![]() |
Isparta tanıtım videosu ve tarihi
Isparta tanıtım videosu ve tarihi
|
Isparta KentiIsparta eski ve tarihi bir kenttir - Isparta Kenti kurulalı kaç yıl oldu? - Kente niçin Isparta adı verildi? - Isparta adı nereden gelmektedir?
Isparta eski ve tarihi bir kenttir. Bu; Isparta Hakkında Genel Bilgi Isparta Isparta'nın konumu Isparta güller ve göller diyârı, halısı ile ünlü il. Isparta nin nde ve nde , , , , Beyşehir ve Burdur gölleri arasında yer alan şirin bir ildir. 30°01’ ve 31°33’ doğu boylamları ile 37°18’ ve 38°30’ kuzey enlemleri arasında kalır. Isparta’ya ’nin halı tezgahı ve gül bahçesi denir. Trafik numarası 32’dir. İsminin kökeni bölgeye “bereket” mânâsına gelen“Baris” ismini vermişler. “Psidia” ismi verilen bu bölgeye hâkim olunca, “Baris” ismi yerine, kendi dillerine uygun olan “Sbarita” dediler. Şehir tarafından fethedilince buraya “İsbarita” dediler. Zamanla bu kelime halk dilinde “Isparta” olarak yerleşti. Osmanlı devrinde Isparta sancağına Hamidâbâd, sancak merkezine ise Isparta denmiştir.
ISPARTA KENTİ KURULALI KAÇ YIL OLDU? Bu soruya doğru, sağlıklı bir karşılık verebilmek için, önce tarih öncesinden günümüze dek Isparta'da yaşamış olanlara şöyle bir göz atmak gerekecektir.
Isparta'nın bilinen, en az dört bin (4000); Hititlerden önce de kentin varlığı düşünülecek olur ise 5 ile 6 bin yıllara varan bir tarihi vardır demek doğru olur. KENTE, NİÇİN ISPARTA DENDİ; ISPARTA ADI NEREDEN GELMEKTEDİR? Kente niçin Isparta denildiği, Isparta adının nereden geldiği, kesin olarak bilinmemektedir. Bu konuda pek çok araştırma, inceleme, görüş ve düşünüşler vardır; bunlardan en önemlileri ve akla yakın olanları şunlardır:
|
ISPARTA İLİ YERYÜZÜ (COĞRAFYA) GENEL KONUMIsparta ili, Akdeniz Bölgesinin batı bölümünde iç kesiminde yer alır. "Göller Bölgesi"nin merkezi konumundadır. İl, 30 derece ile 20 dakika ve 31 derece 33 dakika doğu boylamları ile 37 derece ve 18 dakika kuzey enlemleri arasındadır. Yüzölçümü 8.933 km² dir. Isparta doğudan, Konya'nın Beyşehir, Doğanhisar ve Akşehir ilçeleri; kuzeyden, Afyon'un Çay, Şuhut, Dinar ve Dazkırı ilçeleri; batıdan, Burdur'un Merkez, Ağlasun ve Bucak ilçeleri; güneyden ise Antalya'nın Serik ve Manavgat ilçeleri ile komşudur. YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ Isparta ili arazisi, III. jeolojik zamanda oluşmuş, beyaz tebeşir ve kalkerden meydana gelmiştir. Daha sonra tektonik volkanik hareketlerde yeni oluşumlar kazanmıştır. Çoğunlukla sıkışma tektoniğinin hüküm sürdüğü paleotektonik dönemde bir takım kıvrımlı yapılar ve bindirmeler meydana gelmiştir. Bindirmeler, Ofiyolotik karmaşık ve Akdağ kireçtaşının, Vurdigaliyen yaşlı birimlere bindirmesi şeklinde olmuştur. Özellikle Kadıköy formasyonunda gözlenen kıvrımlar Alp orojenezinin Preniyen fazıyla ilgilidir. Çekme tektoniğinin hüküm sürdüğü Neotektonik dönemde ise bir takım normal faylar horst-graben yapıları ve volkanizma etkinliğinin izlerini Isparta ve yakın civarında görmek mümkündür. Isparta'nın yüksek ve engebeli olan topraklarının, kuzey doğuda ve doğuda Sultan Dağları, Beyşehir Gölü ve Dedegöl Dağlarının güney uzantıları, güneyde Antalya Havzasının yüksek kesimleri, batıda ve güneybatıda Karakuş Dağları, Söğüt Dağları, Burdur Gölü, Ağlasun ve Bucak yaylaları ile doğal sınırları oluşmuştur. Isparta'nın yeryüzü şekillerinin %68.4'ü dağlar %16.8'i ovalar ve %14.8'i platolardan oluşmaktadır. Toprakların %74'ü tarıma elverişlidir. İlin yüzölçümünün %7.5'i göllerle kaplıdır. DAĞLAR İldeki dağlar Torosların uzantısı durumundadır. Antalya Körfezinin kara içine sokulan girintisine paralel olarak, körfezin doğusundan ve batısından başlayarak bu dağlar, kuzeye doğru giderek birbirine yaklaşır ve Göller Bölgesinin kuzeyinde birleşir. Isparta nın sınırları içerisindeki dağlar Sultan, Karakuş, Kuyucak, Dedegöl, Davraz, Barla, Kapıdağı ve Akdağdır. PLATOLAR Tektonik hareketler sonucu, çukur alanlarla, dağlar arasında çeşitli yükselti basamaklarında sıralanmış, düz plato alanları ortaya çıkmıştır. Isparta topraklarının %14.8'ini kaplayan platoların başlıcaları; Keçiborlu, Atabey, Barla, Senirkent ve Afşar'dır. Bu platolar üzerinde il yüz ölçümünün %1'i kadar hayvancılık ve turizm yönünden önemli yaylalar bulunur. AKARSULAR İlin önemli akarsuları, Antalya Havzasında yer alan Aksu Deresi ve Köprü Suyudur. GÖLLER Volkanik ve tektonik hareketlerle oluşan çukurların zaman içerisinde suyla dolmasıyla göller oluşmuştur. Bu yolla oluşan su birikintileri çok sayıda olmasından dolayı bölgeye Göller Bölgesi adı verilmiştir. Isparta'da bulunan en büyük ve en önemli göl Eğirdir Gölü'dür. GÖLCÜK Isparta'nın 5 kilometre güney batısında ve deniz yüzeyinden yüksekliği 1380 metre olan krater çukurunun su ile dolmasından oluşmuş bir krater gölüdür. Gölcük 150-300 metre kadar yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle çevrilidir. 1,5 kilometre çapında bir daire biçiminde olup derinliği 32 metreyi bulmaktadır. Gölcük ve yöresinde yapılan araştırmalarda, yüzeylenme veren formasyonlar, tortul, ultramatik ve volkanik kayaçlar olmak üzere başlıca üç gruba ayrılırlar. Bunlardan tortullara ait en yaşlı formasyonu Akdağ kireç taşları oluşturmaktadır. Diğerlerini konglomeralar ve flişler meydana getirmektedir. Akdağ kireç taşları Jura-Alt Kretase, konglomeralar Eosen ve Flişler ise Oligosel yaşlıdır. Gölcük ve çevresindeki volkanik kayaçlar, Traki Andezitler, sıkı tüfler, kül tüfler ve sünger taşlarından oluşmaktadır. Gölcük yağmur suları ve dipten kaynayan kaynaklarla beslenmektedir. Son yıllarda içme suyu olarak kullanıldığından su hayli çekilmiştir. Ancak Isparta'nın içme suyunun büyük bir miktarının Eğirdir Gölünden alınmasıyla Gölcükte su çekilmesi durmuştur. VADİLER VE OVALAR: En önemli vadi, Akdağ'ın kuzey yamaçlarından başlayan ve daha sonra Isparta Ovası'nı oluşturan Aksu Vadisi ile Dedegöl dağlarının orta kesiminde bulunan Çayır yaylasının güney yamaçlarından başlayan Köprü Suyu Vadisidir. İlin önemli ovaları ise Hisartepe, Karatepe ve Akdağ arasında kalan Isparta Ovası ve bu ovanın kuzeyinde bulunan Bozanönü Ovası ile Isparta'nın kuzeydoğusunda ki Kuleönü Ovasıdır. YERALTI KAYNAKLARI Isparta da büyük çapta işletilen maden ocakları çok değildir. Bazı bölgelerde maden arama çalışmaları sürdürülmektedir. Bunlardan en önemlisi Senir Ovasında yapılan petrol arama çalışmalarıdır ve 1993 yılında başlayan sondajlar devam etmektedir. KÜKÜRT Türkiye'nin ilk en zengin kükürt yatakları Keçiborlu ilçesinde bulunmaktadır. 1915 yılında işletilmeye başlayan kükürt yatakları 1994 yılında Etibank tarafından işletilirken zarar ettiği için kapatılmıştır. |
KÖMÜR
Isparta ilinin Eğirdir ve Yalvaç ilçelerinde kömür yatakları bulunmaktadır. Kömür yatakları özel şirketlere aittir. Bunlardan Eğirdir ilçesi Akbelen Köyü civarında bulunan kömür yatakları, arazinin işletmeye uygun olmaması sebebiyle 1991 yılından bu yana işletilmemektedir. Yalvaç ilçesinde Yarıkkaya, Yukarıkaşıkara kasabası civarında kömür yatakları zaman zaman işletilmektedir. PONZA TAŞI Gölcük kraterinin volkan bacasından çıkan küllerin sulu bir yüzeye düşerek ani soğumaya uğramasıyla içinde gaz boşlukları olan taşlar oluşmuştur. Bu taşlara ponza taşı veya süngersi yapılarından dolayı sünger taşı adı verilir. Ponza taşlarının içinde bulunan gaz boşlukları birbirine bağlı olmadığından yalıtkanlık özelliği taşımaktadır. Bu sebeple briket yapımında kullanılmaktadır. Isparta'da Gölcük krater gölü çevresine yayılan ponza yatakları, Binbirevler Mahallesi ile Gölcük arasında yoğunlaşmaktadır. Bu bölgedeki ponza yatakları aynı bölgede kurulan, Isparta Belediyesine ait olan ISBAŞ adlı modern bir fabrikada briket olarak mamul hale getirilmektedir |
KUM-ÇAKIL YATAKLARIIsparta da en önemli çakıl yatağı Atabey ilçesinde bulunmakta ve modern makinelerle Atabey belediyesi tarafından işletilmektedir. Ayrıca, Yakaören Köyü yakınında kum yatakları,Sav kasabası yol üzerinde ve Kılıç kasabası yakınlarında kum-çakıl yatakları işletilmektedir. Atabey ve Kılıç kum-çakıl yatakları rezervleri ve kaliteleriyle önemli depolardır.
BARİT Şarkikaraağaç ilçesinde bulunan Barit yatakları 1973 yılından bu yana Etibank ve özel sektör tarafından işletilmektedir. Şistler ve kireç taşlarında yer alan barit yataklarının rezervi 17 milyon ton olarak tahmin edilmekte olup, tenörü %30 lardan % 90 lara ulaşır. |
TRAS
Isparta - Antalya yolu üzerinde Sav kasabası yakınlarında , halk arasında köfke denilen materyal temelde tüflerden meydana gelmiş Tras dağları vardır. Rezervi 30 milyon ton olduğu tahmin edilen tras yatakları Göltaş A.Ş. tarafından çimento hammaddesi olarak kullanılmaktadır. MERMER Isparta da Gökçebağ çevresinde bej renkli kireç taşları mermer olarak değerlendilirilmektedir. Gökçebağ mermerleri Isparta Merkez ilçede bulunan Modül-Mer A.Ş. tarafından işletilmektedir. YAPITAŞLARI Isparta Merkez Direkli Andezitleri temel taşı, bahçe duvarı ve inşaatlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Rezerv çalışması yapılmamasına rağmen milyarlarca metreküp yapı taşı bulunduğu sanılmaktadır. Şarkikaraağaç Göksöğüt Ağap Köylerinde de bahçe duvarı ve bina yapımında kullanılan taşlar çıkarılmaktadır. Gölcük krater gölünün çevresinde de zengin taş ocakları vardır. Bir süre işletilen bu ocaklardan parke taşı ve dış cephe süslemesi için mermer benzeri taşlar çıkarılarak ihraç edilmiştir. Bu taş ocakları orman bölgesine zarar vereceği gerekçesiyle günümüzde işletilmemektedir. KROM Eğirdir Bağıllı-Ayvalıpınar dolayında harzburjit ve dunitler içerisinde mercekler şeklinde bulunduğu belirlenen krom cevherleşmesi %20-45 arasında Cr3O3 tenörüne sahiptir. Bölgede 30 ayrı noktada zuhur eden kromitlerden 150 bin ton jeolojik rezervi olduğu belirlenmiştir |
ARSENİK
Isparta Eğirdir Göktaş köyü dolayında bulunan bu cevherleşme, fliş düzeyinde damarlar şeklinde bulunduğu tespit edilmiştir. %35 dolayında As2S3 ihtiva eden yatağın hesaplanmış rezervi 34 bin tondur. TOPRAKLAR Isparta ilinde topraklar, genellikle kalkerli ana yapı üzerinde gelişmiştir. Tektonik çöküntü olukları ise, IV. zaman alüvyonlarıyla dolmuş ve ilde tarımın temel kaynağını oluşturan topraklar ortaya çıkmıştır. Eğim %40'a kadar değişmektedir. Üst toprak, 8-40 santimetre arasında derinliğe sahip olup, genellikle killi-tınlı kalkerli granüler ve dağılabilir durumdadır. Alt toprak üst toprakla aynı yapıda olmasına rağmen daha kaba bünyeli ve killidir. Toprak seviyesi bazı yerlerde taban suyu ile sınırlanmıştır. Yapılan araştırmalara göre, Isparta da bulunan toprak çeşitleri ve başlıca özellikleri şunlardır. KIRMIZI AKDENİZ TOPRAĞI Bu topraklar il genelinde 68.932 hektar alan kaplamaktadır. Hafif, orta dik ve sarp meyil özelliklerine sahip olup, orta sığlıkta hafif taşlı, orta derin, erozyon derecesi farklı ölçekli verimlilik açısından tarıma uygundur. Akdeniz bitki florası ile karstik temel yapı ve Akdeniz iklimi etkileşimi sonucu oluşmuş verimli topraklardır. Doğal bitki örtüsü, otlar, makiler ve orman ağaçlarından oluşur. KIRMIZI KAHVERENGİ AKDENİZ TOPRAKLARI Bu topraklar 81.904 hektarlık bir alanı kaplar. Yer yer hafif, orta, dik ve çok dik meyilde olup, orta derin bazen sığ, yer yer taşlı, orta erozyon etkisinde tarıma elverişli topraklardır. Oluşum bakımından kırmızı Akdeniz toprakları pedojenezine uygun özellikleri vardır. Doğal bitki örtüsü ot, maki, çeşitli türde orman ağaçlarından oluşur |
KAHVERENGİ ORMAN TOPRAKLARI
Isparta ili toprak dağılımında 142.156 hektar bir bölümü oluşturur. Hafif orta dik ve çok dik meyil özelliği göstermekte olup, orta derin yer yer sığ, orta erozyonlu, bazen şiddetli erozyona maruz topraklardır. Uygun topoğrafya özelliklerinde tarıma elverişlidir. Toprak oluşumu bakımından kırmızı kahverengi Akdeniz toprakları pedojenozi etkindir. SARI KIRMIZI POTZOLİK TOPRAKLAR Bu topraklar Isparta ilinde 3.671 hektar ile en az orana sahiptir. Hafif, orta ve dik meyilde orta derin, bazen sığ yer yer çok sığ az erozyondan, orta ve şiddetli erozyona varan bir aşınım özelliğine sahiptir. Doğal bitki örtüsü, kışın yapraklarını döken orman ağacı ve iğne yapraklı orman ağaçlarıdır. KALKERSİZ KAHVERENGİ ORMAN TOPRAKLARI: Bu topraklar 61.081 hektar bir arazi oluşturmaktadır. Meyil derecesi hafif, orta ve diktir. Derin, bazen orta derinlikte, kısmen, sığ, orta ve şiddetli erozyona maruz, yer yerde taşlı bir özellik taşır. Doğal bitki örtüsü , kışın yaprağını döken orman ağaçlarından oluşur. KESTANE RENKLİ TOPRAKLAR: Bu topraklar Isparta ili toplam arazisinin 115.489 hektarlık bölümünü oluşturur. Genellikle düz, düze yakın orta ve dik meyillerde, yer yer derin, orta derin, sığ ve çok sığ, orta ve şiddetli erozyon etkisinde olan topraklardır. Doğal bitki örtüsü, kısa ve uzun otlarla, çalılar ve seyrek orman ağaçlarından oluşur |
TOPRAK SICAKLIĞI
Toprak sıcaklığı rasatları 5,10,20,50 ve 100 santimetre derinliklerde yapılmıştır. Aylık ortalama sıcaklık değerleri derinlere indikçe ilkbahar ve yaz aylarında azalmakta , sonbahar ve kış aylarında artmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık değerleri 12.6 C ile 14.8 C arasında değişmektedir. TOPRAK KİRLİLİĞİ İlin topraklarında makro ölçekli bir toprak kirliliği görülmemektedir. Ancak ilde özellikle Eğirdir Gölü çevresinde yapılan meyve yetiştiriciliğinde kalite ve verimi artırmak için kullanılan zirai mücadele ilaçları, az da olsa toprakta uzun süre kalıcı bir kirliliğe sebep olmaktadır. Ağır ****ller konusunda Köy Hizmetleri Müdürlüğü laboratuarlarında yapılan analizlerde toprak kirliliğine sebebiyet verecek bir bulguya rastlanmamıştır. İlimizde büyük ölçekli sanayi kuruluşları bulunmadığından, ayrıca evsel atıkların genelde kontrol altında tutulmasından dolayı kimyasal etkili toprak kirliliği söz konusu değildir. İKLİM Isparta ili, Akdeniz iklimi ile Orta Anadolu iklimi arasındaki geçiş bölgesinde yer almaktadır. Bu sebeple il sınırları içinde her iki iklim özellikleri de görülür. Ancak, Akdeniz kıyılarında görülen sıcaklık ve yağış, karasal iklimin özelliği olan düşük yağış bölgede tam olarak görülmez. Meteorolojik yöntemlerle yapılan araştırmalarda Isparta'nın iklim yapısı; Soğuk-Yarı Kara İklim tipi olarak belirlenmiştir. İlin Akdeniz'e yakın olan güney bölgelerinde Akdeniz ikliminin özelliği gözlenir. Yazlar sıcak ve kurak; kışlar ilin kuzey bölümlerine göre ılık ve yağışlı geçer. Kuzeydoğuya gidildikçe karasal iklim özelliklerini gösterir; kışlar daha soğuk geçer. Kuzey bölgeler daha az yağış almaktadır |
BASINÇ
Atmosferdeki gazların temas ettikleri yüzeylere uygulanmış olduğu kuvvete hava basıncı ve atmosferik basınç denir. Isparta'da ölçülmüş aktüel (mahalli) basınç ortalaması 898.0 milibardır. Aylara göre basınç değeri incelendiğinde ise en yüksek kasım, en düşük temmuz ayında olduğu görülür. Yaz aylarında düşük seyreder. Isparta'da uzun yıllar içerisinde tespit edilen en yüksek basınç 919.9 mb en düşük basınç ise 869.6 olmuştur. RÜZGAR Hava hareketi olarak bilinen rüzgar, yön ve hız ölçümü yapılarak belirlenir. Isparta da ortalama rüzgar hızı saniyede 1.9 metredir. Aylara göre hız ortalaması içinde 2.4 m/sn ile eylül ve ekim ayları en düşüktür. Uzun yıllar ölçümlerine göre, en hızlı rüzgar 30,7 m/sn ile güney yönünden kaydedilmiştir. Rüzgar hızının 10.8 ile 17.1 m/sn arasında olduğu, kuvvetli rüzgarlı gün sayısı ortalama 33 gündür. Fırtınalı günler ortalaması ise yılda 6 gündür. Isparta da birinci derecede hakim rüzgar yönü 3369 esme sayısı ile Batı, ikinci derecede 3162 esme sayısıyla güneydoğu , üçüncü derecede hakim rüzgar yönü ise 2520 esme sayısıyla kuzeydoğu olarak belirlenmiştir. NİSPİ NEM Atmosferdeki su miktarına havanın nemliliği denir. Nispi nem ise, mevcut basınç ve sıcaklıkta havadaki su buharı miktarının aynı basınç ve sıcaklıktaki havanın alabileceği maksimum su buharı miktarı oranına denir ve yüzde olarak ifade edilir. Diğer bir deyişle, nispi nem doyma açığını gösterir. Isparta da yıllık ortalama nem %62'dir. Nispi nem değerleri, kış aylarında daha yüksek, yaz aylarında da daha düşük olmaktadır. BULUTLULUK Klimatolojik bulutluluk gözlemlerinde, gökyüzünün tamamı 10 eşit parçaya bölünmüş olarak kabul edilir. Isparta da yıllık ortalama bulutluluk 4.3 dür. Yıl içinde bulutluluğun en az olduğu aylar temmuz ve ağustos, en fazla olduğu aylarda kış aylarıdır. Ortalama bulutluluk ile ortalama nisbi nem arasında bir paralellik olduğu açıkca görülür. Ortalama bulutluluğun 2.0 ila 8.0 arasında olduğu günlere bulutlu günler denir. Buna göre yıllık ortalama bulutlu günler sayısı 180 dir. Bulutluluğun 8.1 ile 10.0 olduğu günlere kapalı günler denir. Yıllık kapalı günler sayısı 67.3 dür. Yıllık açık günler ortalaması ise 117 gündür. |
SİS-DOLU-ORAJ
Sis, yer seviyesinde oluşan ve yatay görüş uzaklığını her yönde bir kilometre ve altına düşüren buluta denir. Isparta'da yıllık sisli günler sayısı 13 tür. Isparta'da dolu olayı özellikle mart, mayıs ve haziran aylarında görülür. Dolu yağışında yıllık ortalama 4 gündür. Şimşek ile birlikte gök gürültüsünün duyulmasına oraj denir. Orajlı günler daha çok mayıs ve haziran aylarında yaşanır. Isparta'da yılda ortalama 26 gün orajlı geçmektedir. SICAKLIK Hava sıcaklığı ölçümleri rasat siperleri içerisinde gölgede yapılmaktadır. Isparta da yıllık ortalama sıcaklık 12.1 C dir ortalama sıcaklık aylara göre incelendiğinde en yüksek ortalama sıcaklığa temmuz ayında, en düşük ortalama sıcaklığa da ocak ayında ulaşıldığı görülmektedir. Isparta da en yüksek sıcaklık 37.5 C en düşük sıcaklık -21.0 C olarak ölçülmüştür. Yaz günleri yukarı sıcaklıkta gün sayısı ortalama 111.4 dür. Kış günleri adı verilen C'nin altındaki gün sayısı ise 75.7 dir. YAĞIŞ Yıllık toplam yağış miktarı ortalama 600.4 mm Aylara göre yağış miktarı incelendiğinde en az yağışın ağustos ayında olduğu görülür.En fazla yağış ise kış ilkbahar aylarında meydana gelir. İl genelinde kar yağışları kasım ayında başlayıp nisan ayında sona ermektedir. Yılda ortalama karla örtülü gün sayısı 14.9 olup , en yüksek kar örtüsü 59 santimetre olarak ölçülmüştür. BUHARLAŞMA Buharlaşma miktarı , bir yerin iklimini ortaya koymakta kullanılan önemli meteorolojik elemanlardan biridir. Yağış miktarının buharlaşmadan fazla olduğu yerlerde toprak nemli , az olduğu yerlerde ise toprak kurudur. Isparta ilinde yıllık toplam buharlaşma miktarı 1233.6 mm dir En fazla buharlaşmanın temmuz ayında 233.4 mm olduğu görülmüştür. GÜNEŞLENME Isparta da aylık ortalama güneşlenme süresi en çok temmuz ayında 12 saat 2 dakika en az aralık ayında 3 saat 36 dakikadır. Güneş ışınlarının şiddeti santimetrekareye kalori olarak ölçülür. Isparta da yıllık ortalama güneş ışınlarının şiddeti 311.61 cal/cm², maksimuma ulaştıgı temmuz ayında da 480.73 cal/cm² dir. |
Isparta İlimizin Nesi Meşhur
öncelikle mis gibi kokan gülleri ? bu güzel kokulu güller ilde yaşayan birçok insanın geçim kaynağıdır.her yıl mayıs ayının ikinci yarısında toplanmaya başlanır.güller çeşitli alanlarda ham madde olarak kullanılır. en başta gülsuyu olmak üzere yapraklarından presleme yapılarak tesbih taneleri elde edilmek ; üzere bir çok alanda işlenir.yolun ısparta'ya düşerse mutlaka gül lokumu yemeni tavsiye ederim.i ikinci olarak tezgahlarada ilmek ilmek işlenen göz nuru el halıları dır.Türkiye genelinde her zaman ismini korumuş istenilen ve beğenilen el halısında marka olmuştur.günümüz koşullarında halıcılık sektörü çoğunlukla makina halısına yöneldiği için geçmiş yıllara göre el halısında ciddi azalmalar olmuştur |
OSMANLI İMPARATORLUĞU DEVRİNDE ISPARTA
1299'dan 1920'ye değin 621 yıl gibi pek uzun bîr süre egemenliğini sürdürmüş bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun Isparta Tarihinde pek büyük önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu önem özellikle : yönetim, ordu, din, toprak, halk, hukuk, siyaset, maliye, sosyal kurumlar, resim, eğitim - öğretim, bilim - sanat, edebiyat, güzel sanatlar, mimarlık, el sanatları, müzik, minyatür gibi, alanlardaki etkinliğinden ileri gelmektedir. ISPARTA, OSMANLILAR DEVRİNDE (30) MAHALLE İDİ !. Isparta (1591) yılında (30) mahalle idi. Bu mahalleler şu adları taşıyorlardı . 1- Dere Mahallesi 2-Yenice Mahallesi 3- Doğanciyan Mahallesi. 1688 yılında Doğancı Mahallesi oldu. 4- Keçeci Mahallesi 5- Voyvoda Zade Mahallesi 1688 Yaylazade 1944'de Yayla Mah. oldu. 6- Hacıelfi Mahallesi 1935'te Poyraz; 1944'te de Pirimehmet Mah. oldu. 7- Şeyh Mahallesi 1935'te Sinan; 1944te de Kutlubey Mah. oldu. 8- Camiikebir Mh. 1688'de Camiatik; 1935'te Pazar; 1944 Kutlubey Mah. 9-- Çelebiler Mahallesi. 10- Tabakhane Mahal. 1935'te Tabaklar; 1944'te de Kurtuluş Mah. 11- İğneci. Bu mahalle Kurtuluş mah. içine katıldı (1944). 12- Sülübey Mahal. 1688'de Hamam; 1785'te Sülübey'e çevrildi. 13- Elhac İvaz mah. 1688'de Hacıayvaz, 1935'te Gülcü Mah. oldu. 14- Hergeleyeri Mah. 1688'de Hisar Efendi; 1944'te Hisar Mah. oldu. 15- İlisucu Mah. 1688'de Kuyu; 1935'te de Hisar mah. katıldı. 16- Germeyan Mah. 1944 yılında adı değişti İskender Mah. oldu. 17- İskender Mah. 18- Hacıevran Mah. 1688'de Evran : 1935'te Gazikemal Mah. oldu. 19- Hocazade Mah. 1882 yılında Bey; 1935'te Orta, 1944'te Kepeci. 20- Sepetçi (çeribaşı) Mah. 1688 Çörçöp; 1785 Feyzullah; Çay; Sermet. 21- Karaağaç Mah. 22- Hızırabdal Mh. 1688 Tekke; 1935'te Teke; 1944'te Hızırbey Mah. oldu. 23- Mahmutçavuş Mah. 1785 Cedit; 1935 Yeni, Hızırbey Mah. katıldı. 24- Saray Mah 1640 yılından sonra adına hiç rastlanamadı. 25- Arslanpapaz Mah. 1640'tan sonra kaydına rastlanamadı. 26- Bahşiş Mah. 1640'tan sonra kaydına rastlanamadı. 27- Emre Mah. 28- Kemerkapı Mah. 1944'ten sonra Turan Mah. oldu. 29- Çavuş Mah. 1944'ten sonra Turan Mah. oldu. 30- Hocatemel Mah. 1944'ten sonra İstiklâl Mah. oldu. |
ISPARTA'NIN KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DEVRİNDE, (16) İLÇESİ (7) DE BUCAĞI VARDI !.
Kanunî Sultan Süleyman Devrine rastlayan 1545 yılında, Hamit Sancağı adını taşıyan Isparta'nın 16 ilçesi; 7 de bucağı vardı; bu ilçe ve bucaklar şunlardı: İLÇELER 1- Ağlasun 2- Ağras 3- Eğridur 4- Gönen 5- İrvalo (incir) 6- Karaağaç 7- Uluborlu 8- Yalvaç 9- Burdur 10- Donuzlu (Denizli) 11- Gölhisar 12- Karaağaç 13- Karaağaç Gölhisarı 14- Kefenni (Tefenni) 15- Kemer 16- Yaviçe BUCAKLAR 1- Anamas 2- Baradız 3- İrle 4- Keçiborlu 5- Kestel 6- Kübyat 7- Siroz 199 KÖYÜ OLAN ISPARTA'DA (192) BİN NÜFUS YAŞAMAKTA İDİ.. On altı ilçesi, yedi bucağı bulunan Isparta'nın 199 köyü vardı; tüm nüfus toplamı şöyle idi. 174 bin 377 Kişi .................. TÜRK 17 bin 000 Kişi .................... RUM 600 Kişi .............................. ERMENİ (Gregoryen) 3 Kişi ................................. ERMENİ (Protestan) 20 Kişi ............................... YAHUDİ olmak üzere, toplam 192.000 kişi idi. ISPARTA İLİ SINIRLARI İÇİNDE (30) İLKOKUL, BİR DE, ORTA DERECELİ OKUL BULUNUYORDU !. Osmanlı İmparatorluğu'nun sonlarına yakın bir zamana dek 30 mahallesi; 16 İlçesi; 7 bucağı ve 199 köyü bulunan, Hamit Sancağı adındaki Isparta'nın hepsini içine alan sınırlarının içindeki durum şu idi. : TÜRK İLK VE ORTA OKULLARI Türk İlkokulu sayısı ........................................30 Türk orta dereceli okulu sayısı. ........................1 Bu okullardaki öğrenci sayısı ...........................800 RUM - ERMENİ İLK VE ORTA OKULLARI Rum İlkokulu sayısı ........................................4 Rum orta dereceli (kız) okul sayısı....................1 Rum orta dereceli (Erk.) okul sayısı ..................1 Ermeni ilkokulu sayısı .....................................1 Bu okullardaki öğrenci sayısı ...........................598 |
ISPARTA'NIN KENT İÇİ NÜFUSU
Türk .................................................. ........... 13.000 Rum .................................................. ........... 7.000 TOPLAM .................................................. ..... 20.000 MERKEZ - İLÇE - BUCAK VE KÖYLERDE BULUNAN ÖTEKİ YAPILAR Cami 37, Medrese 28, Tekke 6, Kitaplık 1, Çeşme 374, Hamam 6, Han 7. OSMANLI İMPARATORLUĞU, DÜNYANIN EN BÜYÜK DEVLETLERİNDEN BİRİ İDİ; ÇOK SAĞLAM BİR YAPISI VARDI !. Osmanlı İmparatorluğu Asya, Avrupa, Afrika kıtaları üzerinde, sınırları geniş, pek çok ulusu içine almış, dünyanın en büyük imparatorluklarından biri idi. Düzenli, güvenilir, adaletli, sağlam.. bir yapısı vardı. BAZI İÇ VE DIŞ NEDENLERLE YOZLAŞTIRILDI; YIKINTIYA, ÇÖKÜNTÜYE DOĞRU GİTMEYE BAŞLADI !. Yükselme Devrinde, yaşamının "zirvesinde" bulunan imparatorluk, bazı iç ve dış nedenlerle (1774)'ten, Atatürk yönetimi eline alıncaya dek geçen (148) yıllık zaman içinde, iyiden iyiye yozlaştırıldı; etkinliğini kaybetti; hızla bir yıkıntıya ve çöküntüye doğru gitmeye başladı. Bu günleri Isparta'da görmüş ve içinde yaşamış bulunan, sağlam bir kafa yapısına sahip, Atatürkçü Süleyman Sami Bey (Böcüzade), yazdığı anılarında şöyle anlatmaktadır. "1846'dan sonra Hıristiyanlara iyiden iyiye bir ayrıcalık tanınmaya başlandı. Askere alınmadıklarından, ticarete başladılar. Bizim tarım ürünlerimizi dış ülkelere satıyor; onlarınkini de bize getiriyorlardı. Kısa süre içinde büyük paralar kazandılar; çok zengin oldular. Bizim hacı hoca takımı Müslüman halka "Haşhaş sütü uyuşturucudur, alınıp satılması günâhtır. Ticaretle uğraşmak gâvur işidir. Dinî kitapların dışında bulunan kitapları okumak kâfirliktir..." derken, Hıristiyan Papazları dindaşlarına : DÜNYASI İYİ OLMAYANIN AHRETİ DE İYİ OLMAZ Diyorlar, Hıristiyanları ticarete özendiriyorlardı. Şehir, yabancı maldan geçilmez oldu. Çarşıda, pazarda, mahalle aralarında ve evlerde.. ucuz ucuz dıştan getirilen mallar, satılmaya başlandı. Bir de halk arasında : AVRUPALILARIN MALI SAĞLAM, DAYANIKLI, UCUZDUR; YERLİ MALLARI İSE KALİTESİZ VE PAHALIDIR !. Havası yarattılar. Bundan sonra da tüm kötülükler art arda gelmeye başladı.. Yerli zanaatçılar ürettikleri hiç bir malı satamaz oldu. Dükkânlarını kapatmak zorunda kaldılar. Şehirde bir işsizlik başladı. Halk miskinleşti. Kurtuluş yolunu "Tekkelerde" buldular. Tekke sayısı arttı. Tekkelere gidenler çoğaldı. Mezarlıkların yanlarında falcı, tâbirci, kayıptan haber verici.. barakaları görülmeye başlandı. Şunlar kıyamet gününün yakın olduğunu, pek yakında kıyametin kopacağını, dünyanın da tuzla buz olacağını söylediler. Yaşama umudunu yitirmiş, evine ekmek ***üremez olmuş, canından bezmiş olan halk, sabırla kıyamet gününü beklemeye başladı. |
ULUBORLU KAYMAKAMI'NIN KAHVECİ ÇIRAĞI, OLDUĞUNU ÖĞRENDİM !.
1878 yılında İl Yönetim kurulunda başyazman (baş kâtip) idim. Yönetim görevlisi (mutasarrıfı) Paşaya, Uluborlu Kaymakamı olduğunu söyleyen birisi, zarf verdi. Paşa zarfı açtı, okudu. Zarfın içindeki kâğıtta kaymakamın önceki görev yerindeki bir tüccara 400 altın borcu olduğu ; bu borcun hemen o tüccara gönderilerek, sonraki aylarda, kaymakamın alacağı maaşlardan, taksit taksit kesilmesi yazılıyormuş. Paşa : - Bu borca niçin girdin? Diye sordu. Yeni Uluborlu kaymakamı : - Aylarca maaş alamadım, gereksinmem vardı, başka bir yerden gelirim de yok, borçlanmak zorunda kaldım.. Karşılığını verdi. Dilekçesi işleme kondu. Kaymakam da görevine başlamak için çıktı, gitti.. Paşa, bir gün sonra aldığı mektuptan, kaymakamın borçlanma nedenini öğrenmiş, şöyle imiş: Borçlandığı adam tüccarmış. İstanbul'a gidip mal alacakmış. Kaymakam bunu duymuş, tüccarı çağırtmış : - İstanbul'a mal almaya gideceğini duydum, doğru mu? Demiş. Tüccar da ; - Doğru .efendim, karşılığını vermiş. Kaymakam : - Biliyorsun ortalık iyi değil. Yol, sokak hırsız, hain, eşkıya ve soyguncularla dolu. Paranı soydurur, zarara uğrarsın. Yanında para ***ürme, paranı bana ver. Ben sana bir mektup vereyim, Aziziye karakoluna var, mektubu kumandanına ver. Kumandan bana verdiğin kadar sana para verir. Olur mu? - Olur, sağ olun kaymakam bey !. Tüccar, İstanbul'a ***üreceği parayı bu söz üzerine kaymakama vermiş Yazdığı mektubu da almış, İstanbul'a gitmiş.. İstanbul'a vardıktan sonra aramış, taramış ne öyle bir karakol var, nede öyle bir kumandan. Kaymakamın kendini dolandırdığını o zaman anlamış. Hemen şikâyette bulunmuş. Sormuş, soruşturmuşlar, tüccarı haklı bulmuşlar. Kaymakamın da işine son vermek istemişler. Ama, bir de düşünmüşler ki, son verince tüccarın borcunu nerden para bulup ödeyecek? Bu borcunu ödeyene dek yine kaymakamlık yapmasına karar vermişler. Adamı da Uluborlu'ya tekrar, yeniden kaymakam olarak göndermişler.. Bu Uluborlu kaymakamının küçük yaşta Harput'tan İstanbul'a geldiğini, çeşitli işlere girip çıktıktan sonra, padişah sarayında görevlilerden birinin kahvecisinin çırağı olduğunu öğrendik. Isparta yöneticisi Paşa "Böyle bir adamın kaymakamlık yapması doğru değildir" diye yukarıya yazdı. Bu işle uğraşması yüzünden "sürgün" edildi; kaymakamın da Uluborlu'da bir kaç kişiyi daha dolandırdığını duyduk. |
BUCAK MÜDÜRÜ, BİR ARABACI İDİ !.
1881 yılında Isparta'nın Pavlu Bucağı'na (Şimdiki Sütçüler ilçesi) bir Müdür atandı. Eli ermez, gücü yetmezin biriydi. İbiş adındaki bu kişinin İstanbul'da arabacılık yapmakta olduğunu öğrendik. Padişah sarayında görevli birinin ayakkabılarını yamayan bir yakını varmış, onun aracılığıyla torpil yapmış kendini Müdür olarak atamışlar. ISPARTA YÖNETİCİSİ ALİM PAŞANIN, OKUMASI VAR, YAZMASI YOKTU !. 1879'da en büyük yönetim görevlisi (mutasarrıf) olarak Isparta'ya atanan Alim Paşa ***if ehli, içkiye, saza söze.. düşkün bir kişi idi. Devrin pek çok yöneticisi gibi, okuması var, yazması yoktu. Alim Paşa zamanında Isparta'da iki gurup oluştu. Paşanın oğluna uyanlar her gece saz, kadın, içki.. eğlenceleri yapıyorlardı. Bir de hacı, hoca, hafız, takımı vardı ki, onlar da mevlitlere, düğünlere, derneklere taşınıyorlardı. 1879 martında bir darlık başladı. Tüccar, esnaf, zanaatçılar.. hep battı, işlerini kaybettiler. Memurlar da geçim sıkıntısına düştüler. En büyük memur 300 ile 400 kuruş maaş alırken, bir top bez 800 kuruşa çıktı. Alim Paşa, iki yıl kadar, yönetici olarak Isparta'da bulundu. Bu süre içinde Isparta'da hiç bir şey yapılmadı. Sadece Atabey'in bucaklığı kaldırıldı; Isparta'ya bağlandı. Bucaklık örgütü de Senirkent'e taşındı. Senirkent, Isparta'ya bağlı bir bucak oldu. Isparta'ya, Alim Paşadan sonra, en büyük yönetim görevlisi olarak (mutasarrıf) aslen Ermeni olan Cevdet Bey geldi. YENİ BİR KAÇ, İKİ ÜÇ SINIFLI OKULUN AÇILMASINA; HACI HOCA TAKIMI VE BAZI CAHİL HALK ENGEL OLDU !. 1869 yılında, Isparta'da açtırmayı başardığımız bir kaç ikişer üçer sınıflı okulun gideri için, Milli Eğitimden ödenek almak mümkün olmadı. Belediyenin halktan bağış toplayarak bu giderleri karşılamasına karar; alındı. Yeni açılan bu okulları, kendilerine "rakip" sayan hacı, hoca takımı ile bazı cahil halk karşı çıktılar. Tepki gösterdiler. Biz de direndik; bizi buyruklara uymamakla suçladılar ve cezalandırdılar. MÜDÜR, KAYMAKAM, YÖNETİCİ OLAN PAŞALARI İŞLEDİKLERİ SUÇLARDAN YARGIÇ ÖNÜNE ÇIKARMA OLANAĞI YOKTU !. O günlerde, bir Müdürü; Kaymakamı; ilin en büyük yöneticisi bulunan Paşaları işledikleri her hangi bir suçtan yargıç önüne çıkarmak, kendilerinden davacı olmak.. olanağı yoktu. Bu görevlerde bulunanlardan davacı olabilmek için, özel olarak padişahtan izin almak gerekti. Hele bir suç işlemiş Valiye hiç bir şey yapılamazdı. En küçük bir şeyde, bir gerekli neden yokken "Sıkı Yönetim" duyurusu (ilânı) yapar; yasaları işlemez hale getirir, bildikleri gibi at oynatırlardı. Müdürlük, kaymakamlık, yöneticilik.. yapanlar çoğunluk padişah sarayının fenercisi, aşçısı, kahvecisi.. gibi adamlardı, okuma yazma bile bilmiyorlardı. Isparta'nın ilk yöneticisi saray kâhyası idi Uluborlu Kaymakamlığını yapanın da Rumeli Ordusunun Defterdarı'nın kasabı olduğunu öğrendim. Bu kasap Defterdar ailesini sağ salim İstanbul'a getirmiş, bunun ödülü olarak da kasaba Uluborlu kaymakamlığı verilmişti. Yargılama görevi verilen, evlenme, boşanma, nafaka, miras.. davalarına bakan (kadılar) ve vekiller (naipler) de aynı durumda idiler. Şarkikaraağaç ilçesininkinin bir hademe olduğunu, 60 yaşından sonra böyle bir görev verildiğini kendisinden öğrendim. İzmit'te Jandarma çavuşu olan birinin, İzmit'in yöneticisine iyi hizmet ettiği için ilin Vakıflar Müdürlüğüne atandığını gözlerimle gördüm. Benden sonra Isparta Milletvekili olan Mustafa Bey'i (Mustafa Hakkı Ağlarcı) ortaokulu (rüştiyeyi) bitirdiği zaman, yanıma evrak memuru olarak almak istemiştim. Kurul üyelerinden birinin cahil, hiç okuma yazması bulunmayan bir yakını o göreve getirildi, ortaokul çıkışlı Mustafa Bey'e o görev verilemedi. Bir yabancı okullar Müfettişine; - Avrupa gazeteleri neler yazıyorlar? Diye sordum. - Ben, hiç yabancı dil bilmem! Karşılığını verdi. |
EMEKLİ, MEMUR, HİZMETLİLERE YILDA BİR İKİ KEZ, YA AYLIK VERİLİR; YA HİÇ VERİLMEZDİ !.
Devletten aylık alma işi bir dertti. Emekli, memur, hizmetlilere yılda iki üç kez ya aylıkları verilir, ya da hiç verilmezdi. Halktan vergi olarak toplanan paralar İstanbul'a gittiği için, kasada görevlilerin aylıklarını verecek para bulunmazdı. Bu nedenle, yılda alacağı aylığı yarı yarıya kırdıranlar, borçla tüccarlardan mal alıp, düşük olarak sattıktan sonra gereksinmesini sağlayanlar olurdu. Çeşitli savaşlara girmiş çıkmış, ****en yaşındaki bir emeklinin yıllık maaşını kırdırarak 60 kuruşa bir top giysilik alaca denen dokumadan aldığını, bunu da 30 kuruşa satarak başka gereksinmesini gidermeye çalıştığını gözlerimle gördüm, içim sızladı.. Halk bu durumda iken, vergi paralarının konduğu mal sandıklarının kırılarak, nüfuzlu kişiler arasında paylaşıldığı sık sık görülürdü. ASKERLİK İŞİ DE YÜREKLER AÇISI İDİ; YEMEN'E GİDEN YÜZ KİŞİDEN ÜÇÜ BEŞİ, YA GERİ DÖNER, YA HİÇ DÖNEN OLMAZDI !. Askerlik işi de yürekler acısı idi. Parası olanlar "bedel" vererek hiç askere gitmezler; parası olmayanlar ise istenen yere gönderilir, oralarda asker olurlardı. Yemen'e gidenlerin çoğu oralarda ölür kalır, geri dönen pek az olurdu. RUM VE ERMENİLERE HİÇ ASKERLİK YAPTIRILMAZDI !. Nüfusun azalmasının bir nedeni de askerlikti. Türkler savaştan savaşa koşar, ölür yaralanır, kaybolurken, Rum ve Ermeniler çoğalırlardı. Nitekim bir kaç yüz yıl önce Isparta'ya gelen (377) Rum ailesi, kısa bir süre sonra (1000) aile olmuş; II Mahmut zamanında (1808 - 1839) gelen 18 kişilik Ermenilerin sayıları da (500)'ü bulmuştur. DOKTORLUK, ECZACILIK GİBİ SAĞLIK İŞLERİ; RUM VE ERMENİLERİN TEKELİNDE BULUNUYORDU !. Doktorluk, eczacılık.. gibi sağlık işleri, tümden Rum ve Ermenilerin tekelinde bulunuyordu. 1869'da belediye hekimliği oluşturuldu. Aradan 24 yıl gibi pek uzun bir süre geçtiği halde, bu kuruluşa bir Türk hekim bulunamadı. 1893 yılında bin bir güçlükle bulup getirdiğimiz Türk hekime Rum ve Ermeniler: - Bu adam hekim değil - Hiç bir okulu bitirmemiş gibi iftiralar atmaya başladılar. O vakte dek Türk hastalarına da "Yarasmos" adında, eczacı bir Rum bakardı. 1896'ya kadar, çiçek aşısı, çiçekli hastalardan alınarak, yapılırdı. Hele köylerde ise sağlık işleri çok kötü bir durumda idi. Köylünün hasta olanları hocalara okutmaktan gayri hiç bir olanakları yoktu. Koca karı ilâcı denen ilkel yöntemlerle önlemeye çalışırlardı. 1902 yılında sıtma hastalığından Atabey İlçesine bağlı, Isparta'nın yakınındaki Kuleönü Köyünden (114) kişi ödü. Kinin sağlandı; belediye doktoru İmadettin Bey köye gitti, önlem aldı. Ertesi yıl o köyden sıtmadan ölenlerin sayısı birden (9)'a düştü |
AŞAR VERGİSİ, HALKIN BAŞ DERDİ İDİ !. ÜRETİLENDEN DAHA ÇOK VERGİ İSTENİYORDU !.
Harmanlardan sonra, toprak ürünlerinden alınan onda bir oranındaki vergi, ondalık, öşür (aşar); halkın başının derdi idi. Devlete ait bir geliri, ***ürü olarak üstüne alıp toplayanlar (mültezimler) çoğunluk Rum, Ermeni, Çerkez, Arnavut Jandarmalar, köylülere yapmadıklarını bırakmazlardı. 1874 yılında Isparta yöresinde, bir kıtlık olmuştu. Isparta'nın "aşarını" alan "Kostak" adındaki Rum'un ambarları buğday, arpa dolu idi. Rum'dan halkın yiyeceği arpayı, buğdayı bire yüz fazlasına altın ödedik de öyle alabildik. 1889 yılında üç arkadaş Konya'dan geliyorduk. Akşehir'in İshaklı Köyüne gelince, biraz dinlenmek için oturduk. O köyde şu olaya tanık olduk... Bir kaç Çerkez jandarma ile Ermeni devlete ait bir geliri ***ürü olarak üstüne alıp toplamakla görevli (mültezim), yazıyı köylülere savurduktan sonra, devletin onda birlik payını, toplama görevlisinin kasabadaki ambarına ***ürmelerini tembihledikten sonra, atlarına bindiler ve gittiler. Önceden, köylülerin eline ***ürecekleri sayıyı bildiren birer kâğıt vermişler. Köylülerin ellerindeki kâğıtları okuduk; donduk kaldık. Köylülerden, ürettiklerinden daha çok aşar vergisi isteniyordu. Hepsi başımıza toplandılar: - Biz şimdi ne yapalım? - Nasıl hareket edelim? - Ürettiğimizden çok vergi isteniyor.. dediler. Onlara yol gösterdik, yüreklendirdik: - Siz ürettiğinizin onda birini vermekle yükümlüsünüz. Ermeni vergi toplayıcı adaletli hareket etmemiş. Köyünüzün muhtarı, köy kurulunu toplasın, gözlerinin önünde ürettiklerinizi teker teker ölçün; onda birini vergi toplayıcı Ermeni'ye ayırın, ***ürün verin. Böyle yaptığınızı da belgeleyin, Konya'ya şikâyet edin... dedik. Köylüler boyun büktüler: - Bu dediklerinizi yapamayız efendim, dediler. - Niçin yapamazsınız? diye sorduk. Bize şu karşılığı verdiler : - Geçen yıl, başımıza yine aynı şey geldi. Dediğiniz gibi yaptık, bir şikâyette bulunduk. Meğer bizim vergi toplayıcı (mültezim) şikâyet ettiğimiz makamın sahibi Paşa ile ortakmış. Topladığını, ikisi aralarında bölüşüyorlarmış. Hepimizi mahkemeye verdi, sürüm sürüm süründürdü: Biz de bu durumu, gördüklerimizi, Konya Valisi'ne aynen anlatan bir yazı yazdık. Köylünün birinin eline verdik : - Bunu Valiye ver.. dedik. Sonrasının ne olduğunu da bir daha öğrenemedik |
RUMLAR; PROTESTAN PAPAZI'NIN ISPARTA'DAN KOVULMASINI İSTEDİLER !.
1892 yılında Isparta'ya bir Proteston papazı gelmişti. Isparta Rumları harekete geçtiler. Papazın hemen şehirden kovulmasını istediler. İlin yöneticisi Zihni Paşa da bir olay çıkmasından korkarak papazı inandırdı; Burdur'a gitmesine razı etti. Hemen Burdur Rumlarını da kışkırttılar, papazı Burdur'a da sokmamalarını istediler. Burdur Rumları adamın üstüne insan pisliği atarak, evini taşlayarak rahat vermediler; kaçıp gitmesi için ne gerekse yaptılar. Sonunda başardılar da. Bu olay İstanbul'da Amerikan elçisinin tepkisine neden oldu. Papaza Padişahın izni ile 500 altın ödendi de olay böylece kapanmış oldu. HALKIN HİÇ GÜVENLİĞİ YOKTU; HIRSIZLAR, EŞKIYALAR, SOYGUNCULAR VE ASKER KAÇAKLARI, KOL GEZİYORLARDI Hiç güvenlik yoktu. Bir yerden bir yere, bir köyden bir köye silahsız, koruyucu jandarmasız gidilip gelinmezdi. Yollar, dağlar.. hırsız, eşkıya, soyguncu ve asker kaçağı ile doluydu. O yıllarda askerlik işleri bir kanayan yara gibi idi. Bir türlü iyileştirilemiyordu. Isparta'da asker kaçakların yakalamaya Çerkez Rüştü Bey görevlendirilmişti. Rüştü Bey, rüşvet verenleri salıyor, vermeyenleri yakalıyordu. Ordu'nun gereksinmesi için yapılan alım - satım işleri yolsuzluk yuvası haline gelmişti. Sadece askersel yiyecek, giyecek, araç, gereç, silâh.. taşıması gerekli vagonların üzerine "Askerî Eşyadır" yazılıyor; içinde tümden ticarî eşya taşınıyordu. O zamanlar Isparta'ya gelen Enver Paşaya bu yolsuzlukları bir bir anlattık: - Evet, ben de biliyorum! Ama ne yapalım? Bu adamlara şimdilik ihtiyacımız var.. Savaş bitsin, hepsini cezalandıracağız. dedi. Isparta'dan her gün pek çok şikâyet telgrafları çekiliyordu. Ama hiç bir şeyin düzeldiği, iyileştiği de yoktu. Meğer durum şu imiş... Kumandan Çerkez Rüştü Bey, posta Müdürü Faik Bey'e ; - Buradan, halktan gelen hiç bir şikâyet telgrafını çekmeyeceksin. Çeker isen başına gelecekleri sonra sen düşün.. Demiş. Faik Bey dürüst, yurtsever bir kişi idi: halktan gelen şikayet telgraflarını bu kez kendi imzası ile çekmeye başlamış; bunu haber alan Jandarma Kumandanı Çerkez Rüştü, bazı adamları eşkıya kılığına sokmuş; posta Müdürü ile postahanedeki öbür arkadaşlarını 1917 yılının 11 Ağustosunda öldürttü. Bu öldürme olayına da "Eşkıya baskınına uğradılar, öyle öldürüldüler" süsü verdi. |
İLÇE KAYMAKAMI, KÖYLÜLERİN TAPULU TOPRAKLARINI ELLERİNDEN ALMIŞ; VERMEK İSTEMEYENLERİ, HAPSE ATTIRMIŞTI !.
1891 yılında Isparta'da (İstinaf, bir mahkemenin verdiği kararı bozma yetkisine sahip) mahkemenin savcı vekilliğini yapıyordum. Yalvaç İlçesinin Hüyüklü köyünden 40 ile 50 tutuklunun bir dilekçesi geldi. Hepsi de bir ayla - üç yıl arasında ceza almışlar, hapse atılmışlardı. Dilekçelerini inceleyince, dondum, kaldım.. Yalvaç'ın Çerkez kaymakamı Hüyüklü Köyü'nün tüm topraklarını alıp, köye Çerkez göçmenlerini yerleştirip Hüyüklü'yü bir Çerkez köyü yapmak istemiş. Köylüler de karşı çıkmış, razı olmamış, tapulu topraklarını vermek istememişler. "Kaymakamın buyruğuna karşı geldiler" suçu ile her birine, birer aydan üç yıla kadar hapislik cezası vermişler, köylüleri de hemen tutuklamışlar |
Isparta Hakkında Genel Bilgi
Isparta Isparta'nın konumu Isparta güller ve göller diyârı, halısı ile ünlü il. Isparta nin nde ve nde , , , , Beyşehir ve Burdur gölleri arasında yer alan şirin bir ildir. 30°01’ ve 31°33’ doğu boylamları ile 37°18’ ve 38°30’ kuzey enlemleri arasında kalır. Isparta’ya ’nin halı tezgahı ve gül bahçesi denir. Trafik numarası 32’dir. İsminin kökeni bölgeye “bereket” mânâsına gelen“Baris” ismini vermişler. “Psidia” ismi verilen bu bölgeye hâkim olunca, “Baris” ismi yerine, kendi dillerine uygun olan “Sbarita” dediler. Şehir tarafından fethedilince buraya “İsbarita” dediler. Zamanla bu kelime halk dilinde “Isparta” olarak yerleşti. Osmanlı devrinde Isparta sancağına Hamidâbâd, sancak merkezine ise Isparta denmiştir |
Fiziki yapı
Isparta topraklarının % 68’i dağlar, % 15’i yaylalar ve % 17’si ovalarla kaplıdır. Eğirdir Gölü orta kısmında, Beyşehir ve Burdur gölleri sınırlarında yer alır. Dağları: Isparta topraklarının % 68’ini dağlar kaplar. Toros Dağlarının uzantıları olan bu dağlar,Antalya Körfezinin yukarısından iki kola ayrılarak, Isparta Ovasını çevirir ve Göller bölgesinde birleşir. İlin kuzeydoğusunda Sultan Dağları, kuzeyinde ise Karakuş Dağları yer alır. Başlıcaları:Sultan Dağları (Gelincikana Tepesi 2610 m), Karakuş Dağları (Karakuş Tepesi 1995 m), KuyucakDağları (Kocabulduk Tepesi 2337 m), Göl Dağları (DedegölTepesi 2892 m), DavrazDağı (2635 m), Barla Dağı (Kapıdağı Tepe 2447 m), Kirişli Dağı (1893 m) ve Akdağ (1687 m)dır. 1500-2500 m arasında değişen yaylalar vardır.Keçiborlu,Avşar,Senirkent-Atabey ve Barla yaylaları başlıcalarıdır. Ovaları: Isparta Ovası ilin en yüksek ovasıdır. Denizden yüksekliği 1000 m’dir.Çok verimli olan bu ovada buğday, arpa, gül ve meyve yetişir, Bozanönü Ovası: Denizden yüksekliği 950 m’dir. Tahıl, gülcülük ve meyve zirâati yapılır.Kuleönü Ovası:Küçük fakat çok verimlidir. Tahıl ve gül yetişir. Denizden yüksekliği 925 m’dir. Akarsuları:Aksu Irmağı; Akdağ’ın kuzey eteklerinden çıkar, birçok dere sularını alarakIsparta’dan geçenAkdağ ve DavrazDağı arasındaki dar bir boğazdan sonra, Burdur-Antalya’yı geçerekAkdeniz’e dökülür.Köprü Suyu; Göl Dağlarından çıkarak güneye akar, Yılanlı Ovası ve Kızıldere Boğazını geçip,Antalya’ya girer ve Akdeniz’e dökülür. Gölleri: Isparta, “GöllerBölgesi”nde yer alır.İl içinde üç, sınırlarında iki göl vardır. Eğirdir Gölü: Isparta ilinin ortasında 468 km2lik yüzölçüme sâhip, denizden 916 m yükseklikte ve 14 m derinlikte bir göldür.Gölün Hoyran ve Gelendost kıyıları bataklık, diğer kıyıları diktir.Gölde, Canada ve Yeşilada isimli iki ada vardır.Gölde, başta levrek ve sazan olmak üzere bol balık çeşidi bulunur. Türkiye’nin dördüncü büyük gölüdür. Göl; Keltepe-Akheçil Boğazı ile ikiye bölünür. Kuzey kısmına HoyranGölü de denir.Kovada Gölü: Yüzölçümü 25 km2 civârındadır. Eğirdir Gölü bir ayakla Kovada Gölüne bağlıdır.Gölün üzerinde iki hidroelektrik santralı vardır. Göl; güzel manzaralı, etrâfı ağaçlıklı ve av hayvanları ile doludur. Tatlı ve berrak su ile kaplı Kovada Gölünde, başta sazan olmak üzere bol balık bulunur.Gölcük: 1500 metre çapında bir krater gölüdür. Dipte kaynayan sular yağmur suları ile beslenir. Denizden yüksekliği 1300 m, derinliği 32 m’dir.Çevresi ağaçlarla süslüdür. Beyşehir ve Burdur gölleri,Isparta ili ile sınır teşkil eder ve bu göllerin bir kısmı Isparta iline âittir. |
İklim ve bitki örtüsü
İklimi: Isparta’nın iklimi, Akdeniz bölgesi ile Orta Anadolu bölgesi iklimleri arasında bir geçiş özelliği gösterir.Yılın üçte birinde sıcaklık 0 derecenin altında seyreder.Kar yağışı azdır. Senelik yağış 445-620 mm arasında değişir.Genelde sıcaklık -17 derece ile +37 derece arasındadır. Bitki örtüsü: Isparta il topraklarının % 40’a yakını orman ve fundalıklardan, % 20’si çayır ve mer’alardan, % 16’sı ekili ve dikili arâzilerden, % 24’ü ise tarıma elverişsiz arâziden müteşekkildir. Ekime müsâit arâzinin mühim kısmı gül bahçeleri ile kaplıdır. Atabey ve Keçiborlu’da gül bahçeleri daha çoktur. Aksu Vâdisi ve Davraz eteklerinde meyve, zeytin ağaçları vardır. 1500 m yüksekliğe kadar olan yerlerde meşe ve katran, ardıç ve maki cinsi ağaçlar ve daha yükseklerde çeşitli çam ormanları bulunur |
MİLLİ MÜCADELE ISPARTA
Isparta, Sevr Antlaşmasıyla İtilaf Devletleri tarafından bölüşülen Anadolu'da işgale uğramamış bölgelerimizden birisidir. Antalya, Burdur ve Konya üçgenini işgal eden İtalyanlar Isparta'ya girememiş buna Ispartalının demir iradesinden Isparta'ya uzanan Yunan kuvvetlerini de Ispartalılardan oluşan Demiralay durdurmuştur. Isparta'nın Milli Mücadele tarihi Yrd. Doç. Dr. Nuri Köstüklü'nün "Milli Mücadele'de Denizli, Isparta ve Burdur Sancakları" adlı kitabındaki bilgilerden de yararlanılarak aşağıda özetlenmiştir. Londra Antlaşması olarak bilinen ve 26.4.1915'de İtalya ile İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan gizli antlaşmada, İtalya'ya Antalya ve havalisi verildi. Böylece İtalya Anadolu üzerinde kendine uygun menfaatler elde edince İtilaf devletleri arasında savaşa girdi. Mondros Mütarekesi'nden kısa bir süre sonra diğer müttefiklerinin yaptığı gibi İtalya da kendine verilen bölgeleri işgale başladı. Önce 1919 başında Marmaris'i işgal ettiler. Bundan sonra bir İtalyan kruvazörü Antalya Limanına geldi. İtalyanlar, 28.3.1919 günü saat 15.30 civarında deniz askeriyle Antalya'ya çıktılar. Bu kuvvetlerini sürekli artırdılar. İtalyanlar, Antalya'da kuvvetlerini artırarak bölgeyi işgal planları hazırlıklarına başladılar. 14-15 Mayıs gecesi İzmir'in Yunanlar tarafından işgal edilmesi bir anlamda Batı Anadolu'da ve Isparta'da Milli Mücadeleyi başlatmış oldu. İzmir'in işgali haber alınır alınmaz Isparta Sancağında Yunan işgaline protestolar başladı. Isparta halkı Yunan işgalini ilk önce yerli Rumlardan öğrendi ve tepki göstermekte gecikmedi. Isparta Gençler Yükselme Derneği Başkanı Akkaşzade Süleyman Turgut'un dönemin Mutasarrıfı Talat Bey'den zor da olsa izin almasıyla protesto mitingi için hazırlıklara başlandı. Bu arada Isparta sancağında işgale karşı protestolar çoktan başlamıştı |
YALVAÇ :
15 Mayıs günü İzmir'in işgalini öğrenen Yalvaç Halkı aynı gün Sadaret Makamına (Başbakanlık) çektiği telgrafla işgali protesto etti. Müftü Hüseyin Efendi, Belediye Başkanı Abdullah Bey, İdare Meclisi üyeleri, Ulema ve eşrafın imzalarını taşıyan protesto telgrafında, Yalvaç halkının bu kadar haksız ve feci işgali kanının son damlasını akıtarak önlemek istediği belirtiliyor ve bütün halkın bu uğurda ölmeye yemin ettiği belirtiliyordu. "Biz namusumuz için yaşayacağız, namusumuz ile öleceğiz. Türk Milleti zilletle yaşayamaz. Bu kadar hakir bir zillete katlanarak yaşamak isteyen bir Türk ve Müslüman düşünülemez. Biz daha ölmedik. Büyük hakanımıza şanlı tarihimizin son kurbanı olacağız. Gayret borcumuz, ya İzmir ya ölümdür. Vatan için ölmeye amadeyiz." KEÇİBORLU : Keçiborlu ilçesi de işgale hemen tepkisini gösterdi. Belediye Başkanı Ali Bey tarafından Sadaret Makamına protesto çekildi: "Eğer İzmir'in işgalinde itilaf Devletleri'nin oylarının katıldığı doğru ise, bu millet bilmek ister. Yoksa Yunanlar pek çabuk kırılır. Bu millet, bu memleket hiç bir zaman Yunan mezaliminde kalamaz." ULUBORLU : İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaline Uluborlu'dan da hemen tepki gösterildi. Uluborlu Askerlik Şube Başkanı olan Miralay Hamdi Bey (Baykara) halkı okulda ve camide toplayarak memleketin durumu hakkında konferanslar verdi ve alınması gereken tedbirleri anlattı. Halk telaş ve heyecan içindeydi. ŞARKİKARAAĞAÇ : Şarkikaraağaç ilçesinde de tepkiler başladı. Müftü Hacı Ahmet Efendi oldukça yaşlı olmasına rağmen silaha sarıldı ve halkı aydınlattı. EĞİRDİR : Eğirdir halkı işgale karşı protestolara yeni bir boyut getirerek, 22 Mayıs'ta, sırf Yunana karşı 700 kişilik bir silahlı kuvvet oluşturdu. Isparta Sancağında Milli Mücadele için ilk milis kuvvet kurulmuş oldu. GELENDOST - AFŞAR : 15 Mayıs günü Isparta'nın hemen hemen her yerinde İzmir'in işgali protesto edilirken Hafız İbrahim Bey 16 Mayıs sabahı kendi memleketi olan Gelendost - Afşar Nahiyesine geldi. Vatansever birisi olan Nahiye Müdürü Hasan Fikri Bey'e haber verildi ve nahiyenin ileri gelenleri davet edildi. Hafız İbrahim Bey'in Afşar'daki kendi evinde toplanıldı. Cuma günü Afşar'ın da pazarı olduğundan kalabalık bir halk da evin civarında toplantıdan çıkacak kararı beklemekteydi. Hafız İbrahim Bey, toplantıda bulunanlara İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberini vererek : "İzmir'in işgali meselesini İstanbul Hükümetinin siyaset masası değil, ancak Türkün kendi kuvvet ve silahı halledecektir." Diyerek halkın olabildiğince silahlanmasını istedi. Isparta'nın Milli Mücadeledeki tavrı ilk defa burada ortaya konulmuştu. Isparta, hangi devlet tarafından olursa olsun yapılacak bir işgale silahla cevap verecekti. Bu kararlı tutum yapılan mitinglerle ve konuşmalarla sürekli sıcak tutuldu. Heyetler göndererek nabız yoklayan İtalyanlar bu tavır karşısında Isparta'yı işgal edemediler. Silahla Mücadele kararı Yunanlıları da Isparta'ya sokmadı |
YERLİ RUMLARIN TAVRI :
Isparta Merkezinde bin haneyi geçen beş bin civarında Rum yaşamaktaydı. Türk idaresinde rahat ve huzur içinde yaşadıklarından Yunan işgaline tepki gösterdiler. İşgalin Isparta'ya uzanacağı korkusuyla Rum mahalleleri sessizliğe büründü, eğlence yerleri kapatıldı. Şefik Seren'in naklettiğine göre, kendi fotoğrafhanesinde kalfa olarak çalışan Triyakos isimli Rum'un evinde Rumların ileri gelenleri toplanarak; "Eyvah! Yunanlılar İzmir'e çıkmış. Bu bizim sonumuz olacak: Hiç bir zaman Yunanlar Anadolu'da tutunamazlar. Fakat savaş sonunda yenilseler de artık burada duramayız." Diyerek birbirlerine dertlenmişlerdi. İLK MİTİNG : Böcüzade Süleyman Sami'nin Hatıratında; "Yunan lehine propaganda yapmak üzere, Isparta'ya gelmekte olan Kara Yorgi ve Ali Ulvi adındaki şahısların Isparta'dan Konya'ya sürüldükleri gün, Hükümet Konağı önünde miting için on beş bin kadar ahali toplanmıştı" şeklinde belirttiği mitingin yapıldığı gün, yapılan araştırmalar sonucu 11 Haziran 1919 günü yapılan, İzmir'in işgalini kınama mitinginde köylerden gelenlerle birlikte 15.000 civarında insan katıldığı saptanmıştır. Yerli Rumları temsilen 9 papaz ve ruhani liderler de Yunan işgalini protesto mitingine katıldılar. Konuşmalar başlamadan önce Hükümet Konağı ile Özel İdare binası arasına siyah bayrak çekildi. İlk sözü Böcüzade Süleyman Sami alarak Wilson prensiplerinden bahsederek, işgalin yersiz olduğunu ve halkı isyana ***üreceğini söyledi. Bu konuşmadan sonra Gençler Yükselme Cemiyeti Başkanı Akkaşzade Süleyman Turgut, halkı ağlatan, heyecana getiren, vatansever sözlerle dolu bir konuşma yaptı. Okullar adına Derelizade Hafız Hakkı konuştu. Cemiyeti İlmiye adına Hafız İbrahim Bey (Demiralay) uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşmalardan sonra Isparta Mutasarrıfı Talat Bey hükümet balkonundan kısa bir konuşma yaparak halkı memnun etti. Bütün konuşma metinleri aynen İtilaf Devletleri temsilcilerine, Paris Barış Konferansına telgrafla bildirildi. Isparta'da yapılan bu mitingden bir gün sonra 12 Haziran 1919'da Uluborlu halkı Sadarete gönderdiği telgrafla Yunan işgallerini protesto etti: "İhtiyarımız, gencimiz yemin etti; Yunanlıyı bu topraklara sokmayacağız |
İKİNCİ MİTİNG :
İngilizlerin desteklediği Yunan birlikleri, Anadolu içlerine doğru işgal sahalarını devamlı genişletiyorlar ve işgal ettikleri yerlerde Türklere insanlık dışı davranışlarda bulunuyorlardı. Bu günlerde İzmir'den Isparta'ya gelen Uçkurcuoğlu Ali, Mühendis Ömer Lütfü ve Süleyman Turgut birlikte Hafız İbrahim Bey'in evine gittiler. Uçkurcuoğlu Ali, Yunanların Türklere yaptıklarını anlatınca Hafız İbrahim Bey oturduğu yerden ayağa fırlayarak deli gibi odanın içinde dolaşmaya başladı: "Çocuklar başka çare yok.. Silaha sarılmak lazım. Cihad-ı sebili'llah lazım" diye haykırdı. Bir hafta önce miting yapıldığı halde Hafız İbrahim Bey'in öncülüğünde 20 Haziran 1919'da ikinci miting tertip edildi. İkinci miting aynı zamanda silahlı bir gösteri niteliğindeydi. Bu miting Yunan işgallerine olduğu kadar İtalyan işgallerine de bir tepkiydi. Çünkü daha önce Antalya'ya asker çıkaran İtalyanlar Burdur ve Isparta istikametinde ilerlemekte idiler. Miting için Cemiyeti İlmiye adına Hükümet'ten izin alındı. Jandarma Bölük Komutan Mustafa Bey'in yardımı ve süvari jandarmalardan Tekelioğlu Mehmet, Hacı Ali, Çavuşun Osman ve Hasan Çavuşlar vasıtasıyla kasaba ve köylerden halk mitinge çağrıldı. Eli silah tutan köylü - kentli bütün halk ellerinde pala - bıçak, tek tüfek gibi silah olarak ne buldular ise bunlarla hükmet meydanını doldurdular. Miting alanına Ulu Cami'den vaaz kürsüsü getirilmiş, her iki yanına siyah matem bayrağı konulmuştu. Şehrin bütün minarelerinde müezzinler hazin sesleriyle tekbir alıyor, halkın coşkun duygularına vatan sevgisi karışıyordu. 18 bin kişinin katıldığı mitingle kürsüye ilk olarak Hafız İbrahim Bey çıkarak; "Allah-u Ekber azamı kebire" sözleriyle konuşmasına başladı ve halkı "fisebili'llah cihada" davet etti. Mitinge katılan Ispartalılar da bu davete yemin ile söz verdiler. Ertesi gün 21 Haziran 1919'da bir beyanname kaleme alındı ve süvarilerle Isparta'nın bütün yerleşim birimlerine dağıtıldı. "Isparta Milli Müdafaa Vataniye Heyeti" adına "Tahirpaşazade Hafız İbrahim" imzasını taşıyan bildiride, Türklerin, özellikle Ispartalıların tarihte Yunanlarla olan savaşlardaki kahramanlıkları anlatılarak eli silah tutanlar vatan vazifesine davet ediliyordu. 23 Haziran 1919'da, "Isparta Mücahitleri adına Tahirpaşazade İbrahim" imzasıyla Konya Vilayetine ve 2. ordu Müfettişliğine birer telgraf çekildi. Telgrafta; Yunanlıların ve İtalyanların Isparta istikametine doğru ilerlemelerinin ne gibi bir siyasi amaca dayandığı soruluyor ve "zillet ve meskenetle yaşamaya mesudane şahadeti tercih ederiz" ifadesiyle silahla mücadele kararı bir kere daha ortaya konuluyordu. Bu telgrafın ardından 24 Haziran 1919 günü; Sadarete, Paris Konferansı'na,Wilson'a itilaf Devletleri Temsilcilerine, Paris'te Osmanlı Devleti temsilcilerine ve gazetelere işgalleri protesto eden bir telgraf çekildi. Bu telgrafta, bütün kasaba ve civar köylerden olmak üzere 3 bin imza vardı. Isparta Telgrafhanesi 24 saat bu telgraf için ile meşgul oldu. İtalyanlar Antalya'da istedikleri kuvvete ulaştıktan sonra, bir takım ön hazırlıklardan sonra 28.6.1919 tarihinde Burdur'u resmen işgal ettiler. Halka yaranmak için uyguladıkları politikalar Burdurlular tarafından iltifat görmedi. Aksine İtalyanlara ait tesislere zarar verdiler, İtalyan askerlerini taciz ettiler. İtalyanların Burdur'u işgal etmeleri Isparta'da tepkilere yol açtı. Özellikle Burdur Askerlik Şubesi Başkanı İsmail Hakkı Bey'in gayretleriyle Isparta, Uluborlu ve Çivril merkezlerinde halktan İtalyanlara protesto metni vermek üzere "tebliğ heyetleri" seçildi. 2. ordu Müfettişliğinin uygun gördüğü tebliğde; Ekseriyeti Müslüman olan bu beldelere İtalyan askerinin girmesinin Wilson prensiplerine aykırı olduğu belirtiliyor ve uğrunda canımızı feda etmekten çekinmeyeceğimiz memleketimize, bağımsızlığımıza darbe olarak görülen asker şevki protesto ediliyordu. Demirci Mehmet Efe beraberinde Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Hafız İbrahim ile Burdur'da İtalyan komutanı ile konuşarak Hükümet Meydanındaki İtalyan Bayrağını indirtti. Bu şekilde, Burdur'daki İtalyan işgali yaklaşık iki yıl sürmüş ve İtalyanlar 1921 Mayıs'ı ile Haziran'ı arasında Burdur'dan çekilmişlerdir. İtalyanlar 24 Nisan'da Konya istasyonunu da işgal etmişlerdi. Isparta Sancağı ise, Burdur -Konya irtibatını kesen bir engel durumunda kalmıştı. İşgal bölgelerinde bir bütünlük sağlamak ve kuvvetleri arasında işgal etme arzusunda idiler. Burdur'u işgalden önce yaptıkları gibi Isparta için de ön hazırlıklarda bulunuyor, ticari amaçla olduğunu belirterek geziler düzenliyorlardı. Isparta'da, İtalyanların asayişsizliği öne sürerek işgalini önlemek için önlemler alındı. Buna yerli Rumlarda katılarak her emre uyacaklarını bildirdiler. ÜÇÜNCÜ MİTİNG : Isparta'da işgal kuvvetlerine karşı oluşan tepkiden doğrudan işgale girişemeyen İtalyanlar, birkaç subay ve süvarileriyle Isparta'ya gelerek, asayiş gayesiyle küçük bir müfreze bulundurmak istediğinde bulundular. Ancak İtalyanların bu teklifi Ispartalılar tarafından tepki ile karşılandı. 1919 yılı Ağustos ayının ortalarında sekiz bin kişinin katıldığı bir protesto mitingi yapıldı. Sonunda İtalyan subay ve askerleri Isparta'dan ayrılmak zorunda kalarak Antalya'ya geri döndüler. Bu olaydan iki ay sonra Ekim 1919'da Antalya İşgal Komutanı General Emilton'un beraberinde 168 atlı olduğu halde otomobille Çerçin yolundan Isparta'ya hareket edeceği, ayrıca 2 tabur askerin emre hazır olduğu Burdur Telgraf Müdürü tarafından Hafız İbrahim Bey'e haber verildi. Hafız İbrahim Demiralay olayı şöyle anlatıyor: "Mesele mühim ve nazik idi. Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Mustafa, 68. Alay 3. tabur Komutanı Yüzbaşı Hüsnü Beyler ile vazifeyi yerine getirmeyi üstümüze aldık. Çünür ve Çerçin şoselerinin birleşme noktasında pusu kurarak gelmelerini bekledik. Otomobilin etrafını süvariler çevirmiş yavaş yavaş geliyordu. Yanımıza yaklaştığında kuvvetlerimizin dur emrine itaat ederek otomobilinden indi. Evvela süvarilerin silahlarını alarak askeriye deposuna, hayvanları da depoya gönderdik. Kumandanın otomobilini de iki çete koyarak gönderdik. Ben kısa yoldan Mutasarrıfa daha evvel ulaşıp görüşerek sözlü uyarıda bulundum: Siz hükümet lisanıyla ne suretle idare ederseniz ediniz. Bizim isteğimiz bu adam bir bardak su dahi vermeyerek, bir saat sonra geldiği yere çevrilmesidir. Bu yapılmazsa öldüreceğiz. Talat Bey resmi lisanla, bir saat güçlük çekerek bir daha gelmemek şartıyla geri göndermeyi başardı, biz de Isparta sınırları dışında silahlarını teslim ederek serbest bıraktık." Mutasarrıf Talat Bey, İtalyan Komutan ile konuşurken Hükümet binasının başka bir odasında şöyle bir konuşma geçtiği belirtiliyor. İtalyanların halka yaranma politikalarına kanan birisi: - Hafız! İtalyanlardan bize ne zarar var? Memlekete bir çok iyilikler getirecekler, hastahane açacaklar, bol paralı müesseseler yaparak memleketi yükseltecekler, çok ileri gidiyorsun, yoksa Isparta sırf senden mi sorulur? Hafız İbrahim ise, kendisi gibi düşünen çoğunluğa tercüman olarak şu sözlerle cevap verir: - Evet benden sorulur. Ecdadım bu memleketi tahta bıçakla feth etmiş, ben de kılıcımla koruyacağım. Kalkıp gitmeniz hakkınızda hayırlı olur. Bu sözlerle Isparta, işgale karşı olduğunu ve gerekirse silahla karşılık verebileceğini kesin olarak ortaya koymuştur. İtalyanlar, Ispartalıların kendilerine karşı sert tepkilerin sebebini anlamakla beraber, çeşitli bahanelerle siyasi temsilciler göndermeye devam ettiler. Ancak bu ziyaretlerinde çok dikkatli olarak önceden izin bile aldılar. 28.10.1919 tarihinde Isparta'ya halı almak için geleceği bildirilen İtalyanlara izin verildi. Bir İtalyan subayı yanında başka subaylar ve Yahudi bir tercüman ile Isparta'ya geldi. Otomobillerini Kerimpaşa Hanı'na bırakılarak Şark Halı Şirketine gittiler. İzin verilen sayıdan fazla kişinin gelmesi Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin dikkatini çekti. Emekli Subay Yılmaz İbrahim komutasında 15 kişilik silahlı bir grup devriye çıkarıldı. Aynı gün gecesi Şark Halı Şirketinde bulunan İtalyanlar silahlı devriyeler tarafından alınarak Hafız İbrahim'in huzuruna getirildi. Korku içinde olan heyete Hafız İbrahim yüksek sesle: İzinsiz ve habersiz niçin geldiklerini sordu, İtalyanlar Isparta'yı geliştirici ticari girişimler yapmak istediklerini belirttiler. Ancak Hafız İbrahim'in kararlı tutumu karşısında kendisinden güvenlik belgesi alarak Burdur'a döndüler. Çünür-Fandas yoluyla Burdur'a giden İtalyanların yolu sık sık milli kuvvetler tarafından kesilerek Isparta'nın organize ve çok sayıda askeri güç tarafından korunduğu izlenimi verildi. Böylece Isparta Sancağı, Ispartalıların gösterdiği kesin ve azimli tavır karşısında işgal edilememiştir |
ISPARTA MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ
Mondros Mütarekesi'nden sonra bazı yerlerde olduğu gibi Isparta'da da Dernekler kuruldu. Bunlardan Tahirpaşazade Hafız İbrahim Bey'in (Demiralay) kurduğu "Cemiyet-i İlmiye" milli kuvvetlerin örgütlenmesinin öncülüğünü yaptı. Akkaşzade Süleyman Turgut'un (Akkaş) başkanı olduğu "Gençler Yükselme Cemiyeti" milli mücadele için çalıştı. Yunan işgaline karşı Isparta'da yapılan protesto ve mitinglerin öncülüğünü bu iki dernek üstlendi. "Cemiyet-i İlmiye" aynı zamanda "Isparta Milli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin temelini oluşturdu. 20 Haziran 1919 tarihinde yapılan mitingin ertesi günü bütün yerleşim birimlerine gönderilen bildiride halk teşkilatlanmaya davet edildi. 22 Haziran 1919'da Reis İbrahim, Eğirdir, Yalvaç, Şarkikaraağaç, Uluborlu müftülükleriyle Belediye Başkanlarına birer telgraf çekerek Isparta teşkilatı merkez olmak üzere teşkilatlanmaya davet etti. 23 Haziran 1919 tarihinde teşkilatlanma isteği Konya Vilayetine ve 2. ordu Müfettişliğine bildirildi. 2. Ordu Müfettişi Küçük Cemal Paşa Reis İbrahim Bey'e verdiği cevapta; "Teşkilata hacet yoktur" dedi. Ancak aynı gün 1779/100 sayılı gizli bir emir ile teşkilatlanmaya devam edilmesini istedi. Bu arada iki gün önce köy ve kasabalara gönderilen bildiri hemen tesirini gösterdi ve teşkilatlanma başladı. Konya Valisi Cemal Bey, Vatan Müdafaası için yapılan teşkilatlanmada öncülük eden Hafız İbrahim Bey'in tutuklanarak İstanbul Divan-ı Harb'e gönderilmesi için Isparta Mutasarrıfı Talat Bey'e baskı yapıyordu. Ancak 2. Ordu Müfettişi Cemal Paşa gizliden teşkilatlanmaya destek veriyordu. Bu destekle sistemli bir şekilde teşkilatlanmaya gidildi. Buna göre; Isparta merkez 8, nahiyeler 3 ve her köy 1 mıntıkaya ayrıldı. Her mıntıkada mahalli heyetler kuruldu. Merkezdeki 8 mıntıkaya Cemiyet-i İlmiye kurucu üyelerinden tayinler yapıldı. İlçelerden Eğirdir, Keçiborlu, Senirkent, Uluborlu, Yalvaç ve Sütçüler'de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kuruldu ve halk tarafından büyük destek gördü 7-8 Temmuz 1919'da toplanan 1. Nazilli Kongresi'ne Müderris Eski Müftü Hacı Hüsnü (Özdamar) ile Uçkurcuzade Ali Efendi Isparta'yı temsilen gönderildi. Böylece kongre sonunda Nazilli Merkez Heyeti ile bağlantı kurulmuş oldu. Ağustos 1919'da teşkilat üyeleri için bir seçim yapıldı ve oy birliği ile eski kadro yeniden seçildi. Buna göre şu şahıslar görev aldı: Heyet Reisi Tahir paşazade Hafız İbrahim, Üyeler; Tahirpaşazade Hüsnü, Ciğerzade Hacı Mustafa, emir Alizade Hacı Arif, Müderris Şerif, Mevlevi Ali Dede, Askerlik Şubesi Başkanı Nurullah, 68. Alay 3. Tabur Komutanı Yüzbaşı Hüsnü, Müderris Hacı Hüsnü, Müftü Şakir, Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Mustafa, Posta Müdürü Kahvecibaşının Mehmet, Kaçkınzade Hacı Ahmet, Bezirganzade Hacı Hafız İbrahim, Uçkurcuzade Ali, Akkaşzade Süleyman Turgut ve Süleyman Efendi. Başkan Hafız İbrahim Bey'in İsparta'da bulunmadığı zamanlarda başkanlığa Askerlik Şubesi Başkanı Nurullah vekalet ediyordu. İsimleri verilen Isparta teşkilatı üyelerinin sosyal yapıları incelendiği zaman; Din adamı 5 kişi, Asker 5 kişi , esnaf 9 kişi, memur 1 kişi olduğu görülüyor. Bu durum Isparta'da her kesimin Milli Mücadeleyi desteklediğini ve aktif görev aldığını göstermeye yetiyor. Toplumun her kesiminden destek alan böyle bir örgütlenme güçlü olmuş ve büyük hizmetler vermiştir. İstanbul Hükümetine bağlı bazı mülki idarecilerin bertaraf edilmesinden sonra 21 Eylül 1919 tarihinde resmen kuruldu ve aynı hafta içinde Isparta Mutasarrıfı Talat bey İstanbul Hükümeti ile bağlantısını keserek Heyet-i Temsiliye'ye bağlandı. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bünyesinde 4 şube kurarak çalışmalarını açıkça sürdürmeye başladı. Faaliyetleri, 27 Eylül 1919 tarihinde bir telgrafla Sivas'ta bulunan Mustafa Kemal Paşa'ya rapor olarak sunuldu. Mustafa Kemal 28 Eylül'de gönderdiği cevapta, Isparta Müdafaa i Hukuk Cemiyeti'ni taltif etti ve başarılar diledi. Ekim 1919'dan itibaren Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yönetimi tamamen eline aldı. Askerlik Şubesine el konularak, şube yazıcısı Yedek Subay Çakmakçızade Hilmi ve Uçkurcuzade Ali emrine verildi. Cepheye asker yazımına başlandı. Hafız İbrahim Bey'in ifadesiyle Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti " adeta küçük bir devlet gibi" icraat yapmaya başladı. Isparta teşkilatı gösterdiği kararlı tutumla Isparta'nın işgalini önlerken, ülkemizin diğer bölgelerinin işgal eden düşman kuvvetlerini protesto etmekten de geri kalmadı. Antep, Urfa ve Maraş'ta Fransız işgalleri ve mezalimi 10 Ekim 1919 İstanbul'daki İtilaf Devletleri temsilcilerine, Avrupa ve Amerika basınına gönderilen yazılarla protesto edildi. 19 Ekim 1919 tarihli bir başka protesto bildirisi ile de Yunan zulümleri kınanarak; "Kuva-yı İslamiye'nin galeyanını teskin için Yunanlıların bir an evvel İzmir'den def ve ihraç edilmesini" istendi. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından yapılan faaliyetler raporlar halinde Heyet-i Kemal Paşa'ya bildiriliyor ve yapılması gereken faaliyetler soruluyordu. Mustafa Kemal Paşa Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine gönderdiği cevapta; İtilaf Devletlerinin hiç birinin Türkiye hakkında iyi niyet taşımadığını, bilhassa İngilizlerin en zararlı olduğu ve İslam düşmanı İngiliz Hükümeti'nin Yunan, İtalyan ve Fransız işgallerinin teşvikçisi olduğunu belirtti. Mustafa Kemal Paşa Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tüzüğüne uygulanmasını istedi. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bu şeklide Heyet-i Temsiliye'den aldığı emirler doğrultusunda faaliyetlerini sürdürdü |
ISPARTA MEBUSU MALTA'YA SÜRÜLDÜ :
1919 yılı sonbaharında Meclis-i Mebusan seçimleri vardı. Bu seçimler Isparta'da 30 Kasım 1919'da tamamlandı. Isparta mebusu olarak, Konya Polis Müdürü Ispartalı Seyfullah Efendi ile Babası Harbiye Nazırı Küçük Cemal Paşa seçildiler. Heyet-i Temsiliye'nin de onayı alınarak 30 Aralık'ta Seyfullah Efendi İstanbul'a uğurlandı. Cemal Paşa ise zaten İstanbul'da idi. Bu sırada Türkiye'nin durumunun görüşüldüğü "2. Büyükelçiler Konferansı" başlamıştı. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, bu Konferansa kendi çapında bir etki yapabilmek için 24 Aralık 1919'da Cemiyet binası önünde bir miting düzenlendi. 15 bin kişinin katıldığı miting sonunda alman kararlar İstanbul'da bulunan yabancı temsilciliklere ve yabancı gazetelere gönderildi. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti asker toplama, yiyecek, giyecek tedarik etme işleriyle uğraşırken ülkemizde meydana gelen zulümleri ve bölme planlarını bildirilerle protesto ediyordu. 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'un müttefiklerce resmen işgaliyle Meclis-i Mebusan basılarak dağıtıldı. Bazı mebuslarla birlikte Isparta mebusu Cemal Paşa da Malta'ya sürüldü. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti hemen, Antalya'da bulunan İtalya temsilciliği aracılığımla Japonya, Hollanda, İtalya, Amerika, İspanya ve Fransa nezdinde işgal olayını protesto etti. 22 Mart tarihini taşıyan bu bildiride, İstanbul'un zorla işgali, Türk varlığını imhaya yönelik bir hareket olarak değerlendirildi ve medeni dünya için yüzkarası bu işgalin sona ermesi istendi |
MİLLİ MECLİS TOPLANIYOR :
İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın dağıtılması üzerine Heyeti Temsiliye tarafından Ankara'da milli bir meclisin toplanmasına karar verildi. Ankara'ya gönderilmek üzere Isparta'dan 5 mebus seçildi. Bunlar; Isparta merkezden Hafız İbrahim Bey, Müderris Hacı Hüsnü Bey, Belediye Başkanı Nadir Bey, Uluborlu'dan Hacı Tahir, Yalvaç'tan İsmail Remzi Bey idi. Mebusların Isparta'dan ayrılacakları gün halk, Isparta girişinde Piri Efendi Türbesi önünde toplandı. Önce Mutasarrıf Talat Bey bir konuşma yaptı. Arkasından, üzerinde cephe kıyafeti ile Hafız İbrahim bey bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmada, şartlar ne olursa olsun İslâmiyet'e has olan manevi feyiz ve kuvvetli azimle bütün düşman baskılarını kıracaklarını söyleyerek Ispartalılara veda etti. Takvimlerin 10 Nisan 1919'u gösterdiği o gün Isparta Mebusları Ankara'da kurulacak Milli Meclis için dualarla uğurlandı. Isparta Mebusu Hafız İbrahim Bey, dört ay kadar Ankara'da kaldı. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa ve Müdafaa-i Milliye Vekili Fevzi (Çakmak) Bey tensibiyle, Isparta-Burdur bölgesine, Milli Müdafaa Cemiyetlerini aydınlatması ve cepheye gönüllü toplama görevi ile gönderildi. Kendisine yetki belgesi verilen Hafız İbrahim Bey Milli kuvvetlerin oluşmasında fevkalade hizmetler verdi. Daha sonra tekrar Büyük Millet Meclisi'ndeki görevine döndü. Hafız İbrahim Bey'in Isparta'da bulunmadığı zamanlarda Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığına Mevlevi Şeyhi Ali Dede vekalet etti |
ISPARTA'DA MİLLİ KUVVETLERİN TEŞEKKÜLÜ
İzmir'in işgali üzerine her beldede Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve bu cemiyetler gönüllü milli kuvvetlerin hazırlıklarına başlamıştı. Isparta bölgesinde ilk asker toplama faaliyeti 20 Haziran 1919 günü yapılan miting sonunda hazırlanan ve 21 Haziran günü bütün beldelere gönderilen bildiri ile başlamıştır. Bu bildiride, Cemiyet-i İlmiye Başkanı Hafız İbrahim Bey, savaşın, "farz-ı ayn" olduğunu belirtiyor ve halkı gönüllü asker yazılmaya çağırıyordu. Bu bildiri ve çağrı üzerine 24 Haziran 1919 tarihi itibarıyla bine yakın gönüllü kayıtlarını yaptırmıştı. Isparta'da milli kuvvetlerin oluşmasında dağa çıkmış efeler ve devlet başkaldırmış eşkıyalardan da faydalanılmıştı. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin gayretleriyle Mahmut Efe ve meşhur eşkıya Dereli hafız ve adamları milli kuvvetlere katıldılar. Ayrıca Eğirdir teşkilatı da bu konuda çalışmalar yaparak dağlarda eşkıyalık yapan 47 kişinin gönüllü kuvvetlere katılmasını sağladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışına kadar Isparta'dan çok sayıda gönüllü kuvvet toplandı ve peyderpey cepheye sevk edildi |
ISPARTA MÜCAHİDLERİ
Ispartalı gönüllülerden oluşan ilk birlik " Isparta Mücahidleri" adını aldı. 24 Haziran 1919 tarihinde toplanmaya başlayan gönüllüler, daha sonra cepheye gitmeye hazır duruma getirildi. Isparta Mücahidleri'nin başına Mahmut Efe kumandan tayin edilerek, Kuleönü tren istasyonundan dualarla Nazilli cephesine uğurlandı. Hiç bir firar olayı görülmeden cepheye ulaşan Isparta Mücahidleri'nin Yunan birlikleri ile süren savaşta takdire şayan hizmetleri oldu. Isparta Mücahidleri'nin üstün gayretleri üzerine Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Hafız İbrahim Bey 27 Ocak 1920 tarihinde Mahmut Efeye bir yazı göndererek teşekkür etti. Bununla kalmayıp ayrıca Isparta Mücahidleri adına atlastan bir sancak hazırlatarak, sancaktar Haytaoğlu Nuri Efendi ile cepheye gönderdi. Bu arada Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, savaşa gidenlerin aileleri ile de ilgileniyor, memur olanların maaşlarını ailelerine veriyor, diğer mücahidlerin ailelerine de yiyecek dağıtıyordu. Şubat 1920'de, Uluborlu, Yalvaç, Şarkikaraağaç, Eğirdir, Keçiborlu ve Senirkent ilçelerinden 1305 ve 1306 doğumlular da askere alınarak Mahmut Efe komutasında ki birlikler daha da güçlendi. Böylece Isparta Mücahidleri cephede önemli bir kuvvet haline geldiler. Isparta Mücahidleri daha sonra yine Ispartalı gönüllülerden oluşan Demiralay ile birleştiler. DEMİRALAY : Hafız İbrahim Bey, ilk Meclise Isparta Mebusu olarak seçilip gönderilmesinden kısa bir süre sonra, Yunan kuvvetlerinin Sarayköy cephesinde üstünlük kurmaları üzerine Isparta'ya asker toplamak üzere gönderildi. Kendisine, Ferik Fevzi (Çakmak) tarafından, gönüllü toplayıp cepheye sevk etme yetki belgesi verildi. Bu sırada Bolu isyanlarını bastırarak dönen Yüzbaşı Fahri Bey komutasındaki milis kuvvetler de Hafız İbrahim Bey'in emrine verildi. Ankara'dan ayrılmadan önce Mustafa Kemal Paşa ile görüşen Hafız İbrahim Bey O'nun emir ve tavsiyelerini aldı. Bu görüşmede Mustafa Kemal Paşa, Hafız İbrahim Bey'den toplayacağı kuvvetleri Demirci Mehmet Efe'ye kaptırmamasını, 57. Tümen Komutanı Nazmi Bey ile temas kurmasını istedi. Hafız İbrahim Bey, beraberinde ki milis kuvvetlerle 13 Temmuz 1920'de Ankara'dan ayrıldı. Eskişehir'e geldiklerinde, Çerkez Ethem kuvvetlerine katılmak için bekleyen başlarında Teğmen Ali Kemal'in bulunduğu Beypazarı gönüllülerinden oluşan Karaşar Müfrezesi Hafız İbrahim'e katıldı. Birlikte 1 Ağustos 1920 günü Isparta'ya geldiler. Isparta'da hemen hazırlığı başlanarak üç gün gibi kısa bir sürede 100 süvari ve 200 piyadeden oluşan bir kuvvet meydana getirildi. Bu birliğe "Demiralay" adı verildi ve kurucusu olan Hafız İbrahim Bey ileride Demiralay soyadını aldı. Burdur Milli Taburu da Demiralay kuvvetine katıldı. Hafız İbrahim Bey 9 Ağustos'ta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne çektiği telgrafla cepheye hareket edeceklerini bildirdi. Telgrafta ayrıca "Cenab-ı Kadir mukaddes gayemizi bizi vasıl edinceye kadar silahlarımızı düşman sinesinden ayırmayacağımıza yemin ve alayın bayrağı altında ruhumuzu teslim etmeye imanımızla karar verdik" sözlerine yer verildi. Mustafa Kemal Paşa Demiralay'ın kuruluşunu haber aldığında Hafız İbrahim Bey'e bir telgraf çekerek, kendisinin ve Isparta Sancağının vatan savunmasında gösterdiği fedakarlıktan ve alayın teşkilindeki hizmetlerinden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi adına teşekkürünü bildirdi. 9 Ağustos 1920'de Isparta'dan hareket eden Demiralay 14 Ağustosla Denizli'ye geldi. Burada Mustafa Kemal Paşa'nın direktifleri doğrultusunda 57. Tümen Komutanı Nazmi Bey ile irtibat kuruldu. Daha sonra Demir alay Sarayköy cephesine hareket etti. Milis kuvvet olmasına rağmen resmi bir birlik gibi yapılan Demiralay, cepheye varır varmaz düşmanla temasa geçti. 28 Ağustos 1920 Kurban Bayramının üçüncü günü, Sarayköy yakınındaki Demirköprü civarında şiddetli çarpışmalar oldu. 5-6 gün süren bu çarpışmalarda Hafız İbrahim Bey'in komutasındaki Demiralay kuvvetleri Yunan Kuvvetlerinin ilerlemesini durdurdu. Daha önce Tepeköy'ü işgal eden Yunan kuvvetlerine Demiralay tarafından 17 Eylül 1920 gecesi baskın yapıldı. Tepeköy Yunan işgalinden kurtarıldı. Aynı gece işgal altındaki Ahmetli Köyü Demiralay tarafından kuşatıldı. Demiralay'a ait bir müfreze Menderes Nehri'ni geçerek işgal altındaki Nazilli'nin Göreniz köyünü bastı ve eğlenmekte olan on kadar Yunan askerini imha etti. Bunlar üzerine Demiralay kuvvetlerinden endişeye düşen Yunan kuvvetleri Demiralay'dan bir esir getirene 200 lira mükafat vaat etmişlerdir. 26 Eylül 1920 gecesi Demiralay, Ahmetli Köprüsündeki düşmana baskın yaptı. Bu başarısından dolayı 12. Kolordu Komutanı Fahrettin Bey, Demiralay'ı tebrik etti. Demiralay kuvvetleri bazı milis güçlerin katılımıyla daha da büyüdü. Bu arada Isparta çevresinde gönüllü toplama faaliyeti devam ediyordu. Hafız İbrahim Bey'in gayretleriyle Rüştü Çavuş komutasında "DOĞAN TABURU" adıyla yeni bir birlik kuruldu ve zaman geçirilmeden cepheye sevk edildi. Ekim ayı sonlarına doğru Demiralay kuvvetlerinin düşmanla teması yoğunlaştı. Buldan, Güney, Çal ve Sarayköy dörtgeni içerisinde düşmana karşı duran tek kuvvet durumundaydı. Bu bölgede Demiralay kuvvetleri sürekli düşmana baskın ve taarruzda bulundu. Demiralay kuvvetleri 2 Aralık 1920 tarihinde düzenli ordu içine alınarak 39. Piyade Alayı olarak sonuna kadar Milli Mücadelede yer aldı. |
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 434.771 olup, 229.574’ü şehirlerde, 205.197’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8933 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. Şehire göç nisbeti ve gecekondu sayısı diğer şehirlere göre azdır.
Örf ve âdetler:Isparta 1071’den sonra Türklerin eline geçmiştir. 1203’ten sonra ise kesin ve devamlı olarak bir Türk beldesi olmuştur. Eski kültürlerden sâdece bâzı antik harâbeler kalmıştır.Isparta 900 seneye varan bir zamandan beri Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Kıyâfet:Mahallî kıyâfet, köylerde ve mahallî oyunlarda giyilir. Sim işlemeli ve sırmalı yandan yırtmaçlı üçetek, çapraz düğmeli yelek, sırma veya kaytan işlemeli uzun mintan, şal kuşak ve pâzenden yapılmış şalvar, başa fes, ayağa yün çorap ve papuç giyilir. Fesin altına ve üstüne inci, elmas, gümüş ve altın takılır. Erkekler, boy entarisi, mintan, yemeni, fes, ayağa ceviz renginde çorap, şayak pantalon giyerler.Kadın ve erkek giyiminde geleneğe âit öğeler tamamiyle kalkmış gibidir. Yemekleri:Pekmez, üzüm şırası, keten helva, nokul denilen tahinli ekmek, Uluborlu böreği en çok yapılanlardır. El sanatları: Isparta el sanatları bakımından çok ileriye gitmiştir.Halıcılık çok yaygın ve ileri seviyededir.Halıcılığa ilâveten kilim de dokunur. Eskiden heybe ve şalvar da dokunurdu. Urgancılık da ileridir.Kendirden urgan, yular, kınnap, sicim, çul, çuval ve heybe dokunur.Târih boyunca saraçcılık ve semercilikte Isparta çok ileri durumda idi.Osmanlı, Kırım-Tatar ve Macar eğerleri ve diğer eğerlerin en güzeli bu ilde yapılırdı.Isparta asırlardır dericilikte isim yapmıştır.Koyun ve keçi derisinden yapılan meşin ve sahtiyanlar ile sığır ve manda derisinden yapılan kösele, çizme, çetik ve ayakkabılar Türkiye’nin iç pazarlarında aranan mallardır. Halkedebiyâtı: Isparta halk edebiyâtı bakımından çok zengindir. Efsâne, ağıt, hikâye, masal, atasözü ve mânileri çoktur.Halk şâirleri olarak ÇapurAli,Âşık Diler,Esrârî, Âşık MehmedDizârî,Âşık Mehmed,Ispartalı ÂşıkSeyrânî,Âşık Lütfi başlıcalarıdır. Oyunlar ve türküleri:Isparta, halk müziği ve oyunlar bakımından da zengindir. Bunların kaynağı Orta Asya’dan gelen Oğuz boylarıdır.Oyunlarda zeybek ön sırayı alır.Oyun ve türküler,Afyon ve Denizli’ye benzer. Samah, teke oyunları ve okşama başlıca oyunlardır.Oyunları kadın ve erkek ayrı ayrı oynarlar.Oyunların bâzıları kıvrak bâzıları içlidir.Isparta türküleri bol ve meşhurdur. Eğitim: Isparta ili eğitim bakımından ön sıralarda yer alan bir ilimizdir.Okur-yazar nisbeti % 95’tir. Okulsuz köyü yoktur. İlde 41 anaokulu, 329 ilkokul, 68 ortaokul, 14 meslekî ve teknik orta okul, 15 lise, 24 meslekî ve teknik lise ve iki yıllıkEğitimEnstitüsü vardır. Son olarak Süleyman Demirel Üniversitesi kuruldu ve faaliyete geçti (1992). Yetişen meşhurlar:Halil Hâmid Paşa (1736-1786), Eğirdir’de Pîrî Halîfe Hamîdî ve Burhâneddîn Eğridirî, KemankeşAli Paşa (1624) ve SeyyidAli Paşa (1826) Osmanlı sadrâzamlarındandır.Süleymân Demirel son zamanların başbakanlarındandır |
Isparta Ekonomisi
İlin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır.Gülyağı îmâlatı en çok bu ilimizde yapılır. Halıcılık ve kükürt işletmeciliğinin de ekonomide tarımdan sonra önemli bir yeri vardır. İşsizlik azdır. Tarım:Isparta’da en çok ekilen tahıldır. Buğday arpa, çavdar, baklagiller(nohut, fasulye ve fiğ) ve az miktarda şekerpancarı yetişir.Sanâyi bitkilerinden gül 2000 ton, haşhaş kapsülü üretimi 1000 ton ve haşhaş tohumu üretimi ise 1200 tondur. Gül üretimine gelince; Türkiye’nin gülyağı için yetiştirilen gül bahçelerinin % 80’i bu ildedir. Hâlen senede üretilen iki milyon kilo gül çiçeğinden binde 30 nisbetinde gülyağı elde edilir ve çoğu dışarıya ihraç edilir. 1897’de Bulgaristan’a memur olarak giden Müftüzâde İsmâil Efendi, buradan getirdiği güllerle Isparta’da bir bahçe kurarak gülcülüğü başlatmıştır.Isparta’nın sebze ihtiyâcı il içindeki üretim ile karşılanır.Isparta ilinde bağcılık ve elmacılık oldukça gelişmiştir. Ayrıca ceviz, bâdem, armut, kızılcık, muşmula, vişne ve iğde yetişir.İlde sulama, gübreleme yapılmakta ve modern tarım âletleri kullanılmaktadır. Hayvancılık:Isparta ekonomisinde hayvancılığın önemli yeri vardır. Türkmen göçebeler hayvancılıkla uğraşırlar. Koyun, kıl ve tiftik keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.Isparta ilinde bulunan göllerde balık çoktur. Eğirdir Gölü ise tatlısu balıklarının en çok bulunduğu bir göldür.Gölde, kerevit (hepsi dışarıya ihrâç edilir), kefal, sazan ve alabalık yakalanır. Ormancılık: İlim % 40’a yakını orman ve fundalıktır. Fundalık saha 50 bin, ormanlık saha 300 bin hektar civârındadır.Sedir, kızılçam ve karaçam çoğunluktadır. Bin yaşında sedir ağaçlarına rastlanır. Bunların çapı iki metreye yakındır. Senede 200 bin m3 sanâyi odunu ve 250 bin ster yakacak odunu ile 200 tona yakın reçine elde edilir. Mâdenleri: Türkiye’de en fazla kükürt Isparta ilinde çıkarılır. Memleketimizde bilinen kükürt rezervelerinin % 80’i Isparta’dadır.Türkiye’nin en büyük kükürt işletmeleri de bu ildedir.Kükürtten başka mevcut mâdenler şunlardır: Isparta Sav köyünde mâden kömürü; Kayı köyünde sodyum; İğdecik köyünde mâden kömürü; Lagas köyünde arsenik; Gölbaşı köyünde krom, çelik, arsenik ve cıva; Atabey-Koloğan köyünde manganez; Gelendost-Kötürnek köyünde mâden kömürü; Tokmacık’ta demir;Keçiborlu-Merkezde kükürt; Kozluca köyünde manganez; Gümüşgün köyünde demir, krom, altın, kömür ve Kaplanlı köyünde demir,Sütçüler-Darıbökü köyünde antrasit; Selköşede de taş kömürü; Şarkikaraağaç-Belceğiz köyünde manganez, kurşun, krom, bakır; Zengibar köyünde demir; Ördekçi köyünde krom,Yalvaç Yarıkkaya köyünde linyit kömürü bulunmuştur. Bu mâdenlerde, kükürtten başka hiçbiri işlenmemektedir. Sanâyi: Isparta’da sanâyi sektörü tarıma dayalıdır.Halıcılık ve dokumacılık, gülyağcılık, orman ve mobilya, dericilik ve gıdâ sanâyii başlıca sanâyi kollarıdır.Her köy ve ilçede halı dokuma tezgâhları vardır. Bunların sayısı 25 bine yakındır. Senede 2,5 milyon m2 halı dokunur.İlde 10 iplik fabrikası, 15 halı yıkama atölyesi, 3 halı kırkımevi, halıcılık için lâzım olan pamuk ipliğini îmâl eden pamuk ipliği fabrikaları ve halıcılıkla ilgili her türlü sanayi işyerleri vardır. Dericilik sanâyii ileridir. Bir büyük fabrika ve 60 atölyede meşin, sahtiyan, kösele ve eldivenlik gibi deri yapan işyerleri vardır.Orman ürünleri ve mobilya sanâyii de önemlidir. Orman tesislerinde yonga, levha, prefabrik ev, karo ve mobilya îmâl edilir. Ayrıca bu sektörle ilgili başka iş yerleri de vardır.Gıdâ sanâyi sektörü olarak 3 büyük un fabrikası, bir bisküvi fabrikası, fruko-tamek meşrubat fabrikası, salça ve marmelat fabrikaları; yağ, çimento, tuğla, kiremit, bez ve ayakkabı fabrikaları vardır. Gülyağı (gül esansı) fabrikalarında elde edilen gülyağının çoğu yurt dışına ihraç edilir. Şarkikaraağaç’ta barit fabrikası vardır. Ulaşım: Havaalanı yoktur.İzmir-Aydın demiryolu bir kolla Isparta’ya bağlanmıştır.Isparta ilinde 8 istisyon vardır. Demiryolu 26 Mart 1936’da gelmiştir. İl merkezini ilçelere ve ilçeleri köylere bağlayan yollar düzgündür.Isparta’nın komşu iller vâsıtasıyla İstanbul, İzmir, Antalya, Adana,G. Antep ve Ankara’ya ve ülkenin her tarafına karayolları ile irtibatı sağlanır |
Isparta Türküleri
SDÜ'nün yaptığı bir araştırma çalışması. Unutulmaya yüz tutan türkülerin notaları ve açıklamalar... şifre: turkudostlari.biz TÜRKÜ SÖZLERİ |
Isparta Tarihi
Isparta ve çevresi, târih sahnesine Hititlerle çıkar.Hititler zamânında bölgenin ismi “Arvaza” idi.Hititlerin yıkılışından sonra Frikya Krallığı bu topraklara sâhip olmak istemişse de, burayı Lidyalılar ele geçirmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Lidyalıların elinde bulunan bu topraklarla, Kızılırmak batısındaki toprakları Persler istilâ etmiştir. Makedonya Kralı İskender, Doğu seferine çıktığında Perslerden bu bölgeyi almıştır.İskender’in ölümü ile Makedonya krallığı generalleri arasında taksim edilmiş ve Isparta çevresi Selevkos Devletinin olmuştur.Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. asırda Selevkos Devletini ilhak edince, Isparta ve civârı Roma hâkimiyeti altına girmiştir.O târihlerde Isparta, “Psidia” isimli küçük bir şehir idi. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce bu bölge Doğu Roma’nın payına düşmüştür. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler,Isparta ve çevresini Bizanstan alarak fethetmişlerse de, Birinci Haçlı Seferinde Bizanslılar bu bölgeyi yeniden istilâ etmişlerdir. Selçuklu Türkleri 1203 senesinde Bizanslılardan geri alarak, yeniden bu bölgeyi ve Isparta’yı fethetmişlerdir. 1300 senesinden sonra Eğirdir’de bulunan Hamidoğulları Beyliği Isparta ve çevresini Türkiye Selçukluları ve İlhanlılara bağlı olarak idâre etmiştir. Bir ara topraklarına İlhanlılar tarafından el konulmuş ve bölgeyi İlhanlı vâliler idâre etmiştir. 1327’de Hamidoğulları Beyliği yeniden kurulmuştur. Bu beyliğin bir kolu da Antalya’da Tekeoğulları olarak hüküm sürmüştür. 1335’te İlhanlılar târih sahnesinden çekilince Hamidoğulları bağımsız olmuştur. 1380’de SultanMurâdHan zamânında (Yalvaç ve Şarkikaraağaç) 80 bin Osmanlı altını karşılığı satın alınmıştır.Hamidoğulları Birinci Kosova Savaşında Osmanlılara asker yardımı yapmıştır. 1391’de Yıldırım Bâyezîd Hân, Isparta’nın geri kalan kısmını ve Hamidoğulları Beyliğini de Osmanlı Devletine katmıştır.Osmanlı Devrinde Isparta Anadolu Beylerbeyliğinin 14 sancağından birine, Tanzimâttan sonra Konya eyâletinin 5 sancağından birine merkez olmuştur.Isparta ismi yalnız merkez için kullanılmış sancağın ismi de “Hamid ili” (Hamidâbâd) olarak kullanılmıştır. Isparta 1203 senesinden bu yana düşman istîlâsına uğramamış bir ilimizdir.Cumhûriyet devrinde il olmuştur |
Tarihi Eserler ve Turistik Yerler
Isparta ili, tabiî güzellikleri, târihî zenginlikleri, ulaşım kolaylığı, gül ve kiraz bahçeleri, gölleri, balık ve av hayvanları ve meşhur halıları ile turistik bir şehrimizdir. Târihi yerleri: Isparta’da Selçuklu ve Osmanlı devrine âit târihî eserler eski devirlere âit kalıntılar vardır. HızırbeyCâmii: 1312’de HamidoğullarındanHızır Bey yaptırmıştır.Keçeci Mahallesinde bulunan câmi, 1889 zelzelesinde yıkılmış, daha sonra tekrar yaptırılmıştır. Kutlu Bey Câmii:1415’te Hamidoğullarının Isparta Subaşısı Kutlu Bey tarafından yaptırılmıştır.Çarşı içinde olan câmi, 1914 zelzelesinde yıkılmış daha sonra yaptırılmıştır. İplikCâmii:1550’de Isparta eşrafından Hacı Abdi Ağa tarafından yaptırılmıştır.Hacı Abdi Ağa Câmii olarak da bilinir.İplikPazarı semtindedir. 1781’de sadrâzam HalilHamid Paşa tâmir ettirmiş ve câminin yanına bir kütüphâne yaptırmıştır.Kütüphânede nâdir yazma eserler ve 14 bin cilt eser vardır. 1914 zelzelesinde büyük hasar görmüş olup, 1917’de yeniden ve iki katlı olarak yapılmıştır. Firdevs BeyCâmii: 1561’de Isparta vâlisi FirdevsBey tarafından yaptırılmıştır. 1914 zelzelesinde zarar görmeyen câmilerden biridir.MîmârSinân tarafından inşâ edildiği için Mîmâr SinânCâmii olarak da bilinir. 1783’te sadrâzam Halil Hamid Paşa tâmir ettirmiştir. AtabeyErtokuş Medresesi: Atabey ilçesindedir. 1224’te MübârizüddînErtokuş yaptırmıştır. 1964’te tâmir ettirilen medresenin yanında Gâzi Ertokuş’un türbesi vardır. Dündar Bey Medresesi: Eğirdir ilçesindedir. 1119’da Kılıçarslan tarafından yaptırılmıştır. 30 oda, 1 mescid, 2 dershâne ve hamam vardır.Nakışlı ve süslü mermer taştan yapılmıştır.Türk mîmârlık ve süsleme sanatının eşsiz şâheserlerindendir. İki katlı olan medreseden günümüze sâdece bir katı kalmıştır. Ertokuş Han:Eğirdir-Konya karayolu üzerindedir. 1223’te Ertokuş Bey tarafından yaptırılmıştır. EğirdirGölü kıyısındadır. FirdevsBey Bedesteni: 1561’de FirdevsBey Câmiine gelir getirmek için yapılmıştır. 1967’de tâmir gören bedesten kapalı çarşı olarak kullanılmaktadır |
EğirdirKalesi:Üç tarafı göl sularıyla çevrili kasaba karadan surlarla çevrilidir.İç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.Kale yıkık vaziyettedir.İç kalenin 10-15 metrelik kısmı sağlamdır.
Uluborlu Kalesi:Kapıdağ’ın yamacında yapılmıştır. Doğusu çok dik ve sarptır.İç ve dış kaleden meydana gelmiştir.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı belli değildir. Mesîre Yerleri: Isparta, tabiî güzellikler bakımından oldukça zengin bir ildir. Gölcük:İl merkezinin güneybatısında Hisartepe’de yer alan ve çevresi ağaçlarla kaplı krater gölü olup, il merkezine 13 km uzaklıktadır. EğirdirGölü:Türkiye’nin Abant’tan sonra en güzel göllerinden biridir.Isparta’nın orta kısmında, dağlar arasında ormanlık bir sahada yer alır.Göl suları temiz ve durudur. Kovada Gölü Parkı:Gölün etrâfı fevkalâde güzel manzaralıdır.Göl çevresi millî park îlân edilmiş olup, çınar, meşe ve kızılçam ağaçları ile doludur.Gölde irili ufaklı adacıklar vardır. Çamyolu:Eğirdir-Sütçüler karayolu üzerinde DavrazDağı eteklerinde çam ormanlarıyla kaplı, bol ve lezzetli suları bulunan bir piknik yeridir. Kuyucak:Keçiborlu-Senirkent karayolu üzerinde dinlenme yeridir. Kızıldağ Millî Parkı: Şarkikaraağaç ilçesindedir. Ormanlık bir sahadır.Kızıldağ ile BeyşehirGölü arasında erozyonla aşınarak değişik arâzi şekilleri meydana gelmiştir. İçmeler ve kaplıcalar: Isparta şifâlı sular bakımından çok zengin bir il değildir. Bilinen içmeler ve kaplıcaları şunlardır: Sinap (Sav) Suyu: İl merkezine 8 km uzaklıkta Sav köyü yakınlarındadır.İçme olarak kullanılır. Değirmendere İçmesi:Keçiborlu’ya 2 km uzaklıkta Değirmendere köyü yakınlarındadır.Mîde hastalıklarına iyi geldiği söyleniyorsa da, suda bulunan serbest kükürt asidi yüzünden içilmemesi tavsiye edilmektedir. Tota İçmesi: Isparta-Eğirdir yolu üzerinde Tota ormanları içindedir. Mîde ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir. Kükürtlü KaynarSuyu: Keçiborlu’ya 4 km uzaklıktadır. Banyo ve çamur kürleri cilt hastalıkları tedâvisinde faydalıdır |
ISPARTA İLE İLGİLİ LİNKLER
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:08 . |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.
Dizayn ve Kurulum : Makinist