinde büyük taşların bir biri üzerine yığılması ile harçsız olarak yapılmıştır. Doğu Anadolu’da son yıllarda yapılan birçok araştırma ve kazıya karşın, bunları sınırlı bir alanı kapsadığı ve özelliklede Van ili ve çevresinde yoğunlaştırıldıkları dikkati çekmektedir. Bunun yanı sıra çok kısıtlı da olsa Ağrı ve Erzurum çevresinde bazı yüzey araştırmaları ile Elazığ Bölgesinde de kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir. Muş ve özellikle Malazgirt İlçesinde ise bugüne değin kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle aşağıda ayrıntılı olarak tanıtmaya çalışacağımız Kale, yörede antik yerleşimin yoğunluğunu ve yeni araştırmaların sürdürülmesinin gerekliliğini ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Kalıntıların bu günkü durumuna göre Kale’nin merkezi kısmı yaklaşık 25–30x30–35 metrelik bir alanı çevrelemektedir. İ.ç kalenin 4m. Genişliğindeki kuzeydoğu ve kuzey sur duvarlarının yer yer 1,5-2m yüksekliğe kadar korunabilmişliğine karşın dış sur duvarları bazı kısımlarda salt birkaç taş sırası halinde günümüze gelmiştir. Tıkızlı Kalesinin sur duvarlarında izlediğimiz, A. Çilingiroğlu tarafından “Kilkilotik Yöntem” olarak adlandırılan benzer duvar örgüsüdür. Yazıtları nedeniyle Işpuini dönemine (İÖ. 830–810) tarihlenen Zivistan ile Menua’ın egemenliğinde (İÖ. 810–786) yapıldığı kabul edilebilir. Bostankale Kalesi Malazgirt’te 10 km uzaklıktadır. Yapılan yüzey araştırmaları sonucunda kalenin Urartu’lara ait olduğu tespit edilmiştir. Kale büyük bir kaya kütlesi oyularak yapılmıştır |
Muş Mahalli Oyunları
Mahalli oyunlar Muş ve çevresindeki mahalli oyunlar,gelenekler,yaşama tarzının bir parçasıdır. Bu oyunlarda Doğu Anadolu Bölgesi’nin özellikleri görülür. AŞIRME Anlam olarak”ayırma” dan gelen bu oyun genellikle oyunlara başlama özelliği taşır. Kılınce oyun türüne girer. Oyuncular serçe parmaklarını birbirlerine bağlar,düz yarim daireler oluşturarak oyunu sürdürürler. ileriye doğru çekilerek, sol ayak dizden kıvrılıp yukarıya kıvrılır. Bu figür oyun süresince tekrarlanır ve bitiş bütün oyuncular düz bir hatta öne doğru seke sek yürüyüş biçiminde ilerler ve oyun hep bir ağızdan “Tey” denilerek bitirilir. AĞIRBAR Kılıncı oyunların diğeri ise ağırbar’dır. Genellikle kına gecelerinde damat oynatılırken oynanır. Parmaklar tutularak oyuna sağ ayakla başlanır ve ileriye doğru üç adım atılarak sol ayak ileri vurularak ilerlenir ve aynı şekilde geri dönülür. Oyun bu figürle sürer. Oyun,ileri çıkışlardan birinde sol ayağın önüne vuruşu sırasında biter. |
KEÇİKİ
Genellikli düğünlerde oynanan keçiki kılıncı oyun türüdür. Merkez ilçe dışında daha yaygın oynanan bu oyun çok hareketlidir. Parmaklar tutuşturularak oyuna, sağ ayakla başlanır ve üç adım ilerlenir,sekerek ayak değiştirilir. Sol ayak bir kez öne vurulur,tekrar ayak değiştirilip sağ ayak kaldırılarak sabit kalan sol ayak çevresinde üç noktada ayak ucu ile yere vurularak sol ayağın yanına bitiştirilir. AYŞOKİ Kılıncı oyun türündedir. Keçiki oyununa benzer. Oyuna, sağ ayakla sağa yaylanarak başlanır. Aynı anda ellerle yaylanış istikametinde yuvarlak daireler çizilir,sağ ayak sol tarafa geçirilir, iki adım atılır ve sekerek ayak değiştirilir. Aynı figür sol ayakla ters tarafa doğru yapılır. Oyun sol ayak öne vurularak bitirilir. KOÇERİ Omuzlar bitiştirilerek eller arkada kenetlenir. Ayaklar hazır ol duruşunda dizlerden kırılarak yerli yerinde üç kez hafif, bir kez de tam kırılır. Bu figür belirli sayıda tekrarlandıktan sonra sağ ayakla bir adım öne çıkılır ve sol ayakla yere aynı noktaya üç kez vurulup sağ ayağın yanına getirildiği sırada sağ ayakla tekrar öne bir adım çıkılır. Bu figür üç kez tekrar edilir. Geri çıkış, sol ayağın geriye bir adım atılışı ile başlar ve üç adım sürer. Bu oyun, Merkez ilçe ve yakın çevresinde düğünlerde oynanır. ZEYNO El parmaklarının tümü geçmeli olarak bir birine kenetlenir. Kollar,dirsekten doksan derece öne doğru çıkarılır. Ayaklar birleşik olarak diz kapağından belirli sayıda kırılır yerden kesilecek şekilde sıçranır. Öne eğilip sağ ayak üzerinde sabit durularak sol ayağın ucu ile arkaya üç kez vurulur. Daha sonra doğrularak sol ayak tabanı ile üç kez de öne vurulur, sağ ayak üzerinde bir kez silkindikten sonra sol ve sağ olmak üzere ayaklar üzerinde üç kez ileriye doğru çıkılır. Üç adımın bittiği yerde sol ayak ile tekrar üç kez öne vurulur. Sol ayak ileriye doğru sallanarak geriye doğru, aynı şekilde,bu kez sekmeden geriye çıkılır. Aynı oyun bu şekilde sürer. |
BOTANİ
Kenetli oyunlardandır. Oyuna başlarken, kollar düz olarak arkadan, parmaklardan kenetlenir. Sol ayak önde üç kez öne hafif olarak yaylanılır. İki ayak dizlerden bir kez tam kırılır. İki kez daha yaylanılır Vücudun ağırlığı sol ayak üzerine verilerek, öne doğru meyledilir. Arkadaki sağ ayak öndeki sol ayağı geçecek kadar sallanır ve tekrar geri çekilirken dizden kırılarak yere değecek şekilde bükülür,vücut tekrar doğrultulur. Bütün bu hareketler yapılırken sol ayak önde hareketsiz tutulur. Bu oyun, Merkez ilçe ve yöresinde, düğünlerde oynanır. DENDİKBADE Kollar yana açılarak dirseği geçecek şekilde kenetlenir. Sağ ayak öne sallanır, aynı ayakla yana ve sağa doğru üç adım atılır. Aynı figür, sol ayakla yapılır. Bu figürler, birkaç kez tekrarlandıktan sonra oyun hızlanır. Sağ ve sol ayak üzerinde birer kez sağa ve sola ayak atılır, oyun bu şekilde sürdürülür GERANDİ Askeri dizilişte eller belde,sağ ayakla öne doğru adımlanır. Üç adım sonunda, sol ayak silkelenerek öne vurulur, eller belden çözülerek ayak ve el aynı anda çırpılır. Oyun bir süre böyle sürer. Dizilişte tek ve çift sayılı oyuncular, komutla bir birinden ayrılarak karşı karşıya gelirler. Oyunun başındaki figürler bu konumda da tekrarlanır. Her oyuncu karşısındaki oyuncunun eline çift elle aynı anda vurur. Bu figür birkaç kez tekrarlandıktan sonra oyuncular tekrar bir dizi şeklinde birleşir. Bu oyun, daha çok köylerde oynanır. YALKUŞTA Genellikle dört kişi ile oynanır. Oyun iki aile arasındaki kavgayı temsil eder. Bu oyunda, tek sıra halinde ileriye doğru gidilirken sol ayağın ileriye her atışında eller çırpılır. Oyuncular, birbirinden ayrılarak ikişerli, karşı karşıya gelirler. Gerandi oyununda olduğu gibi eller yerde çırpılır ve karşıdaki oyuncunun önüne kadar gidilip dönülür. Birbirlerini kovalarcasına süren bir gidiş dönüşlerde sıra ile, duran oyuncular gelenleri, tek ellerini havaya kaldırarak beklerler. Karşı sıradaki oyuncular, sol ayaklarını ileriye atıp sağ ayaklarını yerden sürükleyerek sol ayaklarının yanına getirirler. Bu figür üç kez tekrarlanır. Geriye doğru yaylanmanın sağladığı güçle karşıdaki oyuncuların ellerine vurulur. Daha sonra roller değiştirilir ve oyun aynı figürlerle sürer. MENDO Muş ve çevresinde kadınlar genellikle kol oyunları oynarlar. Bunun yanı sıra erkeklerin oynadıkları oyunların nispeten kolay figürlü olanlarını da oynarlar. Koçeri oyununa benzeyen “Mendo” oyunu, kadınların düğünlerde sıkça oynadığı bir oyundur. Bu oyunda kollar belden arkaya bağlanır. |
Muş'un Edebiyatımızdaki Yeri
Edebiyatta Muş Tabii güzellikleri ve köklü tarihine rağmen Muş'un edebiyatta yeterince işlendiği söylenemez. Cumhuriyet Dönemi'nde Muş ve çevresine görevle giden yazarlar ile Muş kökenli edebiyatçılar ve halk ozanları, eserlerinde Muş'tan söz etmişlerdir.Muş'u şiirlerinde işleyen başlıca ünlü şairler Ceyhun Atıf Kansu, Sennur Sezer, Tahsin Saraç, İsmet Özel ve Fazıl Hüsnü Dağlarca'dır. Muş kökenli şairlerin başlıcaları ise Burhan Garip Şavh, Nihat Aktaş, M. Salih San, H. Şükrü Bulakçıbaşı ve Nurettin Yıldırak (Prof. Dr.)'tır.Ceyhun Atıf Kansu, "Anadolu" adlı şiirinin ilk bölümü olan "Muş Ova-sfnda, Muş'un köklü tarihi kimliğiyle bu gününü içice anlatır.Anadolu'nun kapısı, gökyüzüne Ve bereketin kardeş ovasına açılan Selçuklu atlarıyla Yaşama umuduna bir halkın Yüzlerce yıl sonra bir gün geçersen Bak bakalım ne kalmış o şevkten Muş Ovası'nda toprak evlerde O sağlam buğdayın sevinci var mı? Bak bakalım doyuyorlar mı?Sennur Sezer, 1966 Varto Depre-mi'nden sonra yazdığı "Kara Türkü II" adlı şiirinin bir bölümünde Varto'lula-r'ın acısını paylaşır Yolumuz yokuş, gel gel varılmaz Anlaşılmaz dilimiz-kaba Küflenir acılarımız Elinize değmeyen ekmeklerce Dağ-taş Tahsin Saraç, çeşitli kitaplarında memleketini dile getirir. "Direnmeler adlı kitabında, "Yalın Acı" şiirinde Muş'tan ayrılışın hüznünü anlatır. "Sıcak Anılı Öykü" adlı şiirinde özlediği Muş'u ayrıldığı kadınla aynılaştırır. "Güneş Kavgası" adlı kitabının "Son Mavi Kuş" adlı şiirinde de doğduğu memlekete neden dönemediğini anlatmaya çalışır. Tahsin Saraç'ın "Sıcak Anılı Öykü" adlı şiiri şöyle: Ve şimdi banaBir tarçın tadındadtr artık anım Şu yaban yitikliğinde Muş'un Kara buz akşamlarında kışın Morarmış çocuk ellerinde İçilen bir sıcak çay, bir tarçınİsmet Özet, "Muş'ta Bir Güz İçin "Prelüdler" adlı sekiz bölümlü şiirinde, Muş'u bir mahpusun bakış açısıyla anlatır. Bu şiirin, güzün ve çekilen acıların sona erişini tasvir eden sekizinci bölümü şöyle: Kirpiklerinin ucundaki bulutlar Muş'ta güzün artık son kelimeleridir Yüzümde serin soluğunu duyuyorum dünyalı meleklerin Kar düşmeye başladığı tepelerimize Beyaz bir şiir için artık Tüfeğimi doğrultuyorum. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Malazgirt Sa-vaşfnın 900.yıldönümü dolayısıyla yazdığı "Malazgirt Ululaması" adlı şiirinde Muş'un köklü tarihi ile tabiatını iç içe işler. Bu şiirin, "Murat Suyu" adlı bölümünde Anadolu"nun Türkler için bir anayurt olduğunu dile getirir: |
Murat suyu bakar yükselen al ovaya
Kımıldar içinde uzak bir duyu Maviliğinden atar artık kurtulur kurtulmaz Korkuyu. Üzerine gecenin yansıması düşse de Yaprakların gölgesini yaşar, değişmez huyu Çeker suyunu en yeni köylerden Yeni evlenmiş bir çiftçinin açtığı kuyu Bu topraklardır işte ne güzel, Ötelerden gelmiş sürülerin doyduğu. Daha da dağ akar Selçuk atlan içtiğinden beri Murat Suyu Burhan Ga.ip Şavh, "Muş'un Kaderi" adlı şiirinde, Muş'un trajedisini dile getirir: Havası ho Suları serin, Bir şehir var uzaklarda, Ellerinde kaderin Gün görmüş Haçeş'lerin, Yeşil beyaz bir madalya gibi, Birlenir var uzaklarda, Dağların kalbi, Derdi var a dostlar. Çekilmez derdi o diyarın, Giden gelmiyor derler, Bu ne iştir ikide birde, Bir başka hal var o şehirde, Bir başka kader var havasında, Hep yanık türkülerle geçer ömür, Dağında yaylasında ovasında, Yollar boyunca bozuk düzen, Bir bitmeyen çile var yollar boyu İnsanları var o diyarın, Mütevekkil |
Yeşili yeşil, günü gün değil, Nice ocaklar yıktı bu dert. Bilmemki bu yol nereye vant, Olurmu böylesine mevsim, Havada bulut yok bu ne dumandır
Nihat Aktaş, "Muş'um" adlı şiirinda memleketinin maddi ve manevi güzelliklerini halk ozanlarının deyiş l, : zıyla anlatır: Buzlar çözülüyor ırmaklarından, Kalkmış uykusundan gerinir Muş'un Kan baruttur kokan sokaklarından Senin için canlar verilir Muş'um, Doğusunda Bitlis gölge eylemez, Karasu Murad'ı kimse eylemez, Aşıkları yanar yanar söylemez, Sende bir başka his belirir Muş'um Eteğinde kuzuların meleşir, Çar çayı Karasu'yla birleşir, Kerem, Aslı için burda dolaşır, Yolunda aşıklar devrilir Muş'um. Ak bağrını sapanımla sürmezsem, Alparslan'ı, Malazgirt'! bilmezsem, Her baharda gelir seni görmezsem, İnanki Nihat'ın delirir Muş'um M. Salih San, "Muş'un Kurtuluşu' adlı şiirinde Muş halkının işgale kaış; direnişini destanlaştırır. "Muş" adlı şıi rinde ise memleketinin geri kalmışlık tan bir gün mutlaka kurtulacağt inancını dile getirir. Ovası kadar engin sabırlı Haçreş'leri kadar yüksek onuıiu, Dik başlı açık sözlü, temiz kalpli Tu;;. Muşlu. Nasıl esir edilirdi?.. Bihaber, zalim, ezeli düşman, Kahraman Türk Muşlu'ya a/ıcık h, aman Gelin, gelinliklerini, Güvey, güveyliklerini, İhtiyar, asasını aldı o zaman Hasta yatağından kalktı, kaşını çattî, İntikam hırsıyla, Düşmana son bir defa da olsa, Ders vermek amacıyla, Ele geçirdiği tüfeğini, satirini, değneğini, Kesici ve vurucu nesi varsa aldı, Kendini Muş gönüllüleri arasına katî; Vurdu... Vuruldu.. Aziz toprağına kanını akıttı Fakat koymadın, güzel Muş'um düşman elinde. Gencinin, ihtiyarının hançer belinde tüfek elinde, Girdi, ata yadigarı şirin Muş'una Mağrur düşman, az zamanda dönmüştü tavus kuşuna, Ne çıkar... Vatan kurtulmuş, Muş kurtulmuş, c zaman Her çağda Türk böyle yapmış. Muş'ta erkek giyim-kuşamı sadedir "Şal" geleneksel erkek giyiminin en önemli unsurudur. Pantolonun yerini tutan "şal", bol paçalıdır, Geniştir, şalvarı andırır. Gömlek yerine giyinen renkli ve yakasız "işlik", "şal" gibi geleneksel erkek giyiminin bir diğer önemli unsurudur. Bele kalınca dokunmuş kuşaklar dolanır. İşlik, kiiot pantolon ve çizme, gençlerin tipik giyim-kuşamıdır. Orta yaşlılarsa, lacivert kumaştan bol paçalı pantolon. yırtmaçlı ceket ve yelekten oluşan takım elbiseleri tercih ederler. Kış aylarında ak yün çoraplar giyilir. Başlıca erkek ayakkabıları iskarpin, kaloş potin, "rogan" kundura ve "şippik" (talik), kışları da mest-lastik türü ayakkabılara rastlanır. Altın ya da gümüşten büyük köstek saat, başlıca erkek takısıdır.Köylerdeki erkek giyim kuşamı, kadın giyim kuşamına benzer biçimde geleneksel özellikler gösterir. "Şal-şepik" denen elbiseler yaygındır. Gömlek yerine yakasız, renkli işlik, pantolon yerine bol paçalı "şal" ya da büzmeli, bol, ayak bileklerine kadar uzanan "tuman" denen bir tür kilot giyerler. "Agal" denen renkli pusular başlık olarak kullanılır. Kış aylarında tiftik başlıklar ve desenli çoraplar Savaşta doğmuş, savaşta büyümüş, Vatan toprağını kendine mezar yapmış, Fakat yurt kurtulmuş, Otuzdokuz yıl evvel mayısın on dördünde, yıl 1917 Alparslan'ın armağanı, Doğu'nun incisi Muş. İşte, böyle savaşarak istiladan kurtulmuş. Kızlar gelinliklerini, Erkekler yeni elbiselerini giymiş, O gün Muş, bir bayram günü yaşamış. Ölenlerin ruhu şad, Güzel Muş, abat olmuş * * * Benim güzel memleketim, Şirin yurdum Muş. Uzun zaman görmedin seni, Hasretim yüzüne. Gördüğümde tanıyamadım doğrusu, İnanamadım gözüme. Adeta, Gençleşmişsin, Güzelleşmişsin. Yolun yokuştur derlerdi, Şimdi düz olmuş. Üstüne gün doğmuş, içine ümit doğmuş. Ovan altın, Yüzün ışıl ışıl... Lokomotif sesi duymazdı kulağın, Şimdi türküler söylüyor sana, demi-ryolların. Kış-yaz açık olmuş yolun, Hamdolsun. İyi gelmiş oluyor sonun. Ovamda fabrika bacaları görmek istiyor gözüm. İki gözüm, Kulaklarım da işitmek istiyor, Geriliğin tıkanan sesini. İleri, Durmadan ileri, DEMOKRASİ dediğin budur. Hemşerim, Asla dönmeyeceğiz geri. M. Şükrü Bulakçıbaşı, hece vez-niyle yazdığı "Muş" adlı şiirinde, Muşu tasvir eder ve Şehrine olan sevgisini anlatır. M üş'un etrafında dağlan yüksek Ölmeden Kurtik'İ bir daha görsek, Kızıl Ziyaret'te soğuk su içsek, Şerefettin'de peynir yesek ne olur. Dağlardan inipte geldim şehire, Ovasında yolum varır nehire, Karasu, Murat hayat verir şehire Irmağına kurban olsak ne çıkar. Kale mahallesi şehirden yüksek, Ölmeden parkında bir daha gezsek, Ramazanda topun sesini duysak, Atasına kurban olsak ne çıkar. |
Muratpaşa mahallesinde sürüler,
Köpekleri sürülerle yürürler, Kantereden oduncular gelirler, Karnesine kurban olsak ne çıkar. Dere Mahallesi'nde Çar çayı akar Güzeller burada çamaşır yıkar, Bir gün olur heyelan burayı yıkar, Milletine kurban olsak ne çıkar. Diğer mahalleleri, Kültür, Minare, Unutulanları atın kenara, Burada vardı cami minare, Camisine kurban olsak ne çıkar. Davuluyla, zurnasıyla, sazıyla, Oyun oynar erkeğiyle, kızıyla Hüner yapar cilvesiyle, nazıyla, Folklörüne kurban olsak ne çıkar. Koçeri'den, Zeyne'sine oynar oyunu, Gösterirler kadınları erkekleri boyunu, Sen YEMEN'e sor Muşlu'nun soyunu, Ecdadına kurban olsak ne çıkar. Prof. Dr. Nurettin Yıldırak, "Burası Muş'tur" adlı şiirinde, Muş'un trajik kaderini dile getirir: Havada bulut yok, yerde kar, Bin yıldır bekledik gelmedi bahar, Kentin üstüne dökülen keder, Bin yıl önceki hüzünle bakar. Sonbaharda havaya çöker duman, Kuşanır beyaz giysileri tüm sıradağlar, Yiğit bekçileri gibi bu yörelerin, Kuşa kurda vermezler aman. Baharda kımıldar toprak, yeşerir meşe, İpince dereleri süsler menekşe, Sarmaşık canlanır, güller pür neşe, Yürekte bir tutku kardeşe, eşe. Bir özlem, bir sevgi, bir aşk ateşi, Anamdan, babamdan, eşimden yüce Yaban ellere terkedilen Muş, Yüreğim sana yönelir bekler güneşi |
Muşlu halk ozanlarına antolojilerde pek rastlanmamaktadır. Hayatını Muş'ta sürdürmüş Bitlisli Müştak Baba, Giresun'un Bildor Köyü'nden olup Malazgirt'in Balkaya Köyü'ne yerleşen Hacı İbrahim Ejder ile Aşık Kerem, Muş ve çevresinin halk şiirini etkilemiş olan ozanlardır.Muş, asıl "Havada Bulut Yok" adlı Yemen Ağıtı ile ölümsüzleşmiştir. Anonim olan bu ağıtın sözlerinde, Muş halkının değme şairlere taş çıkaran duyarlılığı zirveye çıkmıştır.
Aşık Kerem: Muş ve çevresinde en sevilen aşıktır. Aşık Kerem, 'Aslı'nın dolaştığı yerleri gezip bir ağaç gölgesine oturarak seyrettiği Muş Ovası'nı şöyle dile getirir: Açıldı lâleler güller Güzel gider Muş Ovası Güzeller kol kola vermiş& Akar gider Muş Ovası Karasu akar boyunca Murat suyu gider ince Dolaşır gider boyunca Şen olası Muş Ovası Yaz gelince çayır çimen Güz gelince çöker duman Aşıkları eder figan Yanar gider Muş Ovası Muş Ovası Muş Ovası Garip aşıklar yuvası Edebiyatın Diğer Dallarında Muş Katip Çelebi, "Cihannuma" adi; seyahatnamesinde Muş'u şöyle anlatır: Cennete dönmüş bu ağaçlık yerle , Eteklerinden akan sularsa kevsoı cm bi, Şenlendirir gönülleri, sükûnet! ve güzel kokusuyla, Ve yıkanır toprakları bu suîaıfa kirden, dertlerden, Her sene yeşerir Seyhanlar, o /urnrui yerlerde, Ve her yer nazlı, her yer mmc! :udi güzel, Kuşların otlağıdır o ülke Dost olmuş orada aslanlarla kuşlar Sarı sularla yıkanmış sanki topraklan Zaferane boyanmış, o topraklar sao-ki Halil Aytekin, "Doğu'da Kıtlık Vaıüı adlı seyahat, inceleme ve röportaj Kitabında, Doğu Anadolu'nun yapısın! aktarır. Bu kitabın "İşte Doğu" acjiı seyahat notunda Muş istasyon'uruia şahit olduğu bir olayı anlatırken Doğu'nun şıhlık düzenine ve yo;e halkının bilinç düzeyine temas ede?Muhtar Körükçü, "Teber Oğlu Ömer" adlı hikayesinde Muş"un katlı tabiatının yol açtığı acı bir olayı anlatır.Firuzan, "Münip Bey'in Günlüğü" adlı hikayesinde, İstanbullu bir memurun hatıra defterinden Muş'un monoton kış günlerini dile getirir.Mustafa Balel, ise "Horozlu Ayna' adlı hikayesinde dayı-yeğen iki Muş'luyu anlatır. |
Muş Yöresi Manileri
manileri Muş yöresi manilerinde mahalli ağız özellikleri hakimdir. Mahalli dilde söylenmiş manilerde sevdalar,ayrılıklar dile getirilir Muş7un tabii özellikleri manilerde geniş ölçüde işlenmiştir. Altın üzüğün yanı Durmer parmağın kani Deme ki unutmuşam Sıfteki sevdan hani Men babamın kızıdım Sandıktaki bezidim Ele kaldırdı attı Sanki elin kızıdım Yanan men yanan men Uluşmadım yanan men Mezarın derin yaptır Gelem girem yanan men Tandırımı yandıram Sevdiğimi kandıram Elin elimde olsun Dediğin yerde duram Kaleli Kantareli Sen dertli men yarali Gittim tabip yanına Tabip menden yareli Defe vuram zımlesin Aşık olan dinlesin Sevdoğunu almıyen Hiç evlendim demesin Yağmur yağdı petare Kalkın gidah sıtare Men garip eşim garip Hu da bize kurtare Kaleden indim ancak Göğsünde sarı sancak Ne kız oldum ne gelin Toprağa girdim ancak İki duvar arasi Buldum gavur parasi Kızın gönlü var iken Ne karışir babasi Bent duvari bent duvari Olmişem bent duvari Kaşların hayraniyem Gözlerin bende vari Bak almenin hasına Al düşmüş arkasına Yarim suya gidende Vuruldum arkasına Hu geldi hu geldi Bendi bağla su geldi Ellerde toy düğündür Bize haktan ne geldi Yağmur yağar taşlara Vurgunem kardaşlara Olmuşam kanatsız kuş Konardım ağaçlara Yağmur yağar gol olır Yolculara yol olır Gidin anama deyin Ağlamasın kor olır Karlı tipili dağlar Dal fesimi yar bağlar Bu dertler ki mende var Eçiden duyan ağlar Su gelir bendi döğer Göğer bostanım göğer Ben burada garip düştüm Her gelen meni döğer |
Yol üstünde duraram
Men boynumu buraram Gelen geçen yolcudan Men yarimi soraram Düzmahallesi düz ayak Kalkın gidah yalıneyak Oyarın toyu oler Hep beraber öyniyak Kekliğim ötar gelir Tüyünü töker gelir Hakikatli yar ole Dağları deler gelir Akşam oldu akşamlar Suya iner tavşanlar Evli evine gider Garip nerde akşamlar Armut ağaci deste Dibinde düştüm haste Ben haste yarim haste Şerbetim kaldi taste Alme attım karşiye Yuvarlandi çarşiye Muş’umuza tel gelmiş Kizlar kale turşiye Bu daglarda tavuşan Yolver yare kavuşam Gün gele devran döne Mende yare kavuşam Bu dagda kuş oturur Kuş kuşa yem ***ürür Bildir ki şat göynümde Bu yil baykuş ötüşür Bahar olsun gül olsun Yar yollari gül olsun Doksan dokuz yarem var Bi de sen vur yüz olsun Bu dagin kari menem Yel vurur erimerem Gidin anama deyin Gülmemiş ogli menem Derdekerem derkerem Rabbimdir derdekerem Tarlam gam çiftim keder Sördükçe dert ekerem Bu dagi aşam dedim Aşam dolaşam dedim Bir vefasiz yar için Aleme paşam dedim Başinda puşan kurban Dudagan dişan kurban Istedim vermediler Eşen yoldaşan kurban Çimen yerde çimen yerde Soyunam çimen yerde Yare peşmal olaydim Soyunam çimen yerde Daglari daglasinlar Men ölem aglasinlar Yarimin mendilinan Çenemi baglasinlar Dagbaşinda çedene Yuku girdi bedene Kaynanam izin vermez Kalkam giden odame |
Dereler gölgelendi
Sinen kane bulandi Ezrail can alende Yar boynuma dolandi Giderim gidişindir Yillarim görüşümdür Egil gözlerin öpem Belki son görüşümdür Bülbülem bag gezerem Mecnunam dag gezerem ****en yerde yarem var El bilir sag gezerem Bala sarhoş bala sarhoş Beşikte bala sarhoş Buraya bir nalbant gelmiş Mih vurur nale sarhoş Bahçelerde kelem var Ardimizda gelen var Eski yari unuttum Yenilere selam var Bingöl’e yar Bingol’e Sular akar Bingol’e Yar soyunmuş yikanir Oglan sende gir gole Bahçede barsiz adam Ayvasiz narsiz adam Kalaysiz kaba benzer Dünyada yarsiz adam Deryalar dalgalandi Derdim ziyadelendi Yarimden ayrilali Cigerim parelendi Elma attim narliga Geldi düştü yüklüge Benim abem küçüktür Dayanmaz askerloge Geceler geçti benden Aç gözüm doymaz senden Kafir putundan dönmez Ben nasil dönem senden Gecenin yarisidir Ömrümün yarisidir Güzel bir insaf eyle Insaf din yarisidir Garibem yoktur arkam Kanadim yoktur kalkam Çikam daglar başina Yarim nerdedir bakam |
Gir baga boyun görem
Elin uzat gül verem Cigerim kebap oldi Yar seni nerde görem Kale başinda tandir Yandir Allah’ım yandır Meni güğercin eyle Yarın yanına kondur Gine men gine men Doldur içem gine men Geçti ömür buldu Kemal Genç olmaram gine men Güğercin yumurtasi Yarimin sedef tasi Yedi kardeşim öle Yare tutaram yasi Gül üşüdü gül üşüdü Kar yağdı gül üşüdü Meni dertlere salan Oyarın gülüşüdü Gül yüzün aydır bana Kaşların yaydır bana Men ölsem canım kurban Sen ölsen vaydır bana Hu geldi hu geldi Bende bağla su geldi Ellerde toy düğün var Bize haktan bu geldi İpek kumaş takmerem Yaralıyem ağlıyem Neştirlenmiş yaremi Gül yerine kokliyem Karadır kaşın ördek Yeşildir başın ördek Her gün çüt çüt gezersin Hani yoldaşın ördek Karlı tipili dağlar Dalfesimi yar bağlar Bu dertler ki mende var İçinden duyan ağlar Kaşların karasi Gözlerin elasi Hekimi Lokman gelse Yoktur bunun çaresi |
Kalenin alimleri
Ne hoştur talimleri Gül oldi toy kuruldi Yalandır düğünleri Sabahtır Gülüzardır Bülbülü gül kızardır Bu menim kara bahtım Oyare ahuzardır Sabah oldi uyan var Gel yastığa dayan var Yastık seni tutamaz Gel bağrıma dayan yar Mavi boncuk düzerem Oturmişem dökerem Yarin geldi deseler Ufak ufak tükerem Otları biçen tırpan Hacılar keser kurban Yarim toprağa girmiş Toprağan taşan kurban Rıhan ektim duvare Bülbül gele suvare Evvel kaderin bilmedim Şimdi oldum divane Sivik uci kuş puni Oldum yarin düşkünü İsterem yanan gelem Yalın ayak kış günü Sabah horozu banlar Dinleyim Müslümanlar Yarim küsmüş gidiyor Koymeyin Müslümanlar Ses verdim sesten oldum Gögerdim bostan oldum Bi vefasız yar için Kendimi dostan ettim Sabahtır sabahlığon Kimden alam Sağloğun Bağla kuş kanadına Gönder gelsin yağloğun Sabah oldi uyan yar Kalbime kan koyan yar Dilerem murat alme El sözüne uyan yar Sıra sıra siniler Kınelerden geldiler Men yare ağliyende Eller üstüme güler Sürme meni sürme meni Kapıdan sürme meni Eski emektarınam Çek gözan sürme meni |
Yaramas yaramazdır
Ok değmiş yaram azdır Cümle yaram sağaldi Bir yaram yaramazdır Şeftali şitil ettim Yareme fitil ettim Ölüm Allah’ın emri Mevlama şükür ettim Yol gelir fani fani Kaldır güzel yorğani Yastık kurbanın olam Hani döşek sultani Yarami dağladılar Gözümü baladılar Men mezara gidende Peşimden ağladılar Mendilim benek benek Ortasi çarkı felek Felek evin yıkılsın Ne don kaldi ne könek Karyolanın eteği Tel tel olmiş ipeği Sendemi adam oldın Mahallenin köpeği Mendilinin ucu çivit Men seni sevdim igit Sevdimde alemedim Belki ölesen igit Maydonos bağladılar Ciğerim dağladılar Men seni almazdım Başıme bağladılar O dede hasırım var Tarlede mısırım var İtin köpeğin kızi Menim ne kusurum var Su bağladım tutloğe Getti değdi yükloğe Bizim oğlan küçüktür Dayanmaz evliloğe |
Rafdan aldım mekesi
Kestim gömlek yekasi Bizim evden görünür Sevdoğumun odasi Bizim bağ üzüm tutar Üzümü salğum tutar Ne babende merhamet Ne menim üzüm tutar Şirazdır şirazdır İsfahandır şirazdır Tıfıl ağlar süt ister Hemen küçük şirazdır Turnalar kakar olmiş Yurdundan gider olmiş O yar burdan gideli Derdim beş beter olmiş Tendrimi yandıram Sevdiğimi kandıram Elin elimde olsun Dediğin yerde duram Yar geldi gece getdi Yukladım gece getdi Can verdim emek verdim Emeğim puce getti Baba menden bar ister Heç olmedan yar ister El değmemiş bostandan Baba kalkmış bar ister Su ahar hışır hışıır Abem pantor değişır Kurban olam abeme Ne geyede yakışır Bülbül bir sari kuştur Sesi sareye hoştur Kınemeyin bulbülü Aşıklık naçar işdır Kurdigin kari menem Gün vurar erimerem Gidin anama deyin Gülmemiş oğli menem |
Muş Gelenekleri
SOSYAL HAYATTA MUŞ Muş ve çevresinin sosyal hayatında geleneksel yapı hakimiyeti sürmektedir. Tarihe bakıldığında Türk Devlet geleneğinin en köklü ve en belirgin yapısı olan aşiret unsuru özelliğini halen korumaktadır. Zira Türk devletleri Tarihinde, aileler birleşip obaları; obalar birleşip aşiretleri; aşiretler birleşip oymakları; oymaklar birleşip beylikleri; beylikler birleşip devletler oluşturuyorlardı. Bu noktadan hareketle töreler inançla birleşip önemli bir konuma gelmiş özellikle köylerimizde bu hayat biçimi sosyal yapıyı güçlendiren bir faktör olarak karşımıza çıkar |
DOĞUM TÖRENLERİ:
Muşlular esasen kalıplaşmış ve eskiden beri devam ede gelen birçok merasimleriyle kendi gelenek ve göreneklerini devam ettirmektedirler. Doğum törenleri de modern tıbbın hayatımıza girmesiyle unutulmaya yüz tutmuştur. Doğuma Hazırlık: Doğumun olacağı ev büyük bir temizlik yapılarak hazırlanılır. Güzel kokularla evin havası değiştirilir. Anne adayı yıkanır ve yeni elbiseler giydirilir. Göbek annesi (Çocuğun göbeğini kesen) denilen çok çocuklu anneler ve tecrübeli nineler davet edilir. Komşuların hazırlamış olduğu çörek ve yemekler, gelen misafirlere ikram edilir. Doğum zamanı yaklaştığında evin yeme içme ihtiyaçları genellikle komşular tarafından karşılanır. Sofra hazırlanarak anne adayının evine getirilir. Bu durum doğum gerçekleştikten sonra yedi gün boyunca devam eder. Doğum müddetinden kırk gün sonra ya da kırkı çıktıktan sonra baba, yeni doğan bebekle birlikte eşini kayınpederine ***ürür. Belli bir süre geçtikten sonra ya kendisi ya da kayınpeder tarafından eşi ve çocuğu geri getirilir. |
DOĞRUM SONRASI TÖRENLER:
Ad Verme : Çocuğun doğumunu müteakip 3-7 gün içerisinde özellikle baba (damat) tarafının büyükleri ve anne (gelin) tarafının büyükleri, bebeğe isim verilmesi için davet edilirler. Büyüklere danışılmadan ve onay alınmadan büyüklerden herhangi birinin adının bebeğe verilmesi hoş karşılanmaz. Bebeğe isim verilirken, kundaklı bebek kucağa alınır. Sağ kulağa ezan, sol kulağa tekbir okunarak bebeğin ağzına kızılcık ya da içinde şeker eritilerek hazırlanan sudan verilir. Bu merasimin sonunda çocuğa ismi verilir. Doğan her çocuk için maddi durumları iyi olan ailelerce ‘Hakika’ denilen kurbanlar, fakir ailelere dağıtılmak amacıyla kesilir. Ayrıca yakın komşular yemeğe çağrılır. BEŞİK: Bebek dünyaya geldikten 40 gün sonra anne ayağa kalkarak evin dışına çıkar. Loğusa annenin, anası kız kardeşi babasını evlerine gönderme amacı ile bu merasim düzenlenir. Kırkıncı günde eve yakın komşular ve akrabalar davet edilir. Her davetli yanında çocuk için giyim, beşik aksesuarları çeşitli hediyeler getirirler. Bu hediyeler arasında nazar boncuğu mutlaka bulunur. Getirilen bu hediyeler, önceden hazırlanmış beşiğe ya da yastığa iliştirilir ve hayır duada bulunulur...Misafirlerin gitmesinden sonra yaşlı ve saygın bir bayan tarafından (genelde loğusa annenin kayınvalidesidir) bir leğende ‘Kırk Suyu’ hazırlanır. Çocuğun saçını kesmekle görevli kişice çocuğun saçı kesilir ve çocuk yıkanmaya alınır. Tas veya büyükçe bir tahta kaşıkla su, ‘Kırk Suyu’ndan dua ve niyazlarla alınıp çocuğun başına dökülür ve annesinin ziynet eşyalarının batırılmış olduğu ılık suda yıkanır. Daha sonra yıkama işini yapan hanım tarafından bir defa sallanır ve kurulanıp pudralanarak giydirilir ve kundaklanır. Bebeğin tıraşındaki saçı toplanarak tartılır. Bu saçın ağırlığınca altın, gümüş ya da para, tıraşı yapana verilir. Zengin aileler de adak kurbanı keserek etini yedi yoksul aileye dağıtırlar. Bebeğin saçı ise yeni bir beze sarılıp saklanır. |
Sünnet Merasimi:
Eğer bebek erkek ise, masraflarını üzerine alan bir yakının kirveliği eşliğinde sünnet ettirilir. Sünnet zamanı bebek ya bir haftalık iken ya da yedi yaşına kadar bekletilebilir. Kirve olanın bütün ailesi de sünnet olan çocuğun ailesinin kirvesi sayılır ve yeni bir yakınlığın doğmasına sebebiyet verir. Bu gelenek karşımıza çok eskilerde yaşanan ‘Putlaç’ geleneğinin uzantısı olarak çıkar. (Putlaç, kirvelik geleneğinde kirvenin ailesi ile çocuğun ailesi arasında, - İslam’dan gelen bir hüküm olmamasına rağmen- kız alıp vermeme ve kirveliğin akrabalık derecesine vardırılmasıdır.) Diş Hediği: İlimizde çocuğun ileride hangi mesleği seçeceğini belirlemek amacıyla veya gurbette bulunan çocuğun hal ve durumunun nasıl ya da ne şekilde olduğunu anlamak için uygulanan bir takım pratik ve yorumlara dayalı fal şeklidir. Çocuk ilk dişini çıkardığında yakın akrabalarının katılımıyla ‘Diş Hediği’ adı verilen küçük bir merasim de çocuğun önüne her birisini ayrı mesleği temsil eden bıçak, kalem, kitap, bilezik, ekmek gibi nesneler bırakılır. Çocuk bunlardan hangisine uzanır ve alırsa ileride o mesleği seçeceğine inanılır. Eğer çocuğun diş çıkardığının farkına ilk annesi varır ve bir büyüğe sürpriz yaparsa çocuğun dişlerini gören ilk kişinin de çocuğa hediye alması usulden de olsa gerekli hale gelir. |
EVLENME GELENEĞİ:
İlimizde ataerkil aile düzeni hakimdir. Bu nedenle geleneksel olan görücü usulü ile evlenme Orta Asya’dan gelen bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkar. Bilindiği üzere Dede Korkut Destanlarından Bamsı Beyrek, evlendirilmek istendiğinde babası, Kanlı Kocaya evleneceği kızın vasıflarını ve bu vasıflar doğrultusunda evleneceğini, kızı görmeye bu şekilde gidebileceklerini ifade etmiştir. Hatta, günümüzde izleri yavaş yavaş silinmeye başlayan Beşik Kertmesi olayının benzerine de Dede Korkut Destanlarından Bamsı Beyrek hikayesinde rastlıyoruz. Kız Görme (Bakma): Kız görmeye (bakmaya) erkek tarafının büyükleri karar verir. Aracılara müracaat edilir. Kız tarafına yakın (genellikle akraba) birinin vasıtasıyla ya haber gönderilir ya da beraber görücü gidilir. Görücü gidenler, kızın ev içerisindeki hal ve hareketlerini, güzelliğini gözlerler. Kızdan, el ve ev işlerindeki becerilerini görmek amacıyla işlediği nakışları göstermesi istenir. Usulen su istenir. Su verirken gelişine, yürüyüşüne; suyu verirken duruşuna dikkat edilir. Kız da bu konularda dikkatli ve eğitimlidir. Suyu ikram ederken elini göğsüne koyar ve saygıyla hafifçe tebessüm eder. Bunu bardağı geri alırken de yeniler. Bu hareketler, kızın aile terbiyesi ve inceliği açısından önemli göstergeler olarak kabul edilir. Görücüye gelen misafirler giderken yine gelin adayının ayakkabılarını nasıl önlerine koyduğuna dikkat ederler. Kız İsteme ve El Öpme: Bu konu iki aile arasında ortaklaşa tespit edilir. Genellikle Perşembe günleri kız istemeye gidilir. Günümüzde hafta sonları da ‘kız istemeye’ dahil edilmiştir. Erkek tarafı yakın akraba ve komşularının ileri gelenleri ile birlikte erkekli kadınlı yatsı namazından sonra kız evine giderler. Erkekler ayrı bir odada toplanırlar. Yapılan ikramlar özellikle kabul edilmeyip önce hal hatır sorularak erkek tarafının en yaşlı olanı söze başlar - Efendim siz bize buraya neden geldiğimizi hiç sormadınız?.. Kızın velisi biraz sıkılgandır. Hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Misafire niçin geldiniz diye sormak bizim gelenek ve göreneklerimizde yeri yoktur, ayrıca bunu sormak bize düşmez. - Eh o halde biz buraya niçin geldiğimiz açıklayalım: Biz buraya Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızınız .......’yi oğlumuz .........’e istemeye geldik. Kulun takdirinden çok Takdir-i Huda önemlidir. Rızayı-i Bariye itaat etmek gerekir. Hz. Peygamberimiz ‘evlenin’ diye buyurmuşlardır. Bu sünnette uymak muteberdir. icap etmesi durumunda diğer misafirlerde söze karışırlar. Neticede kızın babası kendi ev halkının ve kızının görüşünü de aldıktan sonra ve uygun görülmüşse şunları söyler: “Misafirler siz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Siz böyle uygun görüyorsanız ben de; bir kızdır size kurban ettim. Allah mutlu ve hayırlı etsin” diyerek rızasını bildirir. Bunun üzerine erkek tarafının en genci kız tarafının en büyüğünden başlayarak ellerini öper. Bu törene ‘el öpme’ denir. Bu arada hazırda bekletilen fakat başta kabul edilmeyen ikramlar yeniden talep edilir ve koyu bir sohbet ortamı sağlanmış olunur. - Kadınları bulunduğu odaya da haber salınır. Erkeğin annesi, babası veya bacısı gelin adayına söz yüzüğünü takarlar. Çeşitli ikramlardan sonra erkekler arasında gelin adayı tarafına istenen hediyeler konuşulmaya başlanır. Bu hediyeler genelde at, silah,takı ve başlık parası kararlaştırılır. Bazı yörelerimizde başlık parasına”Süt Hakkı” denir. Bu adetler günümüzde unutulmaya yüz tutmasına rağmen az da olsa bazı köyler de bu adetler halen sürmektedir |
Şerbet İçme:
Nişan törenine yörede ‘şerbet içme’ denilmektedir. Bu tören genellikle Pazar günleri yapılır. Erkek tarafı, eş-dost dolaşarak ya da koçurgan (davet edici) vasıtasıyla tören duyurulur. Şerbet İçme töreni kızın evinde yapılır. Erkek evinden en az iki kadın şerbet ezmek ve dağıtmak üzere sabah erkenden kız evine gider. Erkek evinden getirilen şeker, suda eritilir ve şerbet renklensin diye içine kızılcık şekeri katılır. Şerbet ikramı sırasında biri misafirlere kuru, diğeri ise ıslak havlu tutarlar. Erkek tarafının davetlileri öğleye kadar törene katılırlar. Misafirler, erkeğin babası ve mahallenin hocası tarafından karşılanır. Şerbet, gümüş kupalarda ikram edilir. Erkeklerin töreni bitince, kadınlarınki başlar. Tören gece yarısına kadar sürer. Kadınlar,önce erkek tarafının evinde toplanırlar. Sonra topluca kız evine giderler. Burada önce eğlence faslı başlar; kadınlar bir ağızdan oyun havaları söyleyip def çalarlar. Bu şenlik vakit ilerledikçe nişan yapılacak yere doğru kayar. Erkek tarafının eşya sandığı odanın ortasına konulur. Sandık açılır, içindekiler teker teker gelen kadınlara gösterilir. Takılar gelin adayına takılır. Buradaki tören böylece sürer gider. Sabah kız tarafı bir sürahi şerbetle nişan yüzüğünü erkek evine yollar. Damat adayı nişan yüzüğünü parmağına takar ve yüzüğü getiren kadına şerbet ve bahşiş verir. Nişanla düğün arasında geçen her ayda ‘Pay Töreni’ (Gelin Görme) yapılır. Erkek evi, bir tepsi kurabiye, baklava, tatlı, elbise, bilezik, terlik gibi hediyeler gönderir. Güveyi Giydirme: Düğün genellikle çarşambadan başlar. Davetlilerin öğleyin güveyin evinde toplanmalarıyla ‘Güvey Tıraşı’na başlanır. Berber tıraşa başlayınca sesi güzel olanlar yanık türküler okurlar. Berber bahşiş almak için ‘ustura kesmiyor’ diye birkaç kez durur. Tatmin edici bahşişini aldıktan sonra tıraşa devam eder. Tıraştan sonra damadı giydirme işlemine başlanır. ‘Damatlık’ elbiseler, güveyin başı üzerinde üç kez dolaştırılarak tek tek giydirilir. Güveye elbiseleri sağdıçlar giydirir. Güveyin iki sağdıcı olur. Bunlardan biri evli, diğeri ise bekar olur. Damatlık giydirildikten sonra sağdıçlardan biri damadın sağ koluna girerek gelen davetlilerin önünde saygı gösterisi olarak durulur ve ilk önce aile büyükleri olmak üzere büyük olanlarının elleri öptürülür. Bu törenin ardından topluca yemek yenilir. |
Gece Düğünü:
Gece düğünü, yatsı namazından sonra başlar. Misafirler hep beraber çalıp eğlenirler. Eğlence aracı genellikle davul–zurnadır. Bu arada damadın sağdıçlarının yerine oturmak isteyen ya da sağdıçların iyi hizmet etmediklerini gören davetlilerden biri, çarşıdan bolca yemiş alarak döner ve sağdıçlara şöyle der: “Bu yemişleri şimdi dağıtacağım. Ya bedelini ödersiniz, yada biriniz yerinden kalkar, sağdıç ben olurum.” Yemişler dağıtılır. Sağdıçlar da bedelini öderler. Yemişi çarşıdan alıp getiren kişi düğünü terk eder. Eğer sağdıçlar yemişin karşılığını ödememişler ise biri yemişi getirene yerini bırakmak zorunda kalır. Ama yerini bırakma çok büyük bir hakaret olarak kabul edildiğinden, yeri terk etmektense neyse bedel ödenir. Kına: Gelinin baba evinden ayrılışın ilk işaret kına yakmak törenidir. Gece düğün sürerken kına töreni yapılır. Düğün evindeki davetlilerden kadınlı erkekli bir bölümü kız evine gider. Erkekler ve kadınlar ayrı odalarda eğlenirler. Kadınlar, ***ürdükleri çerezleri misafirlere dağıttıktan sonra bir tepsi içinde kına getirilir. Tepsinin çevresi mumlar ile donatılarak ortaya konur. Gelinin ellerine ve ayaklarına kına yakılır. Kına yakılırken gelinin annesi tarafından hediye olarak gelinin kınalı eline altın bırakılır. Bu arada yanık türküler, maniler... okunur. Bu türkülerin en yaygını evden ayrılan kızın annesine hitaben söylediği “Hıneyi Getir Ane”dır: Hıneyi getir ane Parmağı batır ane Bu gece mısafıram Al koynan yatır ane Maydanoz bağladılar Ciğerim dağladılar Men şoförü almazdım Başıma bağladılar Kalede var çeperler Çepere su seperler Uzak yoldan geleni Terli terli öperler |
Geleneksel El Sanatları
Muş'ta geleneksel el sanatları, il folklorunun temel unsurlarından biridir. Bazıları zamanla unutulmuş olmasına rağmen, çok sayıda el sanatı günümüzde de canlılığını korumaktadır. Bugün Muş'ta yaşayan başlıca el sanatları kilimcilik, halıcılık, semercilik, keçecilik, çorap ve hasır örmeciliği ile boncuk ve dantel oyacılığıdır. Kilimcilik: Halıcılıktan önce gelişen bir dokuma türüdür. Kilim, halıya göre daha ucuz ve daha hafiftir. Katlanması da kolaydır. Bu nedenle ilde, yaygın olarak kullanılan bir ev sergisidir. Kilimciliğin Muş'a ilk ne zaman geldiği bilinmemektedir. Muş'ta bugün Merkez İlçe'nin Kızılağaç Bucağı ile Mercimekkale Bucağı'na bağlı Yağcılar Köyü'nde ve bu yerleşimlerin yakın çevresinde dokunmaktadır. Halıcılık: Halıcılığın Anadolu'ya Selçuklularca girdiği kabul edilmektedir. Muş'ta bugün dokunan halılardaki hakim motifler, bu genel kabulü doğrulamaktadır. Geçmişte, yaygın bir sanat olan halıcılık, zamanla önemini yitirmiştir. Halıcılık, 1970'li yıllarla birlikte Halk Eğitim Merkezi ile El Sanatları Merkezi'nin yoğun çabalarıyla yeniden canlanmıştır. 1986'da da Muş Valiliği'nin soruna el atması, halıcılığa yeni bir dinamizm kazandırmıştır. Muş'ta halıcılık Merkez İlçenin Mercimekkale Sürügüden ve Çiçekli köyleriyle Varto, Bulanık ve Malazgirt ilçelerinde yapılmaktadır. En çok dokunan halı tipleri Isparta, Hereke ve Bünyan'dır. Hakim motifleri ise Türkmen, Yörük, Kula, Yedi Dağın Çiçeği ve Asmalı Laledir. Keçecilik: Geçmişte yaygın bir ev sergisi olan keçe, zamanla daha az kullanılır bir sergi türü olmuştur. Çoban abası olarak kullanımı daha yaygındır. Keçe, ilkel usûllerle yapılır. Muş'ta bugün keçecilik sanatını sürdüren yalnızca bir sanatkâr kalmıştır. Semercilik: Muş'ta semercilik çok eskilere dayanır. Geçmişte, başta odun olmak üzere her türlü yük taşımacılığında eşek kullanılırdı. Eşekle taşımacılıkta ise semer, vazgeçilmezdi. Bu da semercilik sanatının canlı kalışının en önemli sebebiydi. Teknolojik gelişme, Muş'ta bu geleneksel sanatın zamanla sönmesine ve unutulmasına yol açmıştır. Çorap örmeciliği: Muş'ta örme çorap, günümüzde de önemini sürdürmektedir. Bu el sanatının canlılığını korumasının temel sebebi, kışları çok sert geçen ilin karasal iklimidir. Çorap, genellikle beş şişle örülür. Topuk ve parmak uçlarının örülmesi, büyük beceri gerektirir. Düz, tek renkte örüldüğü gibi, boğaz ve parmak uçlarına değişik renklerde motifler işlendiği de olur. Genellikle ihtiyaca dönük olan çorap örmeciliği, çok az da olsa piyasa için üretilmektedir. |
Hasır Örmeciliği:
Muş'ta, günümüzde de yaygın olan bir el sanatıdır. Sazlıklardan elde edilen ve "Çil" diye adlandırılan bir bitkiyle yapılır. Önemli bir ev sergisidir. Yaz aylarında yere çıplak, kış aylarında ise kilim altlarına serilerek kullanılır. Beton ve toprak döşemelerde, rutubeti önlemek için kilim ve halı altlığı olarak kullanılmaktadır. Hasır, Muş'ta en çok Hasköy İlçesi'nin Korkut Bucağı'na bağlı Sazlıkbaşı Köyü ve çevresinde örülmektedir. Boncuk ve Dantel Oyacılığı: Muş'ta oyacılık, ev kadınlarının en önemli uğraşılarından biridir. En yaygın iki oya türü boncuk ve danteldir. Boncuk oyası işler, Muş'ta hem iğne hem de tığla yapılır. Özellikle genç kızların ilgi gösterdiği, çeyizlerin vazgeçilmez parçaları olan ve gelin gidilen evin akraba ve yakınlarına armağan edilen boncuk oyaların başlıca türleri şunlardır: Çilek, Karanfil, Biber, Fener, Kuş Bacağı, Çifte Yaprak, Böğürtlen, Doktor Gözü, Mısır ve Yılandır. Dantel oyacılığı da boncuk oyacılığı kadar yaygındır. Genellikle tığla yapılır. Dantel, yastık başlarına, karyola örtüsü eteklerine, perdelere, elbiselerin kol ve eteklerine süs olarak eklendiği gibi, ayrıca televizyon, masa, sehpa, büfe gibi ev eşyalarının üzerlerine bir estetik unsur olarak da örtülmektedir. MAHALLİ GİYİM KUŞAM Muş’ta geleneksel özellikler giyim kuşamda da açıkça görülür. Şehirdeki giyim kuşamdan bazı farklılıklar gösterir. Genellikle dokuma elbiseler yaygındır. Konfeksiyon giyim yaygın olmasına rağmen, evlerde yada terzilerde diktirilen ısmarlama elbise giyim önemini korumaktadır. Başlıca örgü giyimler ise kazak, süveter,çorap ve eldivendir. Kadın Giyimi Muş’ta kadınlar, giyim-kuşamlarına özel bir önem verirler. Ağır ve pahalı, özellikle kadifeden elbiseler tercih edilir. Elbise boyları uzundur. “Melekof” denen iç gömleği, Muş kadın giyim kuşamının önemli unsurlarındandır. Altından ziynet eşyaları takınma yaygındır. Beşibirlik, gramsiye, zincir, kolye, bilezik, yüzük ve ‘sırga’ denen küpeler, en çok kullanılan takılardır. Genç kızlar ve gelinler, boncuk yada oya ile çevrilmiş ‘leçek’ denen yazma yada ‘krap’ denen ipekten başörtüsü bağlarlar. Tesettür için bir tür çarşaf olan, renkli ipekten ‘şal’ örtünürler. Şemsiye, çokça kullanılan bir kadın aksesuarıdır. Yaşlı kadınlar ise başlarına ‘kofi’ denen bir tür fes giyerler. ‘Kofi’nin en önemli özelliği, alna gelen ön yüzündeki “kıntik’ denen altın dizileri yada pullardır. Yanlardan da ‘şal’ denen kara ipek püsküller sarkar. Varlıklı kadınların ‘kofi’lerinde altın dizi, yoksullarınkinde pul vardır. Kofinin başa yakın kısmında altından yada gümüşten yapılmış dairemsi bir levha vardır. Bu levhanın boyutu, tıpkı altın dizi yada pullar gibi varlık seviyesinin bir işaretidir. Kofi, çene altından ipekten yada lastikten bir bağla bağlanır. Şehir de kadınlar, iş yaparken önlük giyerler. Bazıları da fistanlarını geniş bir şalvarı andıran pijamalarının içine sokar, öyle çalışırlar. Köylerdeki kadın giyim kuşamı, tamamıyla geleneksel özellikler gösterir. İpekli ve simli kumaşlara ilgi büyüktür. Üst üste üç dört kat entari giyilir. En üsteki entarinin önü açık ve etekleri kıvrımlı ve işlemelidir. Dikiş yerlerinde renkli kaytanlar bulunur. Bele, ‘palaşka’ denen bir tür kemer dolanır. Yanlarında püskülleri olan ‘şehre’ de yaygın olan bir tür kemerdir. Başa giyinen ‘kofi’de, genellikle birkaç ‘krep’in üst üste bağlandığı görülür. Genç kızların saçlarını örmeleri günümüzde de sürmektedir. Şehirdeki takı türleri, köylerde de yaygındır. Ne var ki, köylerde takılar, özel günlerde kullanılır. Burna yapıştırılan ’hızma’ denen madeni pul, yaygınlığını sürdürmektedir. Altın ya da parlak ****lden dişler, bir estetik unsuru olduğu kadar bir maddi seviye sembolüdür de. Kışın yün yada tiftikten, yaz aylarında ise uzun tire çoraplar giyilir. Çarığın yerini, kundura ya da topuklu lastik ayakkabı almıştır. Köylerde kadınlar, günlük olağan elbiseleri ile iş yapar. |
Erkek Giyimi
Muş’ta erkek giyim kuşamı sadedir. ‘Şal geleneksel erkek giyiminin en önemli unsurudur. Pantolonun yerini tutan ‘şal’, bol paçalıdır. Geniştir, şalvarı andırır. Gömlek yerine giyinen renkli ve yakasız ‘işlik’, ‘şal’ gibi geleneksel erkek giyiminin bir diğer önemli unsurudur. Bele kalınca dokunmuş kuşaklar dolanır. İşlik, külot pantolon ve çizme gençlerin tipik giyim kuşamlarıdır. Orta yaşlılarsa, lacivert kumaştan bol paçalı pantolon, yırtmaçlı ceket ve yelekten oluşan takım elbiseleri tercih ederler. Kış aylarında ak yün çoraplar giyilir. Başlıca erkek ayakkabıları iskarpin, galoş, potin, ‘roğan’ kundura ve ‘şippik’(talik), kışları da mest-lastik türü ayakkabılara rastlanılır. Altın ya da gümüşten büyük köstek saat, başlıca erkek takısıdır. Köylerdeki erkek giyim kuşamı, kadın giyim kuşamına benzer biçimde geleneksel özellikler gösterir. ‘Şalşepık’ denen elbiseler yaygındır. Gömlek yerine yakasız, renkli işlik, pantolon yerine bol paçalı ‘şal ‘ ya da büzmeli , bol, ayak bileklerine kadar uzanan ‘tuman’ denen bir tür külot giyerler. ‘Agal’ denen renkli puşular başlık olarak kullanılır. Kış aylarında tiftik başlıklar ve desenli çoraplar giyilir. Başlıca ayakkabı çeşitleri, çarık, pabuç, ‘garuk’, ‘gargar’ ve kara lastiktir. |
Muş 'un Halk İnanışları
Ay Tutulması : İslam’dan önceki devirlerde Natüralist inancında olan Türklerde, Güneş ve Ay ile ilgili kötü ruhlar mücadeleye kalkışırlar. Bazen bu kötü ruhlar Ay ve Güneşi yakalayıp karanlık dünyasına sürüklerler. Yine İslam’dan önceki devirlerden kalan ve şu anda hurafe ve batıl olarak kabul ettiğimiz inançlardan biri de ay tutulduğu zaman Ay’ı ejderin ya da canavarın (Asya Motifidir) yutmaya çalıştığıdır. Ay’ı ejderden kurtarmak için bağırıp çağırma, davul çalma veya değişik şekillerde gürültüler çıkarma Şamanizm’den gelen bir inanıştır. Muş ilinde sıkça rastlanılmaktadır. Kara Çarşamba: Tunceli - Bingöl - Erzincan çevresinde ve Muş’un dağ köylerinde ‘Kara Çarşamba’ olarak kabul edilen ve mart ayının ilk çarşamba günü erkekler alınlarına ‘kara bir leke’ ya da ‘is’ sürerek ırmak ve derelere girerek bu karaları temizlerler ve bu ara suya karşı dua ve niyazda bulunurlar. Ayrıca yabani gül ağacı veya esnek ağaçların uçları kesilir. Bu uçlar, daire şekli verilmek amacıyla birbirine yaklaştırılır. Hastalıklı olanlar bu daireden geçirilirken ‘Kurt Kafasının’ ağzını bağlayıp,“kurtulmamıza sebep olduğun o günün hürmetine hastamıza şifa ver, bu günün hatırına da sürülerimize dokunma” diye niyazda bulunulur. Günümüzde de ilimizin merkeze yakın köylerinde bile sürülere dadanmaması için ‘kurt ağzını bağlama’ geleneği devam etmektedir. Bu gelenek ister istemez bize ‘Ergenekon Destanında’ yaşanan hadiseleri çağrıştırır. İslam dinin kabulünden sonra bu gelenek değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri şudur: Peygamber Efendimize yapılan eziyetlerden kurtuluşunu kutlama maksadıyla halkın bir araya gelmesi, dua ve niyazlarda bulunmasıyla anılır. Bu gün de Şubatın son, Mart ayinin ilk haftası arasındaki Çarşamba gününde evlerde çokça sevilen yemekler yapılıp bir kısmı fakirlere dağıtılarak Peygamber Efendimizin ‘Nefsin için neyi çok istersen başkalarına da ondan iste’ Hadis-i Şerifinin gereği yerine getirilir. |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:08 . |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.
Dizayn ve Kurulum : Makinist