..:: BİLGİ VADİSİ ::..

..:: BİLGİ VADİSİ ::.. (http://www.bilgivadisi.biz/index.php)
-   Doğu Anadolu Bölgesi (http://www.bilgivadisi.biz/forumdisplay.php?f=318)
-   -   MUŞ tanıtım videosu ve tarihi (http://www.bilgivadisi.biz/showthread.php?t=6417)

draculu45 14.04.09 01:30

MUŞ tanıtım videosu ve tarihi
 
MUŞ tanıtım videosu


draculu45 14.04.09 01:30

MUŞ

49 MUŞ ( Kod : 436 )
Vali Erdoğan BEKTAŞ
Valilik 212 10 01
İl Emn. Md. 216 10 06
İl Jn. Kom. 216 11 20
Bld. Bşk. 212 10 15
İlçe Sayısı 5
Belediye Sayısı 27
Köy Sayısı 357
Yüzölçümü 8.196
Nüfusu 453.654

draculu45 14.04.09 01:31

GENEL BİLGİLER

Doğal, tarihi ve kültürel değerler bakımından büyük bir turizm potansiyeline sahip olan Muş, Doğu Anadolu'nun Yukarı Murat-Van bölümünde, Çar Deresi ve Korni Deresi arasındaki ovaya kurulmuştur.

Urartulardan başlayan köklü kültür tarihi, ilin hiç şüphesiz en önemli turizm kaynağıdır. Kış ve doğa sporları bakımından büyük bir potansiyele sahip Muş ilinde henüz bu yönde yeterli turizm yapılanması bulunmamakla beraber, çalışmalar sürdürülmektedir

draculu45 14.04.09 01:31

İLÇELER:

Muş ilinin ilçeleri;Bulanık ,Hasköy ,Korkut ,Malazgirt ve Varto'dur.

NASIL GİDİLİR?

Karayolu: İl merkezine uzaklığı 2 km olan terminale şehir içi dolmuşlarla ulaşmak mümkündür.

Otogar Tel: (+90-436) 212 18 01 - 311 23 53

Demiryolu: İl merkezine uzaklığı 3 km olan garın şehir içi dolmuşlarla ulaşmak mümkündür.

İstasyon Tel: (+90-436) 216 11 17

Havayolu: İl merkezine uzaklığı 16 km olan Muş Havalimanına ulaşım Muş Ovası Servis aracı ile sağlanmaktadır.

Hava Limanı Tel: (+90-436) 217 00 84 - 217 00 85

draculu45 14.04.09 01:31





arsivlik birdosyada bu

draculu45 14.04.09 01:32


draculu45 14.04.09 01:32


draculu45 14.04.09 01:33


draculu45 14.04.09 01:33

Bulanık Ilçesi


TARİH
Bulanık ilçesi 1927 yılında Muş’ un il olması sebebi ile Muş’ a bağlı ilçe olmuştur. Eski ismi Kop olup daha sonra Bulanık olarak değiştirilmiştir. İlçemiz Muş İlinin en büyük ilçesidir.

Bulanık ve çevresi tarihi M.Ö. 3000 li yıllara kadar uzanan oldukça eski bir yerleşim alanıdır. M.Ö. 2500-3000 yıllarında Bulanık ve çevresinde NOBİ’ ler yaşamış ve bu yörede GOBİN adlı bir kasaba kurmuşlardır, daha sonra bölgeye URARTULAR hakim olmuşlardır. Bilahare 1071 Malazgirt Zaferine kadar bölgede Bizans hakimiyeti yaşanmıştır. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun parçalanmasından sonra 1555 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Muş’ un Akkoyunlular dan alınmasına kadar bölge Akkoyunluların hakimiyeti altında kalmıştır.

Bulanık 1884 yılında Muş Sancağına, Bitlis Vilayetine bağlanmıştır. 1927 Yılında Muş’un İl olması İtibarı ile Muş’ a bağlı ilçe olmuştur.

Bulanık ilçesi 1. Dünya savaşında bir süre Rus işgalinde kalmış, 6 Nisan 1918’ de işgalden kurtulmuştur. İlçe merkez nüfusunun 1995 sayımlarında 32400 olduğu, yapılan son sayımda ise (2000 yılı) şu anki nüfusu 41000 olarak belirlenmiştir. İlçe merkezi, Beldeler ve Köylerin toplam nüfusu ise 139000 civarındadır. Bulanık halkının geçim kaynağı bitkisel üretim ve hayvancılıktır. 105.855 hektar tarıma elverişli alanda genellikle buğday, arpa, mercimek, ay çekirdeği, yemlik bitkiler ve son yıllarda artarak devam eden şeker pancarı üretimi yapılmaktadır. Ayrıca bu 105.855 hektar arazinin 700 hektarı yayla (Hayat, Kazım, Orta Yayla) 17.885 hektarı çayır alanı, 24 hektarı Bağ- Bahçe alanı 45 hektarı ihtiyaç dahilinde sebzecilik alanında kullanılmaktadır. Hayvancılık son yıllarda fazla gelişmemiş olup, sığır ve koyun yetiştirilir. Kışları büyük illere sezonluk çalışmalar için gidip gelenlerde mevcuttur.

1950’ li yıllardan sonra bölgenin yapısına bağlı olarak gelip buralara yerleşen göçmenler, tamamen olmasa da Bulanık’ tan eğitim ve iyi yaşam koşulları nedeniyle göç etmişlerdir. Bir kısmı ise yine Bulanık’ ta kalmıştır.

draculu45 14.04.09 01:34

COĞRAFYA

Bulanık adının ilçe sınırları içerisinde bulunan Kazan Gölünün suyunun bulanık oluşundan kaynaklandığı rivayet olunur. Bu göl Bilican Dağından gelen kaynak ve kar suları ile beslenir göle kadar berrak gelen sular göle varır varmaz toprakla karışarak bulanır. Gölden çıktıktan sonra Körsu Deresi ismini alır. İlçenin coğrafi karakteristikleri; Bilican Dağı, Murat Nehri, Heftrenk Çayı ve Haçlı (Kazan) Gölüdür.

İlçemiz; Muş ili ile Ağrı karayolu üzerinde kurulu olup il merkezine uzaklığı 105 km. Ağrı iline, 155 km uzaklıktadır. İlçe merkezine en yakın ilçe Malazgirt ilçesi olup 25 km mesafelidir ayrıca ilçemiz; güney batısında Varto ile Muş yolu itibarıyla ulaşım kaydederek yaklaşık 160 km uzaklıkta sınır oluşturmakta, Korkut ilçe merkezine ise aynı güzergâh üzerinden ulaşım sağlanmak-ta olup yaklaşık mesafe 70 km dir. Hasköy ilçesine uzaklık ise 85 km dir. İlçemizin doğusunda Malazgirt, batısında Varto, kuzeyinde Hınıs, güneyinde ise Ahlat ilçeleri yer almaktadır.

Arazi yapısı belli başlı birkaç köy dışında düzgün ve engebesizdir. Şehir merkezi ve köyler arasında ulaşım kolay olup il yolu dışındaki köyler ile şehir merkezi arasındaki yollar genellikle stabilizedir.

İlçemiz Doğu Anadolu’ya özgü iklim yapısına sahip olup; yazları sıcak ve kurak,kışları soğuk ve kar yağışlıdır. İlçemiz 1.706 km 2 yüzölçümüne sahip olup deniz seviyesinden yüksekliği 1.480 m dir.


NÜFUS

2000 yılı Ekim ayında yapılan Nüfus Sayımı sonuçlarına göre İlçemiz nüfusu:

Merkez Nüfus: 41.503
Beldelerin Nüfusu: 55.041
Köylerin Nüfusu: 42.479
Toplam Nüfus: 139.023 olup; nüfusun büyük çoğunluğu henüz köy özelliği gösteren merkez dışındaki mahallelerden oluşmaktadır.

Beldelerin nüfusu 55.041 olup yapılanma ve gelişme aşamasında ilerleme kaydetmektedirler.
Köylerin nüfusu 42.479 olup il dışına ve ilçeye sürekli göçlerden dolayı azalma göstermektedir.
Halk daha çok batı ve güney illerine yerleşim eğilimindedir.

İlçe merkezinden ve köylerden göç edenler başka illerde ikamet edip arazi ve aile bağlarını sürdürmektedirler.

İlçemiz nüfusu genel anlamda dağınık bir yerleşim şekli kaydetmektedir. Köylerde aynı yapıya sahip olup çoğu tarımla uğraşmaktadır. Nüfus çoğunluğu genç kesimden oluşup çeşitli sebeplerden dolayı yapılan dışarı göç ile bu oran düşmektedir.

İlçemizde yoğun oranda dışarı göç yaşanmaktadır. Merkezden dışarı giden göçleri köylerden merkeze yapılan göçler takip etmektedir, Bu olay ilçeyi sosyoekonomik olarak olumsuz etkilemek-tedir.

İlçede mevcut nüfusun yaklaşık olarak

% 60 Çiftçi
% 5 Esnaf
% 4 Memur
% 30 İşsiz
% 1 Yurt Dışındadır.

İlçemizde nüfusun dağılımından da görüldüğü gibi nüfusun çoğunun geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

draculu45 14.04.09 01:34

İDARİ YAPI

İlçe merkezine bağlı 9 mahalle , 8 Belde olmak üzere beldeler 22 mahalleye ayrılmışlardır. Ayrıca 53 köy ve bu köylere bağlı 35 Mezra 17 adet Kom bulunmaktadır.


SOSYAL YAPI

İlçemizde evler genellikle betonarme olup yer, yer kenar mahallelerde yığma evlere de rastlanmaktadır. İlçede ilk yapılanmalarda evler müstakil olup ahırlarla birleşik yapılırken bunların yerini katlı ve müstakil evler almıştır, Doğuanadolu iklim tipine uygun sert taşlardan yapılan evlerdir.

İlçe merkezinde 4 adet (1’i gençler için, 2’ si aileler için 1’ i ise çocuklar için) park ve dinlenme yeri (Çay Bahçesi) mevcuttur. Ayrıca kahvehanelerde bulunmaktadır.

İlçede mevcut bulunan Bulanık Spor Kulübüne gereken önem gösterilerek futbol dalında spor faaliyetlerini sürdürülmektedir. Ayrıca her yıl geleneksel hale getirilmeye çalışılan Kaymakamlık Voleybol Turnuvası tüm kamu kurum ve mahalli takımların katılımıyla şenlik havası oluşturulup halkla bütünleşme şeklinde devam etmektedir.


EĞİTİM

İlçede eğitim durumu normal düzeydedir. Halk çocuklarının okumasından taraftar olup üniversite okuyan kişi fazladır. Nüfusun % 85’ i okur yazardır. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü 1983 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır.

İlçemizde 1 Lise, 1 İmam-Hatip Lisesi, 2 YİBO, 2 PİO, İlçemize bağlı Erentepe Beldesinde 1 Çok Programlı Lise, 1 Erentepe P.I.O., 1 75.Yıl Karaağıl P.L.O ile birlikte Rüstemgedik Beldesindeki okullarımızda hizmete açılmıştır. Merkezdeki İlköğretim okulları ve köylerdeki okullar dâhil toplam 88 okul mevcuttur.


EKONOMİ

İlçemizde ekilebilir alan mevcut boş arazinin yarıya yakınını oluşturduğundan genellikle tarımla uğraşılmaktadır. Yine arazinin diğer kısmının çayır ve niteliğindeki arazi olduğundan ikinci planda hayvancılık yapılmaktadır. İlçe merkezi ve köylerde yapılan hayvancılıktan elde edilen süt; ihtiyaçlarının giderilmesi dışında ilçemizde bulunan özel bir mandırada değerlendirilmektedir. İlçe sınırları içerisinde toplam arazi 162.500 Hektar olup; Devletçe sulanan arazi: 37.600 dekar, Halkça sulanan alan: 76.300 dekar, sulanmayan arazi ise: 412.485 dekardır. Ayrıca Meraya ayrılan arazi: 522.560 dekar, yayla: 250.000 dekar, çayır: 175.435 dekar, Bağ- Bahçe: 11.131 dekar, orman: 27.025 dekar, yerleşim alanı ise: 112.464 dekardır. Arazi yapısı ve iklim şartları dolayısıyla tarımsal olarak buğday, arpa, ayçiçeği, az miktarda mercimek, yemlik baklagiller ve son yıllarda artarak devam eden şeker pancarı tarımı yapılmaktadır. Ayrıca yemlik baklagiller ve yonca yetiştirilmektedir.

Hayvancılık alanında ağırlıkta büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Ticaretten çok ihtiyaçların karşılanmasını sağlamak amacıyla hayvan yetiştirilir. İhtiyacın fazlası elde edilen hayvansal ürün fazlası süt olarak ilçeye yakın bin alanda bulunan mandırada değerlendirilerek bu şekilde cüzi miktarda gelir elde edilir. Küçükbaş hayvancılıkta bu amaçla yapılır. Yetiştirme itibariyle 60.000 adetle ilk sırayı sığır yetiştiriciliği alırken, 300.000.koyun ve keçi, 2.058 adetle tek tırnaklılar ve miktar olarak fazla olup hemen her evde yetiştirilen kanatlılarda yer almaktadır. Ayrıca ilçemize bağlı köylerde arıcılık artış kaydederek devam etmektedir

draculu45 14.04.09 01:35

Muş'taki Tarihi Kaleler
KALELER

Muş Kalesi

Muş merkezdedir. Kale şehrin en eski yerlerindendir. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte Moğol istilasını müteakip 7. asır ortalarına doğru Hz. Osman zamanında bu çevre ile birlikte kalede savaşlara sahne olmuştur. Sonraları Ermeni Derebeyleri Bağdat’taki Abbasi Halifelerine tabi olarak bu çevrenin ve kalenin idaresi için memur kılınmışlardır. Muş Hicri 27 yılında Hz. Ömer döneminde Müslümanların eline geçince bu kale de tabi olarak Müslümanların eline geçmiştir. Uzun süren savaşlar üzerinde bulunan tarihi değerlerin yok olmasına sebep olmuştur. Kalenin batı tarafında tahrip olmuş Arap Mezarlığı, Selçuklu mezarlığı ve Osmanlı mezarlığı karışık ve dağınık bir haldedir. Belediyece park olarak düzenlenmiştir. Günümüzce halkın başlıca piknik yerlerinden biridir.

Hasbet Kalesi




Muş’un güneyindeki Kızıl Ziyaret Dağının doğu uzantısında bir yamaçtadır. Surları ve iki kulesi kısmen ayaktadır. Diğer kısımları tabii afetlerde yıkılmıştır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte, yapıda kullanılan malzeme ve sanat yapısı itibari ile Horasan harcı ile imar edilmiş ovaya hâkim karakol konumunda kendini göstermektedir. Eteklerinde bulunan Soğucak köyünde büyük ölçüde tahrip olan 2 adet gözetleme kulesi de mevcuttur. Bir rivayete göre Büyük İskender Mısır’ı fethe giderken kendine bağlı Komutan Beatlis’e ( Bitlis) geri döndüğünde geri alamayacağı kudrette bir kale yapmasını istemiş. Emri alan Komutan Beatlis, Büyük İskender’in Mısır’dan Dönüşüne kadar Bitlis Kalesini yapmış ve Büyük İskender’i emri doğrultusunda Muş Ovasına püskürtmüştür. Büyük İskender defalarca Bitlis’e saldırmış fakat her seferinde Muş Ovasına geri dönmek zorunda kalmıştır. Yine mağlubiyetle sonuçlanan bir saldırı sonucu Büyük İskender Muş Ovasında gece konaklarken, orduyu tedirgin eden bir atlı gurubun varlığını görür ve bu savaşçılara hayran kalır. Savaşçıların ikamet ettiği Haspet Kalesine elçi göndererek görüşme talep eder. Kaledekiler bu talebi kabul ederek Büyük İskender’in yanına giderler. Rivayete göre Büyük İskender hayran olduğu bu kişilere atfen “Siz kimsiniz ki, dünyayı fethe çıkmış bir komutanın ordusunu rahatsız ediyorsunuz.”demiş. “Bizler Gur Beyleriyiz, sizler bizim topraklarımıza girmekle bizi rahatsız ettiniz” cevabını alır. Bu arada Komutan Beatlis, Büyük İskender’e haber göndererek kaleyi teslim edeceğini bildirir. Büyük İskender’in huzuruna çıkan Beatlis, hükümdarın “-Bu kaleyi neden baştan teslim etmedin ve ordumdan birçok askerin kırılmasına neden oldun ?” sorusuna “- Hükümdarım siz bana buraya öyle bir kale yap ki dünyanın en güçlü hükümdarı ordusuyla gelse bile burayı alamasın diye emir ettiniz. Bende buraya ğüçlü ve sağlam bir kale yaptım. Siz de dünyanın en güçlü hükümdarı ve ordunuzda dünyanın en güçlü ordusu olduğu halde burayı ele geçiremediniz. Şimdi görevimi yerine getirdiğime inanarak kalennin anahtarlarını size teslim ediyorum.” der. Büyük İskender bunun üzerine komutanının bu cevabından çok memnun kalır ve onu affeder. Bir süre sonra da ordusuna Muş Ovasından çekilme emrini verir.

draculu45 14.04.09 01:35

Muşet Kalesi

Muş’un güneyindeki Kızıl Ziyaret Dağındadır. Muş adı ile özdeşleşmiştir. İlk yapımı Urartu’lara ait oluduğu tahmin edilmektedir. Ortaçağ kalesi görünümünde olan bü günkü yapısına sonra kavuşmuş olabilir. Kale Horasan harcı ile yapılmıştır. Malzeme ve doku olarak Haspet kalesi ve Ahlat eski şehirdeki yıkık kale ile birbirinin aynıdır. Karakol olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Tarihi kaynaklara göre boylar arasında adı en son geçen Muşkan oymağı lideri adına yapılmıştır. Van tarihinde Hitit Devleti yıkıldıktan sonra yerini alan birçok krallıklar arasında Muşkiler da sayılmaktadır. Yine Şah Tahmasp 1530 da Muslu Kabilesine mensup Zülfikar’dan Bağdat’ı aldı şeklinde geçer. Muşkiler de kökü Urartulara dayanan oymaklardan biri olarak kabul edilmektedir.

Kepenek Kalesi

İlimiz Kepenek köyündedir. Arkeolog Yrd. Doç. Dr. Nurettin KOÇHAN’ın araştırmaları devam etmektedir. Nurettin KOÇHAN tarafından burada bulunan Urartulara ait olan taş üzeridneki yazıt Mirjo SALVINI tarafından çözülerek “Studı Mıceneı Ed Egeo-Anatolıcı” dergisinin FascılcoloXLII/2-2000 sayısında yayınlanmıştır.
Yazıtın Türkçe’si:

“Haldi’ye (Urartular’ın baş tanrısı), kral (Efendi, Tanrı), Menua oğlu Argişti bu Susi-tapınağı ve (kaleyi) inşa edip tamamlattı. (Ona) ben Argiştihinili adını verdim. En büyük Haldi sayesinde ben Menua oğlu Argişti, güçlü kral, Bianili kralı, Tuşpa kentinin efendisi”

Muş’ta Urartular’a ait iki önemli yazıt bulundu: ikisi de Menua dönemine ait. İlki bir stelin alt kısmıdır ve Tiflis arkeoloji müzesindedir. Bu yazıt Muş’un 18 km. doğusunda Trmerd mezarlığında bulunmuş. Bu yazıtta askeri bir seferden, Atauni kentinden ve Urme ülkesinden bahsediliyor ve stelin Arhi kentine dikildiği bildiriliyor. İkinci yazıt oldukça eksiktir, yine Urme ülkesinden ve bir yerden bahsediyor.

Malazgirt Kalesi






Haşmetli bir görünüme sahiptir. Kalenin ilçeyi çepe çepe çevreleyen bir birine parelel iki suru onarılmıştır. İslam kaynaklarında bu kale gerek İslamiyet’in ilk döneminde gerekse Bizanslar zamanında birçok savaşa sahne olmuştur. Eski Malazgirt’i çepeçevre kuşatan kalenin ana burcu ile burçları bu tarihi özellikleri ile ilgi çekmektedir. Tabii afetlerde surları yıkılmıştır. Çeşitli zamanlarda onarılmıştır. Onarımlar kısmen de olsa günümüzde de devam etmektedir. Efsaneye göre Malazgirt Kalesi civarında ateşperestler yaşarken başlarında Teymus isminde bir şah bulunuyormuş. Şahın çocuklarından Beşir Allah’a iman getirince babası Teymus Şah oğlu Beşir’in dilini dipten keserek Malazgirt’ten sürgün etmiş Beşir aylarca yol kat edip Müslümanların bulunduğu Mekke’ye gelmiş, durumu öğrenen Hz. Ali sahabelerden oluşan bir ordu toplayarak Malazgirt üzerine yürümüş. Yapılan savaşta Teymus Şah ve beraberindekiler kılıçtan geçirilmiş. Hz Ali ordusu ile şimdi ilçenin bir mahallesi olan Şahneder köyüne gelmiş ve orada konaklamak istemiş. Askerler yorgun ve susuz olmaları nedeniyle köydeki çeşmeden su içmek istemişler, suyun zehirli olduğu söylenmiş. Bunun üzerine Hz. Ali çeşmenin kaynağında örümcek ağı gibi kaynaşmakta olan yılanları görünce askerlerin su içmesine engel olmuş. Askerlerin su içme ihtiyacını belli etmesi üzerine Hz. Ali köyün hemen güneyindeki düz arazi görünümde olan Salkayalığına gitmiş, kılıcın çekerek taşa vurmuş kılıcın darbesi ile kaya yarılmış ve şimdi yılanlar kuyusu denilen halini almış. Çeşmede kaynaşmakta olan yılanların çekilmesi için Allah’a dua etmiş aynı ayna yılanlar açılman bu kuyuya çekilmişler. Sonunda askerler bu çeşmeden su içerek yorgunluklarını üzerlerinden atmışlar. Günümüze kadar her yıl yalnız 15 Mayıs- 15 Haziran arasında bu yılanlar kuyusu aynı boy ve renk zehirsiz yılarlarla dolar bu güne kadar, bu yılanların köylüler tarafından ellerine alarak oynattıkları halde hiç kimseye zarar vermedikleri tespit edilmiştir. Görmek isteyenler belirtilen günler arasında Şahnedar köyü yılanlar kuyusuna gidebilirler.

draculu45 14.04.09 01:36

Evliya Çelebi ve Malazgirt Kalesi

Kalesi yuvarlak bir tepe üzerinde ve kesme taştandır. Hisarın iç kısmı mamurdur.878 senesinde Akkoyunlu sultan Uzun hasan Bayındırı zaptetmek isterken Fatih Uzun Hasanı bozguna uğratıp bu kale halkınıda idaresi altına almıştır. Sonra Beyazıt Veli asrında Acem istila etmişse de 922 tarihinde Sultan I. Selim Çıldır savaşında acemi mağlup etmiş, bu kalede o günden beri Osmanlı idaresinde kalmıştır.
Kalenin üç tarafı yüksek olup doğuya bakan bir kapısı vardır. Aşağı deresine inmek için kesme kayadan suyolları vardır. Bağ ve bahçesi o kadar meşhur olmayıp kalesi de yer, yer Timur’un tahribine uğramıştır. Şehri o kadar mamur değildir. Tahminen iki bin ev, bir cami, iki medrese, bir küçük hamam -ancak beş adam alır-, bir han, elli kadar dükkân ve yedi adet çocuk mektebi vardır.
Şehir 18. Örfi iklimin ortasında olup, kuzeyinde Erzurum üç konaktır. Kıblesinde Bitlis iki konaktan daha kısadır. Van kalesi doğusunda olup dört konaktır. Ahlat kalesi ile Malazgirt Kalesi arası tam yedi fersahtır. Dağ başlarından aşan doğru yolları vardır. Şehrin suyu ve havası gayet yayla olup, bütün halkı güzel vücutludur. Çünkü kış çok sert olur. Şehrin içinden geçen nehir Bingöl yaylasından çıkar.

Katerin (Zincirli) Kale

Malazgirt ilçesi sınırları içersindeki Katerin Dağı üzerindedir. Doğu Roma eseridir. Rivayete göre Malazgirt ile Katerin Kaleleri Kalın zincirlerden bir köprü ile birbirlerine bağlanmıştır.

Tıkızlı Kalesi

Malazgirt ilçesinin Tıkızlı Köyündedir. Yapılan araştırmalar sonucunda kalenin Urartu’lara ait olduğu belirlenmiştir. Kale bir tepe üzerinde büyük taşların bir biri üzerine yığılması ile harçsız olarak yapılmıştır.
Doğu Anadolu’da son yıllarda yapılan birçok araştırma ve kazıya karşın, bunları sınırlı bir alanı kapsadığı ve özelliklede Van ili ve çevresinde yoğunlaştırıldıkları dikkati çekmektedir. Bunun yanı sıra çok kısıtlı da olsa Ağrı ve Erzurum çevresinde bazı yüzey araştırmaları ile Elazığ Bölgesinde de kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir. Muş ve özellikle Malazgirt İlçesinde ise bugüne değin kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle aşağıda ayrıntılı olarak tanıtmaya çalışacağımız Kale, yörede antik yerleşimin yoğunluğunu ve yeni araştırmaların sürdürülmesinin gerekliliğini ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır.

Kalıntıların bu günkü durumuna göre Kale’nin merkezi kısmı yaklaşık 25–30x30–35 metrelik bir alanı çevrelemektedir. İ.ç kalenin 4m. Genişliğindeki kuzeydoğu ve kuzey sur duvarlarının yer yer 1,5-2m yüksekliğe kadar korunabilmişliğine karşın dış sur duvarları bazı kısımlarda salt birkaç taş sırası halinde günümüze gelmiştir.
Tıkızlı Kalesinin sur duvarlarında izlediğimiz, A. Çilingiroğlu tarafından “Kilkilotik Yöntem” olarak adlandırılan benzer duvar örgüsüdür. Yazıtları nedeniyle Işpuini dönemine (İÖ. 830–810) tarihlenen Zivistan ile Menua’ın egemenliğinde (İÖ. 810–786) yapıldığı kabul edilebilir.

Bostankale Kalesi


Malazgirt’te 10 km uzaklıktadır. Yapılan yüzey araştırmaları sonucunda kalenin Urartu’lara ait olduğu tespit edilmiştir. Kale büyük bir kaya kütlesi oyularak yapılmıştır

draculu45 14.04.09 01:36

Muş Mahalli Oyunları
Mahalli oyunlar


Muş ve çevresindeki mahalli oyunlar,gelenekler,yaşama tarzının bir parçasıdır. Bu oyunlarda Doğu Anadolu Bölgesi’nin özellikleri görülür.

AŞIRME
Anlam olarak”ayırma” dan gelen bu oyun genellikle oyunlara başlama özelliği taşır. Kılınce oyun türüne girer. Oyuncular serçe parmaklarını birbirlerine bağlar,düz yarim daireler oluşturarak oyunu sürdürürler. ileriye doğru çekilerek, sol ayak dizden kıvrılıp yukarıya kıvrılır. Bu figür oyun süresince tekrarlanır ve bitiş bütün oyuncular düz bir hatta öne doğru seke sek yürüyüş biçiminde ilerler ve oyun hep bir ağızdan “Tey” denilerek bitirilir.

AĞIRBAR
Kılıncı oyunların diğeri ise ağırbar’dır. Genellikle kına gecelerinde damat oynatılırken oynanır. Parmaklar tutularak oyuna sağ ayakla başlanır ve ileriye doğru üç adım atılarak sol ayak ileri vurularak ilerlenir ve aynı şekilde geri dönülür. Oyun bu figürle sürer. Oyun,ileri çıkışlardan birinde sol ayağın önüne vuruşu sırasında biter.

draculu45 14.04.09 01:36

KEÇİKİ

Genellikli düğünlerde oynanan keçiki kılıncı oyun türüdür. Merkez ilçe dışında daha yaygın oynanan bu oyun çok hareketlidir. Parmaklar tutuşturularak oyuna, sağ ayakla başlanır ve üç adım ilerlenir,sekerek ayak değiştirilir. Sol ayak bir kez öne vurulur,tekrar ayak değiştirilip sağ ayak kaldırılarak sabit kalan sol ayak çevresinde üç noktada ayak ucu ile yere vurularak sol ayağın yanına bitiştirilir.

AYŞOKİ
Kılıncı oyun türündedir. Keçiki oyununa benzer. Oyuna, sağ ayakla sağa yaylanarak başlanır. Aynı anda ellerle yaylanış istikametinde yuvarlak daireler çizilir,sağ ayak sol tarafa geçirilir, iki adım atılır ve sekerek ayak değiştirilir. Aynı figür sol ayakla ters tarafa doğru yapılır. Oyun sol ayak öne vurularak bitirilir.

KOÇERİ
Omuzlar bitiştirilerek eller arkada kenetlenir. Ayaklar hazır ol duruşunda dizlerden kırılarak yerli yerinde üç kez hafif, bir kez de tam kırılır. Bu figür belirli sayıda tekrarlandıktan sonra sağ ayakla bir adım öne çıkılır ve sol ayakla yere aynı noktaya üç kez vurulup sağ ayağın yanına getirildiği sırada sağ ayakla tekrar öne bir adım çıkılır. Bu figür üç kez tekrar edilir. Geri çıkış, sol ayağın geriye bir adım atılışı ile başlar ve üç adım sürer. Bu oyun, Merkez ilçe ve yakın çevresinde düğünlerde oynanır.

ZEYNO
El parmaklarının tümü geçmeli olarak bir birine kenetlenir. Kollar,dirsekten doksan derece öne doğru çıkarılır. Ayaklar birleşik olarak diz kapağından belirli sayıda kırılır yerden kesilecek şekilde sıçranır. Öne eğilip sağ ayak üzerinde sabit durularak sol ayağın ucu ile arkaya üç kez vurulur. Daha sonra doğrularak sol ayak tabanı ile üç kez de öne vurulur, sağ ayak üzerinde bir kez silkindikten sonra sol ve sağ olmak üzere ayaklar üzerinde üç kez ileriye doğru çıkılır. Üç adımın bittiği yerde sol ayak ile tekrar üç kez öne vurulur. Sol ayak ileriye doğru sallanarak geriye doğru, aynı şekilde,bu kez sekmeden geriye çıkılır. Aynı oyun bu şekilde sürer.

draculu45 14.04.09 01:37

BOTANİ


Kenetli oyunlardandır. Oyuna başlarken, kollar düz olarak arkadan, parmaklardan kenetlenir. Sol ayak önde üç kez öne hafif olarak yaylanılır. İki ayak dizlerden bir kez tam kırılır. İki kez daha yaylanılır Vücudun ağırlığı sol ayak üzerine verilerek, öne doğru meyledilir. Arkadaki sağ ayak öndeki sol ayağı geçecek kadar sallanır ve tekrar geri çekilirken dizden kırılarak yere değecek şekilde bükülür,vücut tekrar doğrultulur. Bütün bu hareketler yapılırken sol ayak önde hareketsiz tutulur. Bu oyun, Merkez ilçe ve yöresinde, düğünlerde oynanır.

DENDİKBADE
Kollar yana açılarak dirseği geçecek şekilde kenetlenir. Sağ ayak öne sallanır, aynı ayakla yana ve sağa doğru üç adım atılır. Aynı figür, sol ayakla yapılır. Bu figürler, birkaç kez tekrarlandıktan sonra oyun hızlanır. Sağ ve sol ayak üzerinde birer kez sağa ve sola ayak atılır, oyun bu şekilde sürdürülür

GERANDİ


Askeri dizilişte eller belde,sağ ayakla öne doğru adımlanır. Üç adım sonunda, sol ayak silkelenerek öne vurulur, eller belden çözülerek ayak ve el aynı anda çırpılır. Oyun bir süre böyle sürer. Dizilişte tek ve çift sayılı oyuncular, komutla bir birinden ayrılarak karşı karşıya gelirler. Oyunun başındaki figürler bu konumda da tekrarlanır. Her oyuncu karşısındaki oyuncunun eline çift elle aynı anda vurur. Bu figür birkaç kez tekrarlandıktan sonra oyuncular tekrar bir dizi şeklinde birleşir. Bu oyun, daha çok köylerde oynanır.

YALKUŞTA
Genellikle dört kişi ile oynanır. Oyun iki aile arasındaki kavgayı temsil eder. Bu oyunda, tek sıra halinde ileriye doğru gidilirken sol ayağın ileriye her atışında eller çırpılır. Oyuncular, birbirinden ayrılarak ikişerli, karşı karşıya gelirler. Gerandi oyununda olduğu gibi eller yerde çırpılır ve karşıdaki oyuncunun önüne kadar gidilip dönülür. Birbirlerini kovalarcasına süren bir gidiş dönüşlerde sıra ile, duran oyuncular gelenleri, tek ellerini havaya kaldırarak beklerler. Karşı sıradaki oyuncular, sol ayaklarını ileriye atıp sağ ayaklarını yerden sürükleyerek sol ayaklarının yanına getirirler. Bu figür üç kez tekrarlanır. Geriye doğru yaylanmanın sağladığı güçle karşıdaki oyuncuların ellerine vurulur. Daha sonra roller değiştirilir ve oyun aynı figürlerle sürer.

MENDO
Muş ve çevresinde kadınlar genellikle kol oyunları oynarlar. Bunun yanı sıra erkeklerin oynadıkları oyunların nispeten kolay figürlü olanlarını da oynarlar. Koçeri oyununa benzeyen “Mendo” oyunu, kadınların düğünlerde sıkça oynadığı bir oyundur. Bu oyunda kollar belden arkaya bağlanır.

draculu45 14.04.09 01:37

Muş'un Edebiyatımızdaki Yeri
Edebiyatta Muş


Tabii güzellikleri ve köklü tarihine rağmen Muş'un edebiyatta yeterince işlendiği söylenemez. Cumhuriyet Dönemi'nde Muş ve çevresine görevle giden yazarlar ile Muş kökenli edebiyatçılar ve halk ozanları, eserlerinde Muş'tan söz etmişlerdir.Muş'u şiirlerinde işleyen başlıca ünlü şairler Ceyhun Atıf Kansu, Sennur Sezer, Tahsin Saraç, İsmet Özel ve Fazıl Hüsnü Dağlarca'dır. Muş kökenli şairlerin başlıcaları ise Burhan Garip Şavh, Nihat Aktaş, M. Salih San, H. Şükrü Bulakçıbaşı ve Nurettin Yıldırak (Prof. Dr.)'tır.Ceyhun Atıf Kansu, "Anadolu" adlı şiirinin ilk bölümü olan "Muş Ova-sfnda, Muş'un köklü tarihi kimliğiyle bu gününü içice anlatır.Anadolu'nun kapısı, gökyüzüne Ve bereketin kardeş ovasına açılan Selçuklu atlarıyla Yaşama umuduna bir halkın Yüzlerce yıl sonra bir gün geçersen Bak bakalım ne kalmış o şevkten Muş Ovası'nda toprak evlerde O sağlam buğdayın sevinci var mı? Bak bakalım doyuyorlar mı?Sennur Sezer, 1966 Varto Depre-mi'nden sonra yazdığı "Kara Türkü II" adlı şiirinin bir bölümünde Varto'lula-r'ın acısını paylaşır
Yolumuz yokuş, gel gel varılmaz


Anlaşılmaz dilimiz-kaba

Küflenir acılarımız

Elinize değmeyen ekmeklerce

Dağ-taş


Tahsin Saraç, çeşitli kitaplarında memleketini dile getirir. "Direnmeler adlı kitabında, "Yalın Acı" şiirinde Muş'tan ayrılışın hüznünü anlatır. "Sıcak Anılı Öykü" adlı şiirinde özlediği Muş'u ayrıldığı kadınla aynılaştırır. "Güneş Kavgası" adlı kitabının "Son Mavi Kuş" adlı şiirinde de doğduğu memlekete neden dönemediğini anlatmaya çalışır. Tahsin Saraç'ın "Sıcak Anılı Öykü" adlı şiiri şöyle: Ve şimdi banaBir tarçın tadındadtr artık anım Şu yaban yitikliğinde Muş'un Kara buz akşamlarında kışın Morarmış çocuk ellerinde İçilen bir sıcak çay, bir tarçınİsmet Özet, "Muş'ta Bir Güz İçin "Prelüdler" adlı sekiz bölümlü şiirinde, Muş'u bir mahpusun bakış açısıyla anlatır. Bu şiirin, güzün ve çekilen acıların sona erişini tasvir eden sekizinci bölümü şöyle:

Kirpiklerinin ucundaki bulutlar

Muş'ta güzün artık son kelimeleridir

Yüzümde serin soluğunu duyuyorum

dünyalı meleklerin

Kar düşmeye başladığı tepelerimize

Beyaz bir şiir için artık

Tüfeğimi doğrultuyorum.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Malazgirt Sa-vaşfnın 900.yıldönümü dolayısıyla yazdığı "Malazgirt Ululaması" adlı şiirinde Muş'un köklü tarihi ile tabiatını iç içe işler. Bu şiirin, "Murat Suyu" adlı bölümünde Anadolu"nun Türkler için bir anayurt olduğunu dile getirir:

draculu45 14.04.09 01:37

Murat suyu bakar yükselen al ovaya

Kımıldar içinde uzak bir duyu

Maviliğinden atar artık kurtulur

kurtulmaz

Korkuyu.

Üzerine gecenin yansıması düşse de

Yaprakların gölgesini yaşar,

değişmez huyu

Çeker suyunu en yeni köylerden

Yeni evlenmiş bir çiftçinin açtığı kuyu

Bu topraklardır işte ne güzel,

Ötelerden gelmiş sürülerin doyduğu.

Daha da dağ akar

Selçuk atlan içtiğinden beri Murat

Suyu

Burhan Ga.ip Şavh, "Muş'un Kaderi" adlı şiirinde, Muş'un trajedisini dile getirir:

Havası ho

Suları serin,

Bir şehir var uzaklarda,

Ellerinde kaderin

Gün görmüş Haçeş'lerin,

Yeşil beyaz bir madalya gibi,

Birlenir var uzaklarda,

Dağların kalbi,

Derdi var a dostlar.

Çekilmez derdi o diyarın,

Giden gelmiyor derler,

Bu ne iştir ikide birde,

Bir başka hal var o şehirde,

Bir başka kader var havasında,

Hep yanık türkülerle geçer ömür,

Dağında yaylasında ovasında, Yollar boyunca bozuk düzen, Bir bitmeyen çile var yollar boyu İnsanları var o diyarın, Mütevekkil

draculu45 14.04.09 01:38

Yeşili yeşil, günü gün değil, Nice ocaklar yıktı bu dert. Bilmemki bu yol nereye vant, Olurmu böylesine mevsim, Havada bulut yok bu ne dumandır

Nihat Aktaş, "Muş'um" adlı şiirinda memleketinin maddi ve manevi güzelliklerini halk ozanlarının deyiş l, : zıyla anlatır:

Buzlar çözülüyor ırmaklarından, Kalkmış uykusundan gerinir Muş'un Kan baruttur kokan sokaklarından Senin için canlar verilir Muş'um, Doğusunda Bitlis gölge eylemez, Karasu Murad'ı kimse eylemez, Aşıkları yanar yanar söylemez, Sende bir başka his belirir Muş'um Eteğinde kuzuların meleşir, Çar çayı Karasu'yla birleşir, Kerem, Aslı için burda dolaşır, Yolunda aşıklar devrilir Muş'um. Ak bağrını sapanımla sürmezsem, Alparslan'ı, Malazgirt'! bilmezsem, Her baharda gelir seni görmezsem, İnanki Nihat'ın delirir Muş'um

M. Salih San, "Muş'un Kurtuluşu' adlı şiirinde Muş halkının işgale kaış; direnişini destanlaştırır. "Muş" adlı şıi rinde ise memleketinin geri kalmışlık tan bir gün mutlaka kurtulacağt inancını dile getirir. Ovası kadar engin sabırlı Haçreş'leri kadar yüksek onuıiu, Dik başlı açık sözlü, temiz kalpli Tu;;. Muşlu.

Nasıl esir edilirdi?.. Bihaber, zalim, ezeli düşman, Kahraman Türk Muşlu'ya a/ıcık h, aman

Gelin, gelinliklerini, Güvey, güveyliklerini, İhtiyar, asasını aldı o zaman Hasta yatağından kalktı, kaşını çattî, İntikam hırsıyla,

Düşmana son bir defa da olsa, Ders vermek amacıyla, Ele geçirdiği tüfeğini, satirini, değneğini,

Kesici ve vurucu nesi varsa aldı, Kendini Muş gönüllüleri arasına katî; Vurdu... Vuruldu.. Aziz toprağına kanını akıttı Fakat koymadın, güzel Muş'um düşman elinde.

Gencinin, ihtiyarının hançer belinde tüfek elinde,

Girdi, ata yadigarı şirin Muş'una Mağrur düşman, az zamanda dönmüştü tavus kuşuna, Ne çıkar...

Vatan kurtulmuş, Muş kurtulmuş, c zaman Her çağda Türk böyle yapmış.

Muş'ta erkek giyim-kuşamı sadedir "Şal" geleneksel erkek giyiminin en önemli unsurudur. Pantolonun yerini tutan "şal", bol paçalıdır, Geniştir, şalvarı andırır. Gömlek yerine giyinen renkli ve yakasız "işlik", "şal" gibi geleneksel erkek giyiminin bir diğer önemli unsurudur. Bele kalınca dokunmuş kuşaklar dolanır. İşlik, kiiot pantolon ve çizme, gençlerin tipik giyim-kuşamıdır. Orta yaşlılarsa, lacivert kumaştan bol paçalı pantolon. yırtmaçlı ceket ve yelekten oluşan takım elbiseleri tercih ederler. Kış aylarında ak yün çoraplar giyilir. Başlıca erkek ayakkabıları iskarpin, kaloş potin, "rogan" kundura ve "şippik" (talik), kışları da mest-lastik türü ayakkabılara rastlanır. Altın ya da gümüşten büyük köstek saat, başlıca erkek takısıdır.Köylerdeki erkek giyim kuşamı, kadın giyim kuşamına benzer biçimde geleneksel özellikler gösterir. "Şal-şepik" denen elbiseler yaygındır. Gömlek yerine yakasız, renkli işlik, pantolon yerine bol paçalı "şal" ya da büzmeli, bol, ayak bileklerine kadar uzanan "tuman" denen bir tür kilot giyerler. "Agal" denen renkli pusular başlık olarak kullanılır. Kış aylarında tiftik başlıklar ve desenli çoraplar


Savaşta doğmuş, savaşta büyümüş, Vatan toprağını kendine mezar yapmış,

Fakat yurt kurtulmuş, Otuzdokuz yıl evvel mayısın on dördünde, yıl 1917

Alparslan'ın armağanı, Doğu'nun incisi Muş.

İşte, böyle savaşarak istiladan kurtulmuş.

Kızlar gelinliklerini, Erkekler yeni elbiselerini giymiş, O gün Muş, bir bayram günü yaşamış.

Ölenlerin ruhu şad, Güzel Muş, abat olmuş * * *

Benim güzel memleketim, Şirin yurdum Muş. Uzun zaman görmedin seni, Hasretim yüzüne.

Gördüğümde tanıyamadım doğrusu, İnanamadım gözüme. Adeta,

Gençleşmişsin, Güzelleşmişsin. Yolun yokuştur derlerdi, Şimdi düz olmuş. Üstüne gün doğmuş, içine ümit doğmuş. Ovan altın, Yüzün ışıl ışıl...

Lokomotif sesi duymazdı kulağın, Şimdi türküler söylüyor sana, demi-ryolların.

Kış-yaz açık olmuş yolun, Hamdolsun. İyi gelmiş oluyor sonun. Ovamda fabrika bacaları görmek istiyor gözüm. İki gözüm,

Kulaklarım da işitmek istiyor, Geriliğin tıkanan sesini. İleri,

Durmadan ileri, DEMOKRASİ dediğin budur. Hemşerim, Asla dönmeyeceğiz geri.

M. Şükrü Bulakçıbaşı, hece vez-niyle yazdığı "Muş" adlı şiirinde, Muşu tasvir eder ve Şehrine olan sevgisini anlatır. M üş'un etrafında dağlan yüksek

Ölmeden Kurtik'İ bir daha görsek,

Kızıl Ziyaret'te soğuk su içsek,

Şerefettin'de peynir yesek ne olur.

Dağlardan inipte geldim şehire,

Ovasında yolum varır nehire,

Karasu, Murat hayat verir şehire

Irmağına kurban olsak ne çıkar.

Kale mahallesi şehirden yüksek,

Ölmeden parkında bir daha gezsek,
Ramazanda topun sesini duysak,
Atasına kurban olsak ne çıkar.

draculu45 14.04.09 01:44

Muratpaşa mahallesinde sürüler,
Köpekleri sürülerle yürürler,

Kantereden oduncular gelirler,
Karnesine kurban olsak ne çıkar.

Dere Mahallesi'nde Çar çayı akar

Güzeller burada çamaşır yıkar,

Bir gün olur heyelan burayı yıkar,

Milletine kurban olsak ne çıkar.

Diğer mahalleleri, Kültür, Minare,

Unutulanları atın kenara,

Burada vardı cami minare,

Camisine kurban olsak ne çıkar.

Davuluyla, zurnasıyla, sazıyla,

Oyun oynar erkeğiyle, kızıyla

Hüner yapar cilvesiyle, nazıyla,

Folklörüne kurban olsak ne çıkar.

Koçeri'den, Zeyne'sine oynar oyunu, Gösterirler kadınları erkekleri boyunu,

Sen YEMEN'e sor Muşlu'nun soyunu, Ecdadına kurban olsak ne çıkar.

Prof. Dr. Nurettin Yıldırak, "Burası Muş'tur" adlı şiirinde, Muş'un trajik kaderini dile getirir:

Havada bulut yok, yerde kar,

Bin yıldır bekledik gelmedi bahar,

Kentin üstüne dökülen keder,

Bin yıl önceki hüzünle bakar.

Sonbaharda havaya çöker duman,

Kuşanır beyaz giysileri tüm sıradağlar,

Yiğit bekçileri gibi bu yörelerin,

Kuşa kurda vermezler aman.

Baharda kımıldar toprak, yeşerir meşe,

İpince dereleri süsler menekşe,

Sarmaşık canlanır, güller pür neşe,

Yürekte bir tutku kardeşe, eşe.

Bir özlem, bir sevgi, bir aşk ateşi,
Anamdan, babamdan, eşimden yüce

Yaban ellere terkedilen Muş,

Yüreğim sana yönelir bekler güneşi

draculu45 14.04.09 01:44

Muşlu halk ozanlarına antolojilerde pek rastlanmamaktadır. Hayatını Muş'ta sürdürmüş Bitlisli Müştak Baba, Giresun'un Bildor Köyü'nden olup Malazgirt'in Balkaya Köyü'ne yerleşen Hacı İbrahim Ejder ile Aşık Kerem, Muş ve çevresinin halk şiirini etkilemiş olan ozanlardır.Muş, asıl "Havada Bulut Yok" adlı Yemen Ağıtı ile ölümsüzleşmiştir. Anonim olan bu ağıtın sözlerinde, Muş halkının değme şairlere taş çıkaran duyarlılığı zirveye çıkmıştır.

Aşık Kerem: Muş ve çevresinde en sevilen aşıktır. Aşık Kerem, 'Aslı'nın dolaştığı yerleri gezip bir ağaç gölgesine oturarak seyrettiği Muş Ovası'nı şöyle dile getirir:

Açıldı lâleler güller

Güzel gider Muş Ovası

Güzeller kol kola vermiş&

Akar gider Muş Ovası

Karasu akar boyunca

Murat suyu gider ince

Dolaşır gider boyunca

Şen olası Muş Ovası

Yaz gelince çayır çimen

Güz gelince çöker duman

Aşıkları eder figan

Yanar gider Muş Ovası

Muş Ovası Muş Ovası

Garip aşıklar yuvası

Edebiyatın Diğer Dallarında Muş

Katip Çelebi, "Cihannuma" adi; seyahatnamesinde Muş'u şöyle anlatır:

Cennete dönmüş bu ağaçlık yerle ,

Eteklerinden akan sularsa kevsoı cm bi,

Şenlendirir gönülleri, sükûnet! ve güzel kokusuyla,

Ve yıkanır toprakları bu suîaıfa kirden, dertlerden,

Her sene yeşerir Seyhanlar, o /urnrui yerlerde,

Ve her yer nazlı, her yer mmc! :udi güzel,

Kuşların otlağıdır o ülke

Dost olmuş orada aslanlarla kuşlar

Sarı sularla yıkanmış sanki topraklan

Zaferane boyanmış, o topraklar sao-ki

Halil Aytekin, "Doğu'da Kıtlık Vaıüı adlı seyahat, inceleme ve röportaj Kitabında, Doğu Anadolu'nun yapısın! aktarır. Bu kitabın "İşte Doğu" acjiı seyahat notunda Muş istasyon'uruia şahit olduğu bir olayı anlatırken Doğu'nun şıhlık düzenine ve yo;e halkının bilinç düzeyine temas ede?Muhtar Körükçü, "Teber Oğlu Ömer" adlı hikayesinde Muş"un katlı tabiatının yol açtığı acı bir olayı anlatır.Firuzan, "Münip Bey'in Günlüğü" adlı hikayesinde, İstanbullu bir memurun hatıra defterinden Muş'un monoton kış günlerini dile getirir.Mustafa Balel, ise "Horozlu Ayna' adlı hikayesinde dayı-yeğen iki Muş'luyu anlatır.

draculu45 14.04.09 01:44

Muş Yöresi Manileri
manileri

Muş yöresi manilerinde mahalli ağız özellikleri hakimdir. Mahalli dilde söylenmiş manilerde sevdalar,ayrılıklar dile getirilir Muş7un tabii özellikleri manilerde geniş ölçüde işlenmiştir.


Altın üzüğün yanı
Durmer parmağın kani
Deme ki unutmuşam
Sıfteki sevdan hani

Men babamın kızıdım
Sandıktaki bezidim
Ele kaldırdı attı
Sanki elin kızıdım

Yanan men yanan men
Uluşmadım yanan men
Mezarın derin yaptır
Gelem girem yanan men

Tandırımı yandıram
Sevdiğimi kandıram
Elin elimde olsun
Dediğin yerde duram

Kaleli Kantareli
Sen dertli men yarali
Gittim tabip yanına
Tabip menden yareli

Defe vuram zımlesin
Aşık olan dinlesin
Sevdoğunu almıyen
Hiç evlendim demesin

Yağmur yağdı petare
Kalkın gidah sıtare
Men garip eşim garip
Hu da bize kurtare

Kaleden indim ancak
Göğsünde sarı sancak
Ne kız oldum ne gelin
Toprağa girdim ancak
İki duvar arasi
Buldum gavur parasi
Kızın gönlü var iken
Ne karışir babasi

Bent duvari bent duvari
Olmişem bent duvari
Kaşların hayraniyem
Gözlerin bende vari

Bak almenin hasına
Al düşmüş arkasına
Yarim suya gidende
Vuruldum arkasına

Hu geldi hu geldi
Bendi bağla su geldi
Ellerde toy düğündür
Bize haktan ne geldi

Yağmur yağar taşlara
Vurgunem kardaşlara
Olmuşam kanatsız kuş
Konardım ağaçlara

Yağmur yağar gol olır
Yolculara yol olır
Gidin anama deyin
Ağlamasın kor olır

Karlı tipili dağlar
Dal fesimi yar bağlar
Bu dertler ki mende var
Eçiden duyan ağlar

Su gelir bendi döğer
Göğer bostanım göğer
Ben burada garip düştüm
Her gelen meni döğer

draculu45 14.04.09 01:45

Yol üstünde duraram
Men boynumu buraram
Gelen geçen yolcudan
Men yarimi soraram

Düzmahallesi düz ayak
Kalkın gidah yalıneyak
Oyarın toyu oler
Hep beraber öyniyak

Kekliğim ötar gelir
Tüyünü töker gelir
Hakikatli yar ole
Dağları deler gelir

Akşam oldu akşamlar
Suya iner tavşanlar
Evli evine gider
Garip nerde akşamlar

Armut ağaci deste
Dibinde düştüm haste
Ben haste yarim haste
Şerbetim kaldi taste

Alme attım karşiye
Yuvarlandi çarşiye
Muş’umuza tel gelmiş
Kizlar kale turşiye

Bu daglarda tavuşan
Yolver yare kavuşam
Gün gele devran döne
Mende yare kavuşam

Bu dagda kuş oturur
Kuş kuşa yem ***ürür
Bildir ki şat göynümde
Bu yil baykuş ötüşür

Bahar olsun gül olsun
Yar yollari gül olsun
Doksan dokuz yarem var
Bi de sen vur yüz olsun

Bu dagin kari menem
Yel vurur erimerem
Gidin anama deyin
Gülmemiş ogli menem

Derdekerem derkerem
Rabbimdir derdekerem
Tarlam gam çiftim keder
Sördükçe dert ekerem

Bu dagi aşam dedim
Aşam dolaşam dedim
Bir vefasiz yar için
Aleme paşam dedim

Başinda puşan kurban
Dudagan dişan kurban
Istedim vermediler
Eşen yoldaşan kurban

Çimen yerde çimen yerde
Soyunam çimen yerde
Yare peşmal olaydim
Soyunam çimen yerde

Daglari daglasinlar
Men ölem aglasinlar
Yarimin mendilinan
Çenemi baglasinlar

Dagbaşinda çedene
Yuku girdi bedene
Kaynanam izin vermez
Kalkam giden odame

draculu45 14.04.09 01:45

Dereler gölgelendi
Sinen kane bulandi
Ezrail can alende
Yar boynuma dolandi


Giderim gidişindir
Yillarim görüşümdür
Egil gözlerin öpem
Belki son görüşümdür

Bülbülem bag gezerem
Mecnunam dag gezerem
****en yerde yarem var
El bilir sag gezerem

Bala sarhoş bala sarhoş
Beşikte bala sarhoş
Buraya bir nalbant gelmiş
Mih vurur nale sarhoş

Bahçelerde kelem var
Ardimizda gelen var
Eski yari unuttum
Yenilere selam var

Bingöl’e yar Bingol’e
Sular akar Bingol’e
Yar soyunmuş yikanir
Oglan sende gir gole

Bahçede barsiz adam
Ayvasiz narsiz adam
Kalaysiz kaba benzer
Dünyada yarsiz adam

Deryalar dalgalandi
Derdim ziyadelendi
Yarimden ayrilali
Cigerim parelendi

Elma attim narliga
Geldi düştü yüklüge
Benim abem küçüktür
Dayanmaz askerloge

Geceler geçti benden
Aç gözüm doymaz senden

Kafir putundan dönmez
Ben nasil dönem senden

Gecenin yarisidir
Ömrümün yarisidir
Güzel bir insaf eyle
Insaf din yarisidir

Garibem yoktur arkam
Kanadim yoktur kalkam
Çikam daglar başina
Yarim nerdedir bakam

draculu45 14.04.09 01:46

Gir baga boyun görem
Elin uzat gül verem
Cigerim kebap oldi
Yar seni nerde görem

Kale başinda tandir
Yandir Allah’ım yandır
Meni güğercin eyle
Yarın yanına kondur

Gine men gine men
Doldur içem gine men
Geçti ömür buldu Kemal
Genç olmaram gine men

Güğercin yumurtasi
Yarimin sedef tasi
Yedi kardeşim öle
Yare tutaram yasi

Gül üşüdü gül üşüdü
Kar yağdı gül üşüdü
Meni dertlere salan
Oyarın gülüşüdü

Gül yüzün aydır bana
Kaşların yaydır bana
Men ölsem canım kurban
Sen ölsen vaydır bana

Hu geldi hu geldi
Bende bağla su geldi
Ellerde toy düğün var
Bize haktan bu geldi

İpek kumaş takmerem
Yaralıyem ağlıyem
Neştirlenmiş yaremi
Gül yerine kokliyem

Karadır kaşın ördek
Yeşildir başın ördek
Her gün çüt çüt gezersin
Hani yoldaşın ördek

Karlı tipili dağlar
Dalfesimi yar bağlar
Bu dertler ki mende var
İçinden duyan ağlar

Kaşların karasi
Gözlerin elasi
Hekimi Lokman gelse
Yoktur bunun çaresi

draculu45 14.04.09 01:46

Kalenin alimleri
Ne hoştur talimleri
Gül oldi toy kuruldi
Yalandır düğünleri

Sabahtır Gülüzardır
Bülbülü gül kızardır
Bu menim kara bahtım
Oyare ahuzardır

Sabah oldi uyan var
Gel yastığa dayan var
Yastık seni tutamaz
Gel bağrıma dayan yar

Mavi boncuk düzerem
Oturmişem dökerem

Yarin geldi deseler
Ufak ufak tükerem

Otları biçen tırpan
Hacılar keser kurban
Yarim toprağa girmiş
Toprağan taşan kurban

Rıhan ektim duvare
Bülbül gele suvare
Evvel kaderin bilmedim
Şimdi oldum divane

Sivik uci kuş puni
Oldum yarin düşkünü
İsterem yanan gelem
Yalın ayak kış günü

Sabah horozu banlar
Dinleyim Müslümanlar
Yarim küsmüş gidiyor
Koymeyin Müslümanlar

Ses verdim sesten oldum
Gögerdim bostan oldum
Bi vefasız yar için
Kendimi dostan ettim

Sabahtır sabahlığon
Kimden alam Sağloğun
Bağla kuş kanadına
Gönder gelsin yağloğun

Sabah oldi uyan yar
Kalbime kan koyan yar
Dilerem murat alme
El sözüne uyan yar

Sıra sıra siniler
Kınelerden geldiler
Men yare ağliyende
Eller üstüme güler

Sürme meni sürme meni
Kapıdan sürme meni
Eski emektarınam
Çek gözan sürme meni

draculu45 14.04.09 01:47

Yaramas yaramazdır
Ok değmiş yaram azdır
Cümle yaram sağaldi
Bir yaram yaramazdır

Şeftali şitil ettim
Yareme fitil ettim
Ölüm Allah’ın emri
Mevlama şükür ettim


Yol gelir fani fani
Kaldır güzel yorğani
Yastık kurbanın olam
Hani döşek sultani

Yarami dağladılar
Gözümü baladılar
Men mezara gidende
Peşimden ağladılar

Mendilim benek benek
Ortasi çarkı felek
Felek evin yıkılsın
Ne don kaldi ne könek

Karyolanın eteği
Tel tel olmiş ipeği
Sendemi adam oldın
Mahallenin köpeği

Mendilinin ucu çivit
Men seni sevdim igit
Sevdimde alemedim
Belki ölesen igit



Maydonos bağladılar
Ciğerim dağladılar
Men seni almazdım
Başıme bağladılar

O dede hasırım var
Tarlede mısırım var
İtin köpeğin kızi
Menim ne kusurum var

Su bağladım tutloğe
Getti değdi yükloğe
Bizim oğlan küçüktür
Dayanmaz evliloğe

draculu45 14.04.09 01:47

Rafdan aldım mekesi
Kestim gömlek yekasi
Bizim evden görünür
Sevdoğumun odasi

Bizim bağ üzüm tutar
Üzümü salğum tutar
Ne babende merhamet
Ne menim üzüm tutar

Şirazdır şirazdır
İsfahandır şirazdır
Tıfıl ağlar süt ister
Hemen küçük şirazdır

Turnalar kakar olmiş
Yurdundan gider olmiş
O yar burdan gideli
Derdim beş beter olmiş

Tendrimi yandıram
Sevdiğimi kandıram
Elin elimde olsun
Dediğin yerde duram

Yar geldi gece getdi
Yukladım gece getdi

Can verdim emek verdim
Emeğim puce getti

Baba menden bar ister
Heç olmedan yar ister
El değmemiş bostandan
Baba kalkmış bar ister

Su ahar hışır hışıır
Abem pantor değişır
Kurban olam abeme
Ne geyede yakışır

Bülbül bir sari kuştur
Sesi sareye hoştur
Kınemeyin bulbülü
Aşıklık naçar işdır

Kurdigin kari menem
Gün vurar erimerem
Gidin anama deyin
Gülmemiş oğli menem

draculu45 14.04.09 01:47

Muş Gelenekleri
SOSYAL HAYATTA MUŞ

Muş ve çevresinin sosyal hayatında geleneksel yapı hakimiyeti sürmektedir. Tarihe bakıldığında Türk Devlet geleneğinin en köklü ve en belirgin yapısı olan aşiret unsuru özelliğini halen korumaktadır. Zira Türk devletleri Tarihinde, aileler birleşip obaları; obalar birleşip aşiretleri; aşiretler birleşip oymakları; oymaklar birleşip beylikleri; beylikler birleşip devletler oluşturuyorlardı. Bu noktadan hareketle töreler inançla birleşip önemli bir konuma gelmiş özellikle köylerimizde bu hayat biçimi sosyal yapıyı güçlendiren bir faktör olarak karşımıza çıkar

draculu45 14.04.09 01:48

DOĞUM TÖRENLERİ:

Muşlular esasen kalıplaşmış ve eskiden beri devam ede gelen birçok merasimleriyle kendi gelenek ve göreneklerini devam ettirmektedirler. Doğum törenleri de modern tıbbın hayatımıza girmesiyle unutulmaya yüz tutmuştur.

Doğuma Hazırlık:

Doğumun olacağı ev büyük bir temizlik yapılarak hazırlanılır. Güzel kokularla evin havası değiştirilir. Anne adayı yıkanır ve yeni elbiseler giydirilir. Göbek annesi (Çocuğun göbeğini kesen) denilen çok çocuklu anneler ve tecrübeli nineler davet edilir. Komşuların hazırlamış olduğu çörek ve yemekler, gelen misafirlere ikram edilir.
Doğum zamanı yaklaştığında evin yeme içme ihtiyaçları genellikle komşular tarafından karşılanır. Sofra hazırlanarak anne adayının evine getirilir. Bu durum doğum gerçekleştikten sonra yedi gün boyunca devam eder. Doğum müddetinden kırk gün sonra ya da kırkı çıktıktan sonra baba, yeni doğan bebekle birlikte eşini kayınpederine ***ürür. Belli bir süre geçtikten sonra ya kendisi ya da kayınpeder tarafından eşi ve çocuğu geri getirilir.

draculu45 14.04.09 01:48

DOĞRUM SONRASI TÖRENLER:

Ad Verme : Çocuğun doğumunu müteakip 3-7 gün içerisinde özellikle baba (damat) tarafının büyükleri ve anne (gelin) tarafının büyükleri, bebeğe isim verilmesi için davet edilirler. Büyüklere danışılmadan ve onay alınmadan büyüklerden herhangi birinin adının bebeğe verilmesi hoş karşılanmaz. Bebeğe isim verilirken, kundaklı bebek kucağa alınır. Sağ kulağa ezan, sol kulağa tekbir okunarak bebeğin ağzına kızılcık ya da içinde şeker eritilerek hazırlanan sudan verilir. Bu merasimin sonunda çocuğa ismi verilir. Doğan her çocuk için maddi durumları iyi olan ailelerce ‘Hakika’ denilen kurbanlar, fakir ailelere dağıtılmak amacıyla kesilir. Ayrıca yakın komşular yemeğe çağrılır.


BEŞİK:

Bebek dünyaya geldikten 40 gün sonra anne ayağa kalkarak evin dışına çıkar. Loğusa annenin, anası kız kardeşi babasını evlerine gönderme amacı ile bu merasim düzenlenir. Kırkıncı günde eve yakın komşular ve akrabalar davet edilir. Her davetli yanında çocuk için giyim, beşik aksesuarları çeşitli hediyeler getirirler. Bu hediyeler arasında nazar boncuğu mutlaka bulunur. Getirilen bu hediyeler, önceden hazırlanmış beşiğe ya da yastığa iliştirilir ve hayır duada bulunulur...Misafirlerin gitmesinden sonra yaşlı ve saygın bir bayan tarafından (genelde loğusa annenin kayınvalidesidir) bir leğende ‘Kırk Suyu’ hazırlanır. Çocuğun saçını kesmekle görevli kişice çocuğun saçı kesilir ve çocuk yıkanmaya alınır. Tas veya büyükçe bir tahta kaşıkla su, ‘Kırk Suyu’ndan dua ve niyazlarla alınıp çocuğun başına dökülür ve annesinin ziynet eşyalarının batırılmış olduğu ılık suda yıkanır. Daha sonra yıkama işini yapan hanım tarafından bir defa sallanır ve kurulanıp pudralanarak giydirilir ve kundaklanır. Bebeğin tıraşındaki saçı toplanarak tartılır. Bu saçın ağırlığınca altın, gümüş ya da para, tıraşı yapana verilir. Zengin aileler de adak kurbanı keserek etini yedi yoksul aileye dağıtırlar. Bebeğin saçı ise yeni bir beze sarılıp saklanır.

draculu45 14.04.09 01:49

Sünnet Merasimi:
Eğer bebek erkek ise, masraflarını üzerine alan bir yakının kirveliği eşliğinde sünnet ettirilir. Sünnet zamanı bebek ya bir haftalık iken ya da yedi yaşına kadar bekletilebilir. Kirve olanın bütün ailesi de sünnet olan çocuğun ailesinin kirvesi sayılır ve yeni bir yakınlığın doğmasına sebebiyet verir. Bu gelenek karşımıza çok eskilerde yaşanan ‘Putlaç’ geleneğinin uzantısı olarak çıkar. (Putlaç, kirvelik geleneğinde kirvenin ailesi ile çocuğun ailesi arasında, - İslam’dan gelen bir hüküm olmamasına rağmen- kız alıp vermeme ve kirveliğin akrabalık derecesine vardırılmasıdır.)

Diş Hediği:

İlimizde çocuğun ileride hangi mesleği seçeceğini belirlemek amacıyla veya gurbette bulunan çocuğun hal ve durumunun nasıl ya da ne şekilde olduğunu anlamak için uygulanan bir takım pratik ve yorumlara dayalı fal şeklidir. Çocuk ilk dişini çıkardığında yakın akrabalarının katılımıyla ‘Diş Hediği’ adı verilen küçük bir merasim de çocuğun önüne her birisini ayrı mesleği temsil eden bıçak, kalem, kitap, bilezik, ekmek gibi nesneler bırakılır. Çocuk bunlardan hangisine uzanır ve alırsa ileride o mesleği seçeceğine inanılır. Eğer çocuğun diş çıkardığının farkına ilk annesi varır ve bir büyüğe sürpriz yaparsa çocuğun dişlerini gören ilk kişinin de çocuğa hediye alması usulden de olsa gerekli hale gelir.

draculu45 14.04.09 01:49

EVLENME GELENEĞİ:

İlimizde ataerkil aile düzeni hakimdir. Bu nedenle geleneksel olan görücü usulü ile evlenme Orta Asya’dan gelen bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkar. Bilindiği üzere Dede Korkut Destanlarından Bamsı Beyrek, evlendirilmek istendiğinde babası, Kanlı Kocaya evleneceği kızın vasıflarını ve bu vasıflar doğrultusunda evleneceğini, kızı görmeye bu şekilde gidebileceklerini ifade etmiştir. Hatta, günümüzde izleri yavaş yavaş silinmeye başlayan Beşik Kertmesi olayının benzerine de Dede Korkut Destanlarından Bamsı Beyrek hikayesinde rastlıyoruz.

Kız Görme (Bakma):

Kız görmeye (bakmaya) erkek tarafının büyükleri karar verir. Aracılara müracaat edilir. Kız tarafına yakın (genellikle akraba) birinin vasıtasıyla ya haber gönderilir ya da beraber görücü gidilir. Görücü gidenler, kızın ev içerisindeki hal ve hareketlerini, güzelliğini gözlerler. Kızdan, el ve ev işlerindeki becerilerini görmek amacıyla işlediği nakışları göstermesi istenir. Usulen su istenir. Su verirken gelişine, yürüyüşüne; suyu verirken duruşuna dikkat edilir. Kız da bu konularda dikkatli ve eğitimlidir. Suyu ikram ederken elini göğsüne koyar ve saygıyla hafifçe tebessüm eder. Bunu bardağı geri alırken de yeniler. Bu hareketler, kızın aile terbiyesi ve inceliği açısından önemli göstergeler olarak kabul edilir. Görücüye gelen misafirler giderken yine gelin adayının ayakkabılarını nasıl önlerine koyduğuna dikkat ederler.

Kız İsteme ve El Öpme:

Bu konu iki aile arasında ortaklaşa tespit edilir. Genellikle Perşembe günleri kız istemeye gidilir. Günümüzde hafta sonları da ‘kız istemeye’ dahil edilmiştir. Erkek tarafı yakın akraba ve komşularının ileri gelenleri ile birlikte erkekli kadınlı yatsı namazından sonra kız evine giderler. Erkekler ayrı bir odada toplanırlar. Yapılan ikramlar özellikle kabul edilmeyip önce hal hatır sorularak erkek tarafının en yaşlı olanı söze başlar
- Efendim siz bize buraya neden geldiğimizi hiç sormadınız?..
Kızın velisi biraz sıkılgandır. Hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Misafire niçin geldiniz diye sormak bizim gelenek ve göreneklerimizde yeri yoktur, ayrıca bunu sormak bize düşmez.
- Eh o halde biz buraya niçin geldiğimiz açıklayalım: Biz buraya Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızınız .......’yi oğlumuz .........’e istemeye geldik. Kulun takdirinden çok Takdir-i Huda önemlidir. Rızayı-i Bariye itaat etmek gerekir. Hz. Peygamberimiz ‘evlenin’ diye buyurmuşlardır. Bu sünnette uymak muteberdir. icap etmesi durumunda diğer misafirlerde söze karışırlar. Neticede kızın babası kendi ev halkının ve kızının görüşünü de aldıktan sonra ve uygun görülmüşse şunları söyler: “Misafirler siz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Siz böyle uygun görüyorsanız ben de; bir kızdır size kurban ettim. Allah mutlu ve hayırlı etsin” diyerek rızasını bildirir. Bunun üzerine erkek tarafının en genci kız tarafının en büyüğünden başlayarak ellerini öper. Bu törene ‘el öpme’ denir. Bu arada hazırda bekletilen fakat başta kabul edilmeyen ikramlar yeniden talep edilir ve koyu bir sohbet ortamı sağlanmış olunur.
- Kadınları bulunduğu odaya da haber salınır. Erkeğin annesi, babası veya bacısı gelin adayına söz yüzüğünü takarlar. Çeşitli ikramlardan sonra erkekler arasında gelin adayı tarafına istenen hediyeler konuşulmaya başlanır. Bu hediyeler genelde at, silah,takı ve başlık parası kararlaştırılır. Bazı yörelerimizde başlık parasına”Süt Hakkı” denir. Bu adetler günümüzde unutulmaya yüz tutmasına rağmen az da olsa bazı köyler de bu adetler halen sürmektedir

draculu45 14.04.09 01:49

Şerbet İçme:

Nişan törenine yörede ‘şerbet içme’ denilmektedir. Bu tören genellikle Pazar günleri yapılır. Erkek tarafı, eş-dost dolaşarak ya da koçurgan (davet edici) vasıtasıyla tören duyurulur. Şerbet İçme töreni kızın evinde yapılır. Erkek evinden en az iki kadın şerbet ezmek ve dağıtmak üzere sabah erkenden kız evine gider. Erkek evinden getirilen şeker, suda eritilir ve şerbet renklensin diye içine kızılcık şekeri katılır. Şerbet ikramı sırasında biri misafirlere kuru, diğeri ise ıslak havlu tutarlar. Erkek tarafının davetlileri öğleye kadar törene katılırlar. Misafirler, erkeğin babası ve mahallenin hocası tarafından karşılanır. Şerbet, gümüş kupalarda ikram edilir. Erkeklerin töreni bitince, kadınlarınki başlar. Tören gece yarısına kadar sürer. Kadınlar,önce erkek tarafının evinde toplanırlar. Sonra topluca kız evine giderler. Burada önce eğlence faslı başlar; kadınlar bir ağızdan oyun havaları söyleyip def çalarlar. Bu şenlik vakit ilerledikçe nişan yapılacak yere doğru kayar. Erkek tarafının eşya sandığı odanın ortasına konulur. Sandık açılır, içindekiler teker teker gelen kadınlara gösterilir. Takılar gelin adayına takılır. Buradaki tören böylece sürer gider. Sabah kız tarafı bir sürahi şerbetle nişan yüzüğünü erkek evine yollar. Damat adayı nişan yüzüğünü parmağına takar ve yüzüğü getiren kadına şerbet ve bahşiş verir. Nişanla düğün arasında geçen her ayda ‘Pay Töreni’ (Gelin Görme) yapılır. Erkek evi, bir tepsi kurabiye, baklava, tatlı, elbise, bilezik, terlik gibi hediyeler gönderir.

Güveyi Giydirme:

Düğün genellikle çarşambadan başlar. Davetlilerin öğleyin güveyin evinde toplanmalarıyla ‘Güvey Tıraşı’na başlanır. Berber tıraşa başlayınca sesi güzel olanlar yanık türküler okurlar. Berber bahşiş almak için ‘ustura kesmiyor’ diye birkaç kez durur. Tatmin edici bahşişini aldıktan sonra tıraşa devam eder. Tıraştan sonra damadı giydirme işlemine başlanır. ‘Damatlık’ elbiseler, güveyin başı üzerinde üç kez dolaştırılarak tek tek giydirilir. Güveye elbiseleri sağdıçlar giydirir. Güveyin iki sağdıcı olur. Bunlardan biri evli, diğeri ise bekar olur. Damatlık giydirildikten sonra sağdıçlardan biri damadın sağ koluna girerek gelen davetlilerin önünde saygı gösterisi olarak durulur ve ilk önce aile büyükleri olmak üzere büyük olanlarının elleri öptürülür. Bu törenin ardından topluca yemek yenilir.

draculu45 14.04.09 01:50

Gece Düğünü:

Gece düğünü, yatsı namazından sonra başlar. Misafirler hep beraber çalıp eğlenirler. Eğlence aracı genellikle davul–zurnadır. Bu arada damadın sağdıçlarının yerine oturmak isteyen ya da sağdıçların iyi hizmet etmediklerini gören davetlilerden biri, çarşıdan bolca yemiş alarak döner ve sağdıçlara şöyle der: “Bu yemişleri şimdi dağıtacağım. Ya bedelini ödersiniz, yada biriniz yerinden kalkar, sağdıç ben olurum.” Yemişler dağıtılır. Sağdıçlar da bedelini öderler. Yemişi çarşıdan alıp getiren kişi düğünü terk eder. Eğer sağdıçlar yemişin karşılığını ödememişler ise biri yemişi getirene yerini bırakmak zorunda kalır. Ama yerini bırakma çok büyük bir hakaret olarak kabul edildiğinden, yeri terk etmektense neyse bedel ödenir.

Kına:
Gelinin baba evinden ayrılışın ilk işaret kına yakmak törenidir. Gece düğün sürerken kına töreni yapılır. Düğün evindeki davetlilerden kadınlı erkekli bir bölümü kız evine gider. Erkekler ve kadınlar ayrı odalarda eğlenirler. Kadınlar, ***ürdükleri çerezleri misafirlere dağıttıktan sonra bir tepsi içinde kına getirilir. Tepsinin çevresi mumlar ile donatılarak ortaya konur. Gelinin ellerine ve ayaklarına kına yakılır. Kına yakılırken gelinin annesi tarafından hediye olarak gelinin kınalı eline altın bırakılır. Bu arada yanık türküler, maniler... okunur.
Bu türkülerin en yaygını evden ayrılan kızın annesine hitaben söylediği “Hıneyi Getir Ane”dır:

Hıneyi getir ane
Parmağı batır ane
Bu gece mısafıram
Al koynan yatır ane

Maydanoz bağladılar
Ciğerim dağladılar
Men şoförü almazdım
Başıma bağladılar

Kalede var çeperler

Çepere su seperler

Uzak yoldan geleni

Terli terli öperler

draculu45 14.04.09 01:50

Geleneksel El Sanatları
Muş'ta geleneksel el sanatları, il folklorunun temel unsurlarından biridir. Bazıları zamanla unutulmuş olmasına rağmen, çok sayıda el sanatı günümüzde de canlılığını korumaktadır. Bugün Muş'ta yaşayan başlıca el sanatları kilimcilik, halıcılık, semercilik, keçecilik, çorap ve hasır örmeciliği ile boncuk ve dantel oyacılığıdır.

Kilimcilik:
Halıcılıktan önce gelişen bir dokuma türüdür. Kilim, halıya göre daha ucuz ve daha hafiftir. Katlanması da kolaydır. Bu nedenle ilde, yaygın olarak kullanılan bir ev sergisidir. Kilimciliğin Muş'a ilk ne zaman geldiği bilinmemektedir. Muş'ta bugün Merkez İlçe'nin Kızılağaç Bucağı ile Mercimekkale Bucağı'na bağlı Yağcılar Köyü'nde ve bu yerleşimlerin yakın çevresinde dokunmaktadır.

Halıcılık:
Halıcılığın Anadolu'ya Selçuklularca girdiği kabul edilmektedir. Muş'ta bugün dokunan halılardaki hakim motifler, bu genel kabulü doğrulamaktadır. Geçmişte, yaygın bir sanat olan halıcılık, zamanla önemini yitirmiştir. Halıcılık, 1970'li yıllarla birlikte Halk Eğitim Merkezi ile El Sanatları Merkezi'nin yoğun çabalarıyla yeniden canlanmıştır. 1986'da da Muş Valiliği'nin soruna el atması, halıcılığa yeni bir dinamizm kazandırmıştır. Muş'ta halıcılık Merkez İlçenin Mercimekkale Sürügüden ve Çiçekli köyleriyle Varto, Bulanık ve Malazgirt ilçelerinde yapılmaktadır. En çok dokunan halı tipleri Isparta, Hereke ve Bünyan'dır. Hakim motifleri ise Türkmen, Yörük, Kula, Yedi Dağın Çiçeği ve Asmalı Laledir.

Keçecilik:
Geçmişte yaygın bir ev sergisi olan keçe, zamanla daha az kullanılır bir sergi türü olmuştur. Çoban abası olarak kullanımı daha yaygındır. Keçe, ilkel usûllerle yapılır. Muş'ta bugün keçecilik sanatını sürdüren yalnızca bir sanatkâr kalmıştır.


Semercilik:
Muş'ta semercilik çok eskilere dayanır. Geçmişte, başta odun olmak üzere her türlü yük taşımacılığında eşek kullanılırdı. Eşekle taşımacılıkta ise semer, vazgeçilmezdi. Bu da semercilik sanatının canlı kalışının en önemli sebebiydi. Teknolojik gelişme, Muş'ta bu geleneksel sanatın zamanla sönmesine ve unutulmasına yol açmıştır.


Çorap örmeciliği:
Muş'ta örme çorap, günümüzde de önemini sürdürmektedir. Bu el sanatının canlılığını korumasının temel sebebi, kışları çok sert geçen ilin karasal iklimidir. Çorap, genellikle beş şişle örülür. Topuk ve parmak uçlarının örülmesi, büyük beceri gerektirir. Düz, tek renkte örüldüğü gibi, boğaz ve parmak uçlarına değişik renklerde motifler işlendiği de olur. Genellikle ihtiyaca dönük olan çorap örmeciliği, çok az da olsa piyasa için üretilmektedir.

draculu45 14.04.09 01:51

Hasır Örmeciliği:
Muş'ta, günümüzde de yaygın olan bir el sanatıdır. Sazlıklardan elde edilen ve "Çil" diye adlandırılan bir bitkiyle yapılır. Önemli bir ev sergisidir. Yaz aylarında yere çıplak, kış aylarında ise kilim altlarına serilerek kullanılır. Beton ve toprak döşemelerde, rutubeti önlemek için kilim ve halı altlığı olarak kullanılmaktadır. Hasır, Muş'ta en çok Hasköy İlçesi'nin Korkut Bucağı'na bağlı Sazlıkbaşı Köyü ve çevresinde örülmektedir.


Boncuk ve Dantel Oyacılığı:
Muş'ta oyacılık, ev kadınlarının en önemli uğraşılarından biridir. En yaygın iki oya türü boncuk ve danteldir. Boncuk oyası işler, Muş'ta hem iğne hem de tığla yapılır. Özellikle genç kızların ilgi gösterdiği, çeyizlerin vazgeçilmez parçaları olan ve gelin gidilen evin akraba ve yakınlarına armağan edilen boncuk oyaların başlıca türleri şunlardır: Çilek, Karanfil, Biber, Fener, Kuş Bacağı, Çifte Yaprak, Böğürtlen, Doktor Gözü, Mısır ve Yılandır. Dantel oyacılığı da boncuk oyacılığı kadar yaygındır. Genellikle tığla yapılır. Dantel, yastık başlarına, karyola örtüsü eteklerine, perdelere, elbiselerin kol ve eteklerine süs olarak eklendiği gibi, ayrıca televizyon, masa, sehpa, büfe gibi ev eşyalarının üzerlerine bir estetik unsur olarak da örtülmektedir.

MAHALLİ GİYİM KUŞAM

Muş’ta geleneksel özellikler giyim kuşamda da açıkça görülür. Şehirdeki giyim kuşamdan bazı farklılıklar gösterir. Genellikle dokuma elbiseler yaygındır. Konfeksiyon giyim yaygın olmasına rağmen, evlerde yada terzilerde diktirilen ısmarlama elbise giyim önemini korumaktadır. Başlıca örgü giyimler ise kazak, süveter,çorap ve eldivendir.

Kadın Giyimi

Muş’ta kadınlar, giyim-kuşamlarına özel bir önem verirler. Ağır ve pahalı, özellikle kadifeden elbiseler tercih edilir. Elbise boyları uzundur. “Melekof” denen iç gömleği, Muş kadın giyim kuşamının önemli unsurlarındandır. Altından ziynet eşyaları takınma yaygındır. Beşibirlik, gramsiye, zincir, kolye, bilezik, yüzük ve ‘sırga’ denen küpeler, en çok kullanılan takılardır. Genç kızlar ve gelinler, boncuk yada oya ile çevrilmiş ‘leçek’ denen yazma yada ‘krap’ denen ipekten başörtüsü bağlarlar. Tesettür için bir tür çarşaf olan, renkli ipekten ‘şal’ örtünürler. Şemsiye, çokça kullanılan bir kadın aksesuarıdır.
Yaşlı kadınlar ise başlarına ‘kofi’ denen bir tür fes giyerler. ‘Kofi’nin en önemli özelliği, alna gelen ön yüzündeki “kıntik’ denen altın dizileri yada pullardır. Yanlardan da ‘şal’ denen kara ipek püsküller sarkar. Varlıklı kadınların ‘kofi’lerinde altın dizi, yoksullarınkinde pul vardır. Kofinin başa yakın kısmında altından yada gümüşten yapılmış dairemsi bir levha vardır. Bu levhanın boyutu, tıpkı altın dizi yada pullar gibi varlık seviyesinin bir işaretidir. Kofi, çene altından ipekten yada lastikten bir bağla bağlanır. Şehir de kadınlar, iş yaparken önlük giyerler. Bazıları da fistanlarını geniş bir şalvarı andıran pijamalarının içine sokar, öyle çalışırlar. Köylerdeki kadın giyim kuşamı, tamamıyla geleneksel özellikler gösterir. İpekli ve simli kumaşlara ilgi büyüktür. Üst üste üç dört kat entari giyilir. En üsteki entarinin önü açık ve etekleri kıvrımlı ve işlemelidir. Dikiş yerlerinde renkli kaytanlar bulunur. Bele, ‘palaşka’ denen bir tür kemer dolanır. Yanlarında püskülleri olan ‘şehre’ de yaygın olan bir tür kemerdir. Başa giyinen ‘kofi’de, genellikle birkaç ‘krep’in üst üste bağlandığı görülür. Genç kızların saçlarını örmeleri günümüzde de sürmektedir. Şehirdeki takı türleri, köylerde de yaygındır. Ne var ki, köylerde takılar, özel günlerde kullanılır. Burna yapıştırılan ’hızma’ denen madeni pul, yaygınlığını sürdürmektedir. Altın ya da parlak ****lden dişler, bir estetik unsuru olduğu kadar bir maddi seviye sembolüdür de. Kışın yün yada tiftikten, yaz aylarında ise uzun tire çoraplar giyilir. Çarığın yerini, kundura ya da topuklu lastik ayakkabı almıştır. Köylerde kadınlar, günlük olağan elbiseleri ile iş yapar.

draculu45 14.04.09 01:51

Erkek Giyimi

Muş’ta erkek giyim kuşamı sadedir. ‘Şal geleneksel erkek giyiminin en önemli unsurudur. Pantolonun yerini tutan ‘şal’, bol paçalıdır. Geniştir, şalvarı andırır. Gömlek yerine giyinen renkli ve yakasız ‘işlik’, ‘şal’ gibi geleneksel erkek giyiminin bir diğer önemli unsurudur. Bele kalınca dokunmuş kuşaklar dolanır. İşlik, külot pantolon ve çizme gençlerin tipik giyim kuşamlarıdır. Orta yaşlılarsa, lacivert kumaştan bol paçalı pantolon, yırtmaçlı ceket ve yelekten oluşan takım elbiseleri tercih ederler. Kış aylarında ak yün çoraplar giyilir. Başlıca erkek ayakkabıları iskarpin, galoş, potin, ‘roğan’ kundura ve ‘şippik’(talik), kışları da mest-lastik türü ayakkabılara rastlanılır. Altın ya da gümüşten büyük köstek saat, başlıca erkek takısıdır. Köylerdeki erkek giyim kuşamı, kadın giyim kuşamına benzer biçimde geleneksel özellikler gösterir. ‘Şalşepık’ denen elbiseler yaygındır. Gömlek yerine yakasız, renkli işlik, pantolon yerine bol paçalı ‘şal ‘ ya da büzmeli , bol, ayak bileklerine kadar uzanan ‘tuman’ denen bir tür külot giyerler. ‘Agal’ denen renkli puşular başlık olarak kullanılır. Kış aylarında tiftik başlıklar ve desenli çoraplar giyilir. Başlıca ayakkabı çeşitleri, çarık, pabuç, ‘garuk’, ‘gargar’ ve kara lastiktir.

draculu45 14.04.09 01:52

Muş 'un Halk İnanışları
Ay Tutulması :

İslam’dan önceki devirlerde Natüralist inancında olan Türklerde, Güneş ve Ay ile ilgili kötü ruhlar mücadeleye kalkışırlar. Bazen bu kötü ruhlar Ay ve Güneşi yakalayıp karanlık dünyasına sürüklerler. Yine İslam’dan önceki devirlerden kalan ve şu anda hurafe ve batıl olarak kabul ettiğimiz inançlardan biri de ay tutulduğu zaman Ay’ı ejderin ya da canavarın (Asya Motifidir) yutmaya çalıştığıdır. Ay’ı ejderden kurtarmak için bağırıp çağırma, davul çalma veya değişik şekillerde gürültüler çıkarma Şamanizm’den gelen bir inanıştır. Muş ilinde sıkça rastlanılmaktadır.

Kara Çarşamba:
Tunceli - Bingöl - Erzincan çevresinde ve Muş’un dağ köylerinde ‘Kara Çarşamba’ olarak kabul edilen ve mart ayının ilk çarşamba günü erkekler alınlarına ‘kara bir leke’ ya da ‘is’ sürerek ırmak ve derelere girerek bu karaları temizlerler ve bu ara suya karşı dua ve niyazda bulunurlar. Ayrıca yabani gül ağacı veya esnek ağaçların uçları kesilir. Bu uçlar, daire şekli verilmek amacıyla birbirine yaklaştırılır. Hastalıklı olanlar bu daireden geçirilirken ‘Kurt Kafasının’ ağzını bağlayıp,“kurtulmamıza sebep olduğun o günün hürmetine hastamıza şifa ver, bu günün hatırına da sürülerimize dokunma” diye niyazda bulunulur. Günümüzde de ilimizin merkeze yakın köylerinde bile sürülere dadanmaması için ‘kurt ağzını bağlama’ geleneği devam etmektedir. Bu gelenek ister istemez bize ‘Ergenekon Destanında’ yaşanan hadiseleri çağrıştırır. İslam dinin kabulünden sonra bu gelenek değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri şudur: Peygamber Efendimize yapılan eziyetlerden kurtuluşunu kutlama maksadıyla halkın bir araya gelmesi, dua ve niyazlarda bulunmasıyla anılır. Bu gün de Şubatın son, Mart ayinin ilk haftası arasındaki Çarşamba gününde evlerde çokça sevilen yemekler yapılıp bir kısmı fakirlere dağıtılarak Peygamber Efendimizin ‘Nefsin için neyi çok istersen başkalarına da ondan iste’ Hadis-i Şerifinin gereği yerine getirilir.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:08 .

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.
Dizayn ve Kurulum : Makinist