..:: BİLGİ VADİSİ ::..

..:: BİLGİ VADİSİ ::.. (http://www.bilgivadisi.biz/index.php)
-   Akdeniz Bölgesi (http://www.bilgivadisi.biz/forumdisplay.php?f=315)
-   -   Burdur tanıtım videosu ve tarihi (http://www.bilgivadisi.biz/showthread.php?t=5866)

draculu45 05.04.09 18:27

Burdur tanıtım videosu ve tarihi
 
Burdur tanıtım videosu ve tarihi

BURDUR

15 BURDUR ( Kod : 248 )
Vali İbrahim ÖZÇİMEN
Valilik 233 13 30
İl Emn. Md. 233 16 36
İl Jn. Kom. 233 16 31
Bld. Bşk. 233 16 51
İlçe Sayısı 10
Belediye Sayısı 29
Köy Sayısı 183
Yüzölçümü 6.887
Nüfusu 139.897

draculu45 05.04.09 18:28

İlin Tarih Öncesi Çağları

İlimizin tarihi;</STRONG> Neolotik Çağa kadar inmektedir.1957-1960 yılları arasında Prof.J.Mellaart tarafından Hacılar’da yapılan kazılarda Neolitik kültürün bütün ayrıntılarını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular M.Ö.7000 yıllarına inmektedir. Yine 1978-1988 yılları arasında Kuruçay Höyükte ve 1989-1992 yılları arasında Bucak Höyücek Höyükte Prof.Dr.Refik DURU tarafından yapılan kazılarda da Neolitik çağın kültürüne rastlanılmıştır. Bu çağın en önemli özelliği: İnsanların,hayvanları evcilleştirmesi,çanak-çömlek yapımını öğrenmiş bulunmasıdır. Anadolu’nun ilk heykelcikleri olarak bilinen ANA İLAHE’yi temsil eden pişmiş toprak figürünler ve süs eşyaları Neolitik Çağda Hacıların en önemli eserleridir.
Kalkolitik Çağ; Neolitik çağdan sonra gelen M:Ö.5400-3000 yılları arasındaki çağdır. Bu çağda taş,kemik ve ağaç aletlerin yanısıra,madenin de kullanılmaya başlamış olması en önemli özelliğidir. Kuruçay Höyükte bulunan madeni keskiler,ok uçları gibi aletler çağın özelliğini yansıtırlar. Ayrıca Uğurlu Höyük,Kızılkaya Höyük,Karamanlı Çamur Höyük,Tefenni Beyköy Höyükte bu çağı destekleyen malzemeler elde edilmiştir.M.Ö. 3000-2000 yılları arasına tarihlenen Eski Tunç Çağında,medeniyet daha gelişmiş,taş aletlerin yerini tunçtan yapılan aletler almıştır. Çağın özelliklerini yansıtan bir başka grup da,pişmiş toprak ve mermerden yapılmış keman tipi idollerdir. İlimizde Yassıgüme Höyük,Burdur Höyük,İncirdere Höyük,Tepecik Höyük gibi yerleşim yerlerinde eski tunç çağı malzemesi yaygın olarak tespit edilmiştir.İlimiz,Antik çağlarda. bugünkü sınırları ile Isparta ve Antalya illerini de içine alan antik PİSİDİA bölgesinde kalmaktadır. Bu bölge Pers döneminin ortalarına kadar karanlıkta kalmış,henüz aydınlatılamamıştır. Bölge, M.Ö. 2000 yıllarında ARZAVA konfederasyonunun siyasi merkezi olmuştur. Bu durum M:Ö. 1000 yılına kadar çeşitli toplumların yerleşmesiyle devam eder.M.Ö. 8.yy’da Pisidia’nın batı bölgesi Friglerin hakimiyetine girmiştir. Yarışlı Gölü’ndeki yerleşim yerinde Frig keramiklerinin bulunması bu tezi desteklemektedir. M.Ö. 696-676 Frig devletini yıkan Lidyalıların bölgeye hakim olduğunu görüyoruz.M.Ö. 546 yılında Lidyalıları yenen Persler,bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 334’te Büyük İskender,Biga Çayı kenarında Persleri mağlup eder ve Anadolu’ya yönelir. Önce Bodrum,Milet ve Phaselis’i alır. Daha sonra Perge,Side,Aspendos’u alır ve M.Ö.333’te de Sagalassos ve Kremna’yı da zapteder. Büyük İskenderin M.Ö. 323 yılında ölümü,imparatorluğun paylaşılmasına sebep olur.
Bölgeye, M.Ö. 321 yılında komutan Antigonos hakim olur.Fakat M.Ö.301 yılında İpsos Savaşında Selefkoslulara yenilince ülkesini kaybeder. Selefkoslardan sonra bölge,Bergama krallığına ve daha sonra da Roma’ya bağlanır. Bu durum,M.S. 395 yılına kadar devam eder. Bu yıl Roma İmparatorluğu ikiye bölünür;bölge Doğu Roma(Bizans) idaresine girer. Bu durum M.S. Xl yy sonlarına kadar devam eder ve bu tarihten itibaren Türk hakimiyeti başlar. Roma çağında Psidia’nın her tarafında kesif bir yerleşme vardır. Bir çok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır.

draculu45 05.04.09 18:28

Burdur’un Türk Tarihi Dönemi


1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra ise bölge; sırasıyla Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlıların hakimiyeti altına girmiştir.
Anadolu’ya yayılan Oğuz boyları muhtemelen 1075’lerde o zaman Psidia diye adlandırılan bölgeye ve Burdur’a yerleşmeye başladılar. İlk yerleşim yerleri Şekerpınarı-Hamam bendi mevkii olmuştur. Çoğunluğu Kınalı aşiretinden olan Türkmenler, en az 2000 çadırdan meydana gelen bir toplulukla yerleşim yerleri kurmaya başladılar. Başlangıçta kendi başlarına hiçbir devlete bağlı olmadan ve komşuları olan Bizanslılarla mücadele ederek varlıklarını sürdürdüler. Bu mücadelelerin en önemlisi Dinar yakınlarında Bizanslı Manüel Kommenos komutasındaki orduyu yenmeleridir.
Bilhassa Haçlı Seferleri döneminde Selçuklu Hükümdarı I. Mesut ve II. Kılıçarslan'ın Erle ovasında bu orduyu yenilgiye uğratması Selçuklu Hakimiyetini bu bölgede kolaylaştırdı. Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Kılıçarslan Denizli, Uluborlu, Burdur ve Antalya'ya kadar olan bölgeyi ve Türkmen aşiretlerini idaresi altına aldı.

Fakat Türkmen aşiretleri üzerinde tam bir otorite sağlayamadı. Bölge; 1219 ve 1236 yıllarında tekrar I. ***kavus ve Alaaddin ***kubat tarafından alındı. Böylece, bölge kesinlikle Selçuklu hakimiyetine girmiş oldu. 1257 yılında Selçuklu Devleti üç kardeş arasında pay edildi. Fakat II. Alaaddin ***kubat ölünce, II.İzeddin ve IV. Rukneddin Kılıçarslan arasında paylaşıldı. Ama iki kardeş arasında çıkan şavaşta Rukneddin yenildi ve Burdur kalesine hapsedildi. 1259 tarihinde hapisten çıkarak Selçuklu tahtına oturdu. Rukneddin Kılıçarslan hapis dönemi olaylarının intikamını almaya başladı. Bu yüzden huzursuzluk arttı. Bu arada Baba İlyas ve Baba İshak isyanları da devletin otoritesini sarstı. Ve nihayet Selçuklu Devleti 1303 yılında tamamen ortadan kalktı.
Bu otorite boşluğundan istifade eden Selçukluya bağlı aşiret ve oymakların "Uç" Beyleri de kendi başlarına hükümet kurmaya başladılar.
Antalya ve Denizli'nin Türk hakimiyetine girmesinden sonra akın akın gelen aşiret ve oymaklar, bilhassa Kayı, Avşar, Bayındır, Büğdüz, Yazır, Yiva ve diğerlerinin toplamı 200 bin çadıra ulaşmıştı. Bu türkmen nüfusunun merkezi de Burdur olmuştur. Celaleddin Harzemşah'ın komutanlarından ve Yomut kabilesinden olan Hamit Bey, Selçukluların döneminde Burdur ve Çığralı'ya kadar olan bölgenin sınır beyiydi. Selçuklunun yıkılma dönemine denk gelen Hamitoğulları Beyliğinin esas kurucusu Hamit Bey'in torunu olan Felekeddin Dündar Beydir. Bir "Uç" beyi olan Dündar Bey, beyliğini Burdur'da ilan ederek, beyliğini dedesinin adına hürmeten "Hamitoğulları" olarak duyurdu. Hamitoğullarının en parlak dönemi Dündar Bey'in zamanıdır. Beyliğin sınırları genişlemiş, Antalya, Gölhisar ve Korkuteli beyliğe katılmıştır. Burdur ili, dönemin en önemli merkezi olmuştur. Sanat, ticaret ve nakliye gelişmiştir

draculu45 05.04.09 18:29


İlhanlılar Anadolu’ya geldiğinde diğer beylikler gibi Hamitoğulları da bağlılıklarını Başvezir Emirçoban’a bildirerek, İlhanlı fırtınasını kazasız atlatma yoluna gitmiştir. Emirçobanoğlu Timurtaş’ı (Demirtaş), Anadolu Valisi olarak atamıştır. Timurtaş Anadolu’daki beylikleri tek tek ortadan kaldırmaya başlamıştır. Hamitoğulları'nın da üzerine yürüdü. Dündar Beyi 1323 yılında Antalya’da öldürdü ve Hamitoğullarının toprağını ilhak etti. Bu durum karşısında Dündar Beyin oğulları memleketten kaçtılar. Bu hakimiyet 1327 yılına kadar devam etti. Oğlunun yaptıklarını tasvip etmeyen Emirçoban, Anadolu’ya gelerek oğlunu ortadan kaldırmak istedi. Timurtaş Mısır’a kaçtı, fakat orada öldürüldü.
Dündar Beyin oğlu Hızır Bey Eğirdir’e gelerek Hamitoğulları'nın topraklarının bir kısmında hakimiyet kurdu.
Hızır Beyin ölümünden sonra yerine, Dündar Beyin diğer oğlu İshak Bey geçti. İshak Beyin Beyşehir ve Akşehir’e kadar beyliğin sınırlarını genişlettiğini görüyoruz.
İshak Beyin 1335’te ölümünden sonra yerine oğlu Muzafereddin Mustafa Bey geçti. Onun da yerine oğlu Hüsameddin İlyas Bey 1349’da başa geçti. İlyas Bey Karamanoğullarıyla savaştı fakat, topraklarını kaybetti. Germiyanoğullarının yardımıyla topraklarını geri aldı.
Yerine geçen Kemaleddin Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırısına uğradı. Ama Osmanlılar ve Germiyanoğulları’nın yardımıyla kurtuldu.
Bu sırada Anadolu’nun Söğüt Bölgesinde gittikçe büyüyen ve kuvvetlenen ve Osmanoğulları tarafından kurulan Osmanlı Devleti dikkat çekiyordu. Osmanlı padişahı Murat Hüdavendigar Kosova’da şehit olunca yerine oğlu Yıldırım Beyazıt geçmişti. Yıldırım Beyazıt’ın hükümdarlığını başta Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de tanımadılar. Yıldırım Beyazıt Anadolu’ya geçerek bu beylikleri teker teker ortadan kaldırdı. Hamitoğulları Beyliğini de ortadan kaldırarak Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya’ya bağladı. (1391)
Böylece Hamitoğulları ve diğer beylikler ortadan kalkmış ve Anadolu’da Türk Birliği sağlanmıştır. Hamitoğullarının son beyi Kemaleddin Hüseyin Beyin oğlu Mustafa Bey, Osmanlı komutanı olarak görev almıştır. Böylece Burdur’un Osmanlı Dönemi başlamıştır
Osmanlı Şehzadelerinden I. Beyazıt ve ll. Selim Kütahya’da Beylerbeyi olarak bulundular. ll. Beyazıt zamanında Şah Kulu ayaklanması ortaya çıkmıştır. Şah Kulu Şehzade Korkut’un Antalya’dan Manisa’ya giden hazinesini yağmalamış, Antalya, İstanos, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu’yu basarak, buraların kadılarını ve bir çok insanı öldürmüştür. Şah Kulu sonunda İran’a sığınmış ve böylece tehlike ortadan kalkmıştır.
XVl. yy'a kadar Burdur'da önemli olaylar olmamıştır. 1522’de de Burdur Tirkemiş İlçesi merkezi durumundadır. Bu dönemde şehir eskiye nazaran daha gelişmiştir.
XVl. yy'ın sonuna doğru şehir biraz daha büyümüştür. Ekonomi canlanmıştır. Bu bakımdan verilen vergiler fazlalaşmıştır.
1839 Tanzimat hareketinden sonra Burdur, Kütahya ilinden ayrılarak Konya ilinin Isparta kaymakamlığına bağlandı. 1850 yılına kadar bu bağımlılık sürdü.
Daha sonra başta Saden oğlu Hacı İsmail Ağa olmak üzere Burdur’un Sancak olması için uğraşmışlar ve 1872 yılında Burdur sancak olmuştur. Burdur’un ilk sancakbeyi Mehmet İzzet Paşadır.
Osmanlı Devleti 1914’de 1. Dünya Savaşına katılınca bütün yurtta seferberlik ilan edilmiş ve aynı yıl Burdur’da şiddetli bir deprem olmuş, yaklaşık 4000 kişi ölmüş ve şehrin önemli dini yapıları bu depremde yıkılmıştır.
Her iki felaket birleşmiş ve Burdurlular birkaç yıl bu kötü şartlar altında yaşamışlardır.
1920 yılında müstakil mutasarrıflık olan Burdur, doğrudan hükümet merkezi olan İstanbul’a bağlanmıştır. 1.Dünya Savaşının yenilgi ile neticelenmesinden sonra İtalyanlar Antalya’ya asker çıkardılar. Burdur’a gelerek merkez komutanlığı kurdular. Burdur düşmanın yurttan atılmasından sonra kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinde 1923 yılında İl olarak yerini almıştır

draculu45 05.04.09 18:29


draculu45 05.04.09 18:29

Kültür ve Turizm

Batı Akdeniz, Ege ve Orta Anadolu Bölgeleri arasında iklim,jeolojik yapı bakımından bir geçit alanı olan Burdur İl’i; tarihi hadiselerde de, bilhassa Pisidia, Roma ve Selçuklular devrinde de bir geçit alanı olmuştur. Mevcut antik şehirler ve hanlar, daha çok yerleşimden ziyade, Ege kıyılarında bulunan Efes ve Bergama gibi büyük tarihi yerleşim yerleri ile, Side, Aspendos gibi Batı Akdeniz sahilinde bulunan büyük ve tarihi yerleşim yerleri arasında gerek savaşlar, gerek idari yönden ve gerekse o zamanın sportif temasları yönünden de bir geçit alanıdır.
Selçuklular devrinde de ilin, bilhassa Bucak İlçesi civarı, Akdeniz’de bulunan Alanya ve Antalya’nın, Konya ile bağlantısı bakımından bir geçit alanı olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Burdur İli; folklorunda, kültüründe, sosyal yaşantısında, hatta ekonomisinde olduğu gibi, bugün de önemli bir transit merkezidir. Batıdan, Orta Anadolu’dan,Akdeniz’e, hatta Fethiye gibi güney Ege sahillerine giden bütün yollar Burdur İlinden geçer.
Doğal ve tarihi zenginlikler, iklim, folklor, tarım, tabiat gibi turizm unsurları, Burdur’a bir çok bölgemizden daha fazla avantaj sağlamaktadır. Türkiye turizminde önemli bir yeri olan Akdeniz, Ege ve Orta Anadolu bölgeleri arasında tabiat güzellikleri, tarihi zenginlikleri ve folklor olmak üzere üç önemli turizm unsuru burayı bir turistik cazibe merkezi haline getirmektedir.Burdur, Göller Bölgesi'nin karakteristiğini en güzel şekilde aksettiren ilimizdir.
Kış aylarında Eşeler Dağında kayak yapmaya, yaz aylarında ise bilhassa Burdur, Salda, Yarışlı, Karataş ve Gölhisar Gölleri ile, Yapraklı ve Karacaören Baraj Gölleri; yüzmek, avlanmak ve su sporları yapmaya son derece elverişli yelerdir. Bu göllerin etrafında bulunan dağ ve tepeler ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar içerisinde çoban çeşmeleri, en eski medeniyet kalıntıları, göl kıyılırında temiz kumsallar, bozulmamış doğa, en leziz Türk yemekleri, Türk motifleri ile işlenmiş kilim ve halılar, şifalı sular, kıvrak Teke Yöresi musikisi ve Burdur folkloru ile, tabiat harikası İnsuyu Mağarası gibi tabiatın Burdur iline turizm yönünden bağışladığı güzelliklerdir. Salda gölü yurt içi ve yurt dışından gelen gençlere ucuz tatil imkanı sağlayan tesis ve kamp merkezlerine sahiptir

draculu45 05.04.09 18:30

BURDUR

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 6.887 km²

Nüfus:
254.899 (1990)
İl Trafik No: 15
İlk insanların yaşadıkları, yerleşim yerleri, antik kentleri ve Türk İslam eserleri ile önemli bir turizm merkezidir. Burdur İnsuyu mağarası ve gölleriyle ilgi çekmektedir.

İLÇELER:


Burdur ilinin ilçeleri; Ağlasun, Altınyayla, Bucak, Çavdır, Çeltikçi, Gölhisar, Karamanlı, Kemer, Tefenni ve Yeşilova' dır.
Ağlasun: İl merkezine 32 km. uzaklıkta, "Sagalassos Antik Kenti" ile Burdur'un en önemli turizm çekiciliği olan ilçelerinden biridir. İlçede yeraltı sularının bolluğu nedeniyle alabalık tesisleri yaygındır. İlçede 2276 m. yüksekliğinde Akdağ dağcılık ve dağ-doğa yürüyüşü için çok elverişlidir.
Bucak: Burdur'a 45 km. uzaklıktadır. İlçenin kuzey-doğusunda Roma Dönemine ait "Cremna Antik Kenti" bulunmaktadır. Susuz Kervansarayı ve İncirhan önemli eserlerdendir.
Gölhisar: İl merkezine 107 km. uzaklıkta bulunan ilçenin yakınında yer alan Cibyra Antik Kenti ile önemli bir turizm potansiyeline sahiptir.
Tefenni: İlçenin merkeze uzaklığı 70 km.dir. İlçenin güneyindeki Çamur höyükte, Kalkolitik Döneme ilişkin yüzey araştırması bulguları burasının çok eski bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.
Yeşilova: İl merkezine uzaklığı 60 km.dir. En eski yerleşim yerlerinden birisi olan ilçe sınırları içindeki Dereköy ve Gençali'de yapılan yüzey araştırmaları sonucunda Kalkolitik Döneme ait (M.Ö. 5000) çanak- çömlekler gün ışığına çıkmıştır

draculu45 05.04.09 18:30

BURDUR İLİ TARİHİ

Burdur İli Neolitik çağa kadar inen zengin tarihi içinde bir çok yerleşmelere sahne olmuştur. Çeşitli kaynaklar ve çevrede görülen arkeolojik kalıntılar bu uzun geçmişin safhalarına işaret eder. Ancak yeterince araştırma ve kazı yapılmadığından, Burdur tarihini hiç değilse ana çizgileri ile saptamak mümkün olmaktadır. İl topraklarının büyük bir kısmı antik PİSİDİA bölgesinin sınırları içindedir.

BURDUR’DA TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR

NEOLİTİK ÇAĞ;Burdur Hacılar Köyünde 1958-1960 yıllarında Prof.J.Mellaart tarafından yapılan kazılarda ana toprak üzerine oturmuş ve M.Ö.7 Bine tarihlenen Keramik Neolitik tabaya rastlanılmıştır. Bu yerleşmeden sonra 9-8-7-6 tabakaları içine alan ve M.Ö. 5400 tarihinde bir yangınla sona eren Geç Neolitik yerleşme görülmüştür. Hacılar, Konya Çatalhöyük ile birlikte Anadolu’da bugüne kadar araştırılan yerleşme yerlerinden en eski kültürü içerenlerdendir. Çok uzun süren Paleolitik Çağdan sonra başlayan Neolitik Çağın başlıca özelliği; İnsanların hayvanları evcilleştirmesi, üretici olarak tarım yapması, köyler kurması ve çanak çömlek yapımını öğrenmiş bulunmasıdır. Obsidiyen ve çakmak taşı aletler, tek renkli çeşitli biçimde çanak çömlekler, Anadolu’nun ilk heykelcikleri olarak bilinen Ana İlahe’yi temsil eden pişmiş toprak figürinler ve süs eşyaları Neolitik Çağda Hacılar’ın önemli eserleridir. Burdur’da bu çağa ait araştırılmış başka bir merkez yoksa da civar höyüklerde Hacılar paraleli bazı satıh üstü buluntular ele geçmiştir. İleride yapılacak araştırmalar, büyük bir olasılıkla İlimizdeki diğer Neolitik yerleşme merkezlerini gün ışığına çıkaracaktır.

KALKOLİTİK ÇAĞ; Bu çağın başlıca özelliği taş, kemik ve ağaç aletlerin yanında; Madeninde kullanılmaya başlanmış olmasıdır. Burdur’da Kalkolitik yerleşmeye sahne olduğu saptanan bir çok höyük bulunmaktadır. Bunların en önemlileri Hacılar, Kuruçay, Gebrem ve Burdur Höyükleridir. Çanak çömlek ve bundan önceki çağda olduğu gibi elde yapılmıştır. Ancak Hacılar, çağdaşlarının çok ötesinde bir teknikle ve güzellikle yaptığı çanak çömleğiyle, Dünya Arkeoloji Literatüründe haklı bir üne sahiptir. Kaplar krem zemin üzerine kırmızı, kahverengi ve geometrik motiflerle süslenmiştir.

ESKİ TUNÇ ÇAĞI; Anadolu’da M.Ö. 3 binin başından itibaren çeşitli madenlerden bol miktarda eser yapılmaya başlanmıştır. Bakır, kurşun, kalay, gümüş, altın, tunç ve elektrondan çeşitli eserler oluşturulmuştur. İlimizde bu çağa ait yerleşmelere sahne olmuş çok sayıda höyük vardır. Bunlar arasında; Yazıköy, Yarıköy, Çamur Höyük, Hasanpaşa, Harmankaya höyükleri sayılabilir. Çanak çömlek yapımında bölgesel ayrılıklar bulunmasına karşın bütün bölgeler arasındaki kültür ilişkilerini gösteren izler görülür. Kaplar yine elde yapılmış ve cilalıdır. Ancak çağın sonunda geometrik, süslü boyalı, çanak çömlek yapımına başlanmıştır.

TARİH ÇAĞLARI; M.Ö. 2 binin başlarında Anadolu çok zengin ve bayındır ülkelerden biriydi. Anadolu’nun bu zenginliğini öğrenen Mezapotamyalılar Asur Devletinin öncülüğünde Anadolu ile ticari ilişkilere girmişler ve böylelikle yazının bu ülkede tanınıp kullanılmasına yol açarak Anadolu’nun tarih çağına girmesine neden olmuşlardır. M.Ö. 17. yüzyıla kadar uzanan ve Asur Ticaret Kolonileri Çağı adıyla anılan bu devrede Burdur Tarihi oldukça karanlıktır. Ancak, son yıllarda Düğer köyünde ve Yarışlı Gölü kıyılarında bulunan eserlerin bu çağa ait oluşu İlimiz tarihinin karanlık bir yönünü aydınlatması bakımından önem taşımaktadır.
M.Ö.17. yüzyıldan sonra Anadolu’da Eski Hitit Çağı başlar. Bu çağlarda Pisidia, Pamphylia ve Likya bölgelerinde Arzava Krallığı hüküm sürmektedir. Hitit metinlerinden öğrenilen ve sayıca az olan bazı Arzava şehirlerinin yerlerini saptamak için şehirlere isim benzemesinden başka delil elde edemiyoruz. Örneğin; Kuwalapassa’nın Kolbasa (Kestel), Arzava Prenslerinin ikametgahları olan Sallapaşa’nın Sagalassus biçiminde devam ettiği düşünülmektedir. Arzava Krallığı, Hititler için her zaman bir düşman olmuştur. Bir Hitit metninde; “Aşağı memleketten Arzavalı Düşman geldi ve Hitit Yurdunu tahrip etti” denilmektedir. Mısır’da ele geçen bazı belgelerde Arzava Kralı Lablayaş’ın Mısır Kralı III. Amenophis’in haremine kız gönderdiği ve kralında buna karşı birçok değerli hediyeler yolladığı kaydedilmektedir.
Buradan Arzava’nın önemli ve geniş bir ülke olduğunu anlıyoruz. Ancak Arzava Krallığının etkisi Hitit İmparatoru II.Murşil’in Arzava Kralı Uhhaluiş’i mağlup etmesiyle son bulmuştur. Ege’den gelen ve göç dalgalarıyla yıkılan Hitit İmparatorluğuyla birlikte Arzava Krallığı hakkındaki bilgi de bitmektedir.
M.Ö.1180-750 tarihleri arasında Anadolu’da Karanlık Çağ başlar. Bu zamana ait bilgiler yetersiz ve yüzeyseldir.
M.Ö.1200 yıllarında Ege üzerinden gelen kavimler Hitit Devletini yıkmışlar ve Anadolu’da yerleşmişlerdir. Asur kaynaklarında Muşki adıyla görülan bu kavmin Frigler olduğu kabul edilmektedir. Frig Devleti kısa zamanda gelişerek Pisidialıları da hakimiyetine aldı. Yakın zamana kadar Burdur İlinde bir Frig merkezi yoktu. Ancak, son yıllarda Düğer Köyünde ortaya çıkarılarak antika kaçakçıları tarafından talan edilen mabedin bir Frig eseri olması olasıdır. Yine bu çevrede bulunan ve Burdur Müzesinde teşhir edilen Frig çağı çanak çömlek bu fikri doğrulamaktadır.
M.Ö.7. y.y’da Frig Devleti ile birlikte bölgemiz de Lidya egemenliğine girmiştir. Bu egemenlik M.Ö.546 tarihinde Lidya Kralı Krezüs’ün Pers Kralı Kurus’a yenilmesine kadar devam eder. Böylece Pisidia’da çok uzun süren bir Pers hakimiyeti başlamış olur. Ancak Persler’in Pisidialılar üzerinde bariz bir etkisi olmamıştır.
Genç Makedonya Kralı İskender’in M.Ö.334 yılında büyük ordusuyla birlikte Çanakkale üzerinden Anadolu’ya geçtiği görülür. Önüne çıkan bütün kuvvetleri ezen İskender; Likya, Karya ve Pamphylia’yı zaptederek, Kestros (Aksu) vadisinden PİSİDİA üzerine yürüdü. Zorlu savaşlardan sonra bölgenin önemli şehirlerinden olan Sagalassus ve Kremna’yı aldı. (M.Ö.333)
Bir süre sonra İskender’in Doğu zaferinde ölmesiyle İmparatorluk, generalleri arasında bölüşüldü. Anadolu Antigonas’a kaldı. Selefkos Hanedanı’nın kurduğu Asya İmparatorluğu’nun en büyük rakibi Antigonas idi. Ancak M.Ö. 301 tarihinde onun da Selefkos Nikator’la İpsos savaşında yenilmesiyle Pisidia Selefkosların eline geçti. Selefkoslardan sonra bölge M.Ö.228 tarihinde Bergama krallığına ve M.Ö.64 tarihinde bu krallığın yıkılmasıyla Roma hakimiyetine geçmiştir. Anadolu ve Pisidia bir çok Roma generali ve diktatörü arasında el değiştirdiği için sürekli bir yöneticiden uzak kalmış, birlik kurulamamıştır.
M.Ö.36 tarihinde Brütüs ve Kassius'un Galatia yardımcı ordusu kumandanı Amyntas, Antonius’un tarafına geçince Galatia ve Pisidia’nın kralı olmuştur. Oktavia’da Aktium savaşından önce kendi tarafını seçtiğinden Amyntas’ı ölünceya kadar (M.Ö.25) krallığında bırakmıştır. Ölümünden sonra Kremna (Çamlık), Komama (Ürkütlü) ve Olbasa (Belenli) birer Roma kolonisi haline getirilmiştir.
Roma çağında Pisidia’nın her tarafında yoğun bir yerleşme vardır. Bir çok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır. İlimizde bulunan bütün harabelerin hemen hepsinde bu çağa ilişkin mimari kalıntılar görülmektedir. Bu çağa ait heykeltraşlık eserleri de Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir.
Roma İmparatorluğu’nun M.S.395 yılında ikiye ayrılmasıyla Pisidia, Bizans İmparatorluğu’nun idaresine geçti. Bizans çağında bölgenin önemli şehirleri yavaş yavaş gerileyerek eski değerlerini kaybetmişlerdir. Sanat yönünden İlimizde bu çağa ait önemli bir eser yoktur. Bizans çağı bölgemizde Türk hakimiyetine, yani 11 y.y.’ın sonlarına kadar sürmüştür.
1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra kitleler halinde Anadolu’ya gelen Oğuz ve Türkmen aşiretleri büyük merkezleri ele geçirmiş, Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuştur. Türkmen aşiretleri ele geçen şehir ve kasabalara yerleşmeye ve yeni yeni kasaba ve köyler kurmaya başlamışlardır.
Anadolu’nun başka bölgelerinde olduğu gibi, 1071-1100 yıllarında Türkmenlerin Kınalı Aşireti doğudan Pisidia’ya gelerek buraya yerleşti.
Daha sonra; Konya Selçukluları ve bunların yıkılması ile kurulan Anadolu Beyliklerinden Hamitoğulları idaresine girmiştir. Daha sonra Yıldırım Bayezit Osmanlı Padişahı olunca; Anadolu’ya geçerek bütün beyleri birer birer ezmiş, sonra Hamit İline saldırarak bu beyliğin bütün topraklarını almış ve bu bölgeyi Anadolu Beylerbeyi merkezi olan Kütahya’ya 1391’de bağlamıştır. Bu suretle Hamitoğulları Beyliği ortadan kalkmıştır.
Osmanlı Devleti 1914’de başlayan 1.Dünya Savaşı sonunda yenilmiş, 1918 Mondros Mütarekesinden sonra da varlığı ortadan kalkmıştır

draculu45 05.04.09 18:31

BURDUR'UN KUVA-YI MİLLİYE'YE KATKISI

Mondros Mütarekesinin ilk günlerinde, 57.Tümen’in önemli bir topçu ve piyade cephaneliği Antalya’nın Bademağacı Köyünde bulunmaktadır. İtalyanlar’ın Burdur’a doğru ilerleyeceği anlaşılınca, 57.Tümen Komutanı Albay Şefik Bey (Aker) 07.04.1919’da Bademağacı’na giderek cephaneliği boşalttırmıştır. Buradaki silah ve cephane, daha içerilere, Burdur’un Çeltikçi Köyüne ***ürülmüştür. Bu silahlardan, Nazilli cephesindeki direniş sırasında ve daha sonraki savaşlarda çok yararlanılmıştır.Burdur’lu Kuva-yi Milliyeciler’in, Demirci Mehmet Efe’nin, Yunanlılar’a karşı Nazilli cephesinde çarpışmalarında büyük yardımları olmuştur. Cepheye çok sayıda gönüllünün yanı sıra, silah, cephane, yiyecek ve giyecek göndermişlerdir. Nazilli cephesinde 400’e yakın Burdur’lu gönüllü hayatını kaybetmiştir. Burdur Kuva-yı Milliye teşkilatı çalışmalarını uzun süre bağımsız yürüttüyse de, Sivas Kongresi’nden sonra Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’ne bağlanmıştır. 1920’de toplanan Büyük Millet Meclisi’ne Burdur’dan ünlü kişiler katılmıştır. Bu milletvekillerinin en ünlüsü; İstiklal Marşı’nın Şairi Mehmet Akif ERSOY’dur

draculu45 05.04.09 18:31

COĞRAFİ DURUM

Yeryüzü Şekilleri ve Engebeleri; İl bütünü ile bir plato manzarası göstermektedir. Bu yüzden İl topraklarını oluşturan platonun coğrafi karakterini üç bölümde incelemek mümkündür.
Çevre dağlar ve bunların arasında kalan göl ve ovalardır. Kuzey, kuzeybatı ve güneydeki dağlar, bu dağlar arasına sıkışmış verimli ovalar ile küçük tarım alanları, göllere dökülen akarsuların beslenme havzaları bu bölüme girer. Bu ilk bölüme “deprasyon bölge” diyebiliriz.
İl merkezinin güney ve güneydoğusuna doğru gidildikçe yükselti fazlalaşır. Bu bölümde ova, yayla, plato ve dağlar yer almaktadır.
İl topraklarının güneybatı kesimlerini içine alır. Yüzey şekilleri bakımından bu bölüm yumuşak yapıdadır. Bu bölüm bütünüyle arızalı bir yayla görünümündedir.

Dağları ; Yaklaşık olarak il topraklarının %61’ini kaplamaktadır. İlin en önemli dağları arasında Söğüt, Kestel ve Katrancık, Rahat, Koçaş ve Eşeler gösterilebilir.

Ovaları ; Burdur İli çevresinde sıralanan dağlar arasında geniş düzlükler bulunmaktadır. Ovalar birbirinden dar ve derin boğazlarla ayrılmaktadır. Bu durum ova tabanlarının eskiden bir göl yatağı olduğunu göstermektedir. Doğal Görünümleri bozkır karakterindedir. Ovalar İl topraklarının yaklaşık olarak %19’unu kaplar. Bunlar;
Merkez İlçede; Burdur Ovası, Hacılar, Yazıköy, Yarıköy, Eğneş, Kozluca, Elmacık, Kılavuzlar, Çine, Kuzköy, Çeltikçi Ovaları.
Ağlasun’da; Ağlasun, Başköy, Öteyüz ovaları.
Bucak’da; Bucak, Kestel, Keçili, Ambahan, Ürkütlü, Kızılkaya, Yuva, Karapınar Ovaları.
Gölhisar’da; Gölhisar, Yamadı, Çavdır, Haravza, Söğüt Ovaları.
Tefenni’de; Tefenni, Hasanpaşa, Başpınar, Beyköy Ovaları.
Yeşilova’da; Akçaköy, Erli Ovaları.
Karamanlı’da; Karamanlı, Kağılcık Ovası.

Yaylaları; İlimizdeki yaylalar daha çok dağlar üzerindedir. Başlıca yaylalar arasında Kocayayla, Başpınar Yaylası, Bayındır Yaylası, Menekşeli Düz ve Eğneş Yaylaları, Eşeler Yaylası gösterilebilir.

Akarsuları; Burdur İlindeki gölleri besleyen ve ziraat sahalarının sulanmasında etkinliği olan bir çok akarsu vardır. Bunlar;
Merkez İlçe; Alakır, Burdur, Arvallı, Gıravgaz, Çeltikçi, Askeriye ve Çerçin Çayları,
Ağlasun İlçesi; Başköy Çayı,
Tefenni İlçesi; Karamusa, Hasanpaşa, Tefenni Çayları,
Gölhisar İlçesi; Horzum, Acel, Dalaman Çayları,
Yeşilova İlçesi; Salda, Ulupınar, Armut, Niyazlar, Doğanbaba, Köpek, Yarışlı, Düğer Çayları,
Bucak İlçesi; Kestel ve Aksu Çayları.

Gölleri; Burdur’da sularla dolu çöküntü çanakları, vadiler, mağaralar, inler ve dehlizler bölgenin doğal oluşumları arasındadır. Yöre, bu doğal oluşuma bağlı olarak aynı zamanda “GÖLLER BÖLGESİ” adını da almaktadır.
İlin belli başlı gölleri şu şekilde sıralanabilir.
Burdur Gölü, Pınarbaşı (Eğneş) Gölü, Karaevli Gölü, Bereket Gölü, Mamak Gölü, Salda Gölü, Karataş Gölü, Yazır (Gölçük) Gölü, Gölhisar Gölü, Söğüt Gölü.
Bölgenin en büyük gölleri Burdur Gölü ve Salda Gölüdür

draculu45 05.04.09 18:32

Burdur Gölü; Kendi adını taşıyan çöküntü alanının en çukur yerini kaplayan Burdur Gölü, oldukça geniş bir havzanın içinde bulunmaktadır. Yapısı bakımından tektonik bir göldür. Gölün kuzeydoğusu ve kuzeyi ovalarla çevrilidir. Doğusu ve kuzeybatısı ise hemen yükselen dağlarla sınırlanmıştır.
Göl havzaya düşen yağmur ve kar sularından başka, gölün içindeki ve çevresindeki kaynaklarla da beslenmektedir. Tuzlu göller türüne girmektedir. Göl; kış ve ilkbahar aylarında yükselmekte; yazın çekilmektedir.
Burdur Gölü şehre çok yakındır. Uzunluğunun 34 km, yüzölçümünün 186 km2 ve en derin yerinin 110 metreyi bulmakta olduğu dikkate alınırsa, ileride ufak tonajlı bir vapurun da çalıştırılması düşünülebilir. Böylece göl kenarında ya da yakınındaki köylerle kestirme yoldan bağlantı kurulmuş olacak; Göl kıyısı kumsallarının değerlendirilmesi yoluyla da Burdur’un ekonomik ve turistik cazibesi artırılmış olacaktır.
Salda Gölü; Yeşilova ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır. Doğanbaba, Salda, Eşeler Dağları ve Kayadibi Köyü önünde oluşmuştur. Tektonik yapılıdır. 1193 metre yükseltisi olan göl, oldukça yuvarlak bir görünümdedir. İçinde balık yaşayan, suyu tatlı, derin göllerden biridir. 47 km2’lik bir alanı kaplar. Çevresi ormanlıktır.

Bitki Örtüsü; Burdur İli, arazi yönünden engebelidir. İlde ormanlar daha çok dağlık alanlar ve dik yamaçlarda yer almaktadır. Eşik kısımlarda ise, maki ve sert yapraklardan oluşan bir bitki örtüsü vardır.

Burdur Ormanları; Özellikle Karaçam, katran, akçam, ardıç ve meşe ağaçlarından oluşmaktadır. Bu ormanlardan başka ilin çeşitli yerlerinde kitre yetişmekte, bu yer fundalıklar halinde yayılmaktadır. Burdur İlinde ve kenarlarında kavak ağaçları ile çeşitli meyve ağaçları yetiştiren bahçeler bulunur.

İklimi; İl toprakları Akdeniz iklimi etkisinden uzakta kaldığından ve il topraklarının güneybatı yönünde mevcut yükseltiler nedeniyle kışlar soğuk, yazlar da sıcak geçer. Yıllık yağışın büyük bir kısmı kış aylarında yağmur ve kar biçiminde olur.
Yıllık yağış ortalaması 398-804 mm arasında değişir. En yüksek sıcaklık 26C 30C, en düşük sıcaklık –16C -20C, yıllık ortalaması ise 11C 13C dolaylarındadır

draculu45 05.04.09 18:32

Nüfusu; Burdur ili sürekli bir artış göstermekle birlikte, Türkiye genelinde oldukça yavaş bir büyüme gözlenmektedir. İlin Nüfusu 1927’de yapılan ilk nüfus sayımında 83.000 iken; 1980’de 235.000’e, 1985 yılında ise 248.000’e ulaşmış bulunmaktadır. 1990 yılında yapılan sayıma göre ise 225.215 olarak görülmektedir.
Ülke geneliyle karşılaştırmalı olarak ilin nüfus yoğunluğuna bakıldığında; Burdur’un nüfus yoğunluğunun her zaman ülke ortalamasının altında kaldığı görülmektedir. 1960’dan itibaren doğurganlık düzeyinin düşüklüğü ve çevre illere göçlerin sonucunda nüfus artış hızında önemli bir azalma görülmüştür

draculu45 05.04.09 18:32

TURİZM

DÜĞER (TYMBRİANASSUS) :
Burdur’da Klasik Çağ’a ait bilinen en eski yerleşim yeri, Düğer Köyü’ndedir. Yunan Arkaik Dönemi’ne rastlayan ve Frig Kültürü özelliklerini gösteren Tymbrianassus Antik Kenti, Yarışlı Gölü’nün doğu kıyısındaki yarımadada yer alır. Kent M.Ö. 6. yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Düğer’de bilimsel kazı yapılmamış, kaçak kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların ele geçirilebilen büyük kısmı Burdur Arkeoloji Müzesi’nde toplanmıştır.
Bulunan eserler arasında, tapınak olduğu sanılan birkaç yapının pişmiş topraktan kaplama levhaları vardır. Bu levhalar yapıyı doğanın yıpratmasından ve yangından korumak için yapılmıştır. Levhaların üzerinde bulunan “Grifon” başlı hayvan figürleri de, dinsel inançlar göre yapıyı kötü ruhlardan korumaktadır. Dönemin süsleme motifi ise, dört yapraklı yoncadır

draculu45 05.04.09 18:33

KİBYRA :
Burdur’un Gölhisar İlçesinde yer almaktadır. Çok yüksek olmayan üç tepecik üzerinde kurulmuştur. Çevresinin sağlam surlarla çevrili olduğu sanılan antik kent, dörtlü bir tetrapolisin başkentidir. Tetrapolis, Kibyra, Oinoanda, Balbura ve Budon sitelerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Kibyra’nın atları ve silahşörleri ünlüdür. Kibyra’da hayvancılık ileriydi. Aşağı agorada dericilik yapılıyordu. Yakın zamana kadar işletilen maden ocakları ve arazinin doğal yapısında bulunan demir madeni, Kibyra’da demircilik sanatının varlığının kanıtlarıdır.
En parlak dönemi M.S. 2. yüzyılda yaşayan antik kentin geçmişi Helenistik döneme kadar uzanıyor. Kibyra’nın ilk halkı, Milias kökenli Pisidyalılardır. Volkanik bir arazide kurulu şehir, sık sık deprem felaketine uğramış, son bir depremden sonra halkı yavaş yavaş çekilmiş ve Bizans döneminde küçük bir yerleşme olarak varlığını sürdürmüştür.
Kibyra, Burdur yöresinin oldukça iyi korunmuş antik kentlerinden birisidir. Stadyum, tiyatro ve 4 bin kişi alabilen küçük bir tiyatro havasındaki odeon, Kibyra’da sosyal ve kültürel bir kavmin yaşadığını gösteriyor. Antik Frigya, Pisidya, Likya ve Karya arasında bir geçiş bölgesi oluşturan Kibyra, Kültür karakteri olarak bu dört antik bölge kültürünün ortak izlerini taşıyor

draculu45 05.04.09 18:33

KREMNA :
Burdur’un Bucak İlçesinin Çamlık köyü yakınlarında yer alıyor. Aksu vadisine hakim dil biçiminde bir tepe üzerinde kurulu kentte, konumu nedeniyle Eski Yunanca’da “Uçurum” anlamına gelen Kremna adı verilmiştir.
Antik PİSİDYA bölgesinin önemli kentlerinden bir olan Kremna’nın en eski kavmi Solymoslular’dır. Antik kent, sırasıyla Lidya, Pers Makedonya, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. En parlak dönemini M.S. 2. yüzyılda Roma devrinde yaşayan Kremna’nın kalıntıları, Roma dönemine aittir. 1970-1972 yılları arasında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan olağanüstü güzellikteki Athene, Leto, Nemesis, Asklepios, Hygeia, Herakles ve Apollon heykelleri, Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir

draculu45 05.04.09 18:33

KODRULA :
Bucak ilçesine bağlı Kestel Köyü’nün yakınlarında yer alır. Bugünkü Kestel Köyü’nün adı da antik Kodrula’dan gelmektedir. Helenistik dönemden Bizans dönemine kadar kesintisiz yerleşim yeri olmayı sürdüren antik kentin yapıları, zirveden yamaçlara kadar inmektedir. Etekte işlevi anlaşılamayan büyük bir yapı bulunmakta, bunun doğusunda Dor düzeninde yapılmış bir tapınak yer almaktadır. Nekrtopol, şehrin cephesindeki kesme taşlardan yapılmış sur kalıntılarının dışındadır

draculu45 05.04.09 18:34

SİA (TAŞTANDAM) :
Bucak İlçesinin Kızılkaya bucağına bağlı Karaot Köyü sınırları içindedir. Kalıntıları nedeniyle “Taştandam” denilen Sia Antik Kenti, bir Pamfilya kentidir. Taştandam tepesi ile güney ve batı etekleri üzerinde kurulu kentin, kuzey, doğu ve güney kayalıkları iki üç katlı ve güçlendirilmiş surlarla çevrilidir. Eteklerinde kısmen düz ve çamlık yerler, şehrin kutsal ve nekropol alanıdır. Mezar anıtları da buradadır. Helenistik ve Roma dönemlerine ilişkin kalıntılar içeren şehir, yerleşim yerinden uzaklığı ve yolunun olmayışı nedeniyle çok iyi korunarak günümüze kadar gelmiştir

draculu45 05.04.09 18:34

SAGALASSOS :
Burdur’un Ağlasun ilçesine 7 km. uzaklıktadır. Antik Pisidya bölgesinin en büyük ve önemli merkezlerinden biridir. Akdağ’ın 1700 metre yükseklerinde, Bergama Antik Kenti’nde olduğu gibi teraslama yöntemiyle kurulmuş kentin çekirdeğini kuzey terastaki yapılar oluşturmaktadır.
Helenistik ve Roma dönemi kalıntıları içeren Sagalassos, en parlak dönemini M.S. 2. yüzyılda yaşamıştır. Kazı ve onarım çalışmaları sürdürülen kentin en önemli yapıları, Athonius Mabedi, Büyük Cadde, Aşağı Agora, Yukarı Agora, Tiyatro, Bazilika, Helenistik Çeşme, Kütüphane, Nympheus (Su ile ilgili anıtsal yapı), Hamam, Yuvarlak Anıt, Valentinian Anıtı ve Küçük Mabed’dir.
Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan keramik fırınlar, Sagalassos’un Anadolu’nun önemli keramik merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir. Sagalassos keramikleri, antik çağlarda Mısır ve Suriye’ye ihraç ediliyordu.
Çok büyük bir alana yayılan Sagalassos antik şehri, iyi bir onarımla açık hava müzesi olabilecek niteliktedir

draculu45 05.04.09 18:34

BUBON :
Gölhisar ilçesinin İbecik Köyü yakınlarında, Dikmen Tepesi denilen mevkidedir. Pınar meşesi denilen sık çalılıkların içinde gizlenen Bubon Antik Kenti, 1960’lı yıllarda büyük bir yağmaya uğramış, M.S. 2. yüzyıla tarihlenen birçok bronz heykel başı yurt dışına kaçırılırken yakalanarak Burdur Müzesi’ne kazandırılmıştır. Görkemli Apollon heykeli, müzede sergilenmektedir. Bu buluntular, Bubon’da antik çağlarda bir bronz heykelcilik okulu ve atölyesinin varlığını kanıtlamaktadır. Kaçak kazılarda çok büyük tahribata uğramış şehirde, günümüze kadar gelen kalıntılardan Agora, Tiyatro, Su Sarnıcı, Çeşme ve Mabetlerin olduğu anlaşılmaktadır.
Bubon antik kentinin geçmişi hakkında fazla bir şey bilinmiyor. M.Ö. 190 yıllarında Araxs’ın müttefiki olarak savaşa giren, daha sonra Oioanda, Balbura ve Kibyra kentlerinin oluşturduğu Tetrapolis’te yer alan Bubon, diğer şehirlerle birlikte Likya’ya geçmiştir. M.S. 1. yüzyılda ise bir Roma kenti olarak karşımıza çıkmaktadır

draculu45 05.04.09 18:35

BURDURDA’Kİ DİĞER ANTİK KENTLER, KALINTILAR; YERLERİ VE DÖNEMLERİ

MOATRA : Merkeze bağlı bereket Köyü’nde, Klasik dönem Roma şehri.
KORMASA : Merkeze bağlı Boğaziçi Köyü’nde, Klasik dönem Psid şehri.
MALLOS : Merkeze bağlı Karacaören Köyü’nde, Klasik dönem Roma şehri.
HADRİANİ : Merkeze bağlı Cavurören Köyü’nde, Roma şehri.
SYSİANAİ : Merkeze bağlı Karakent Köyü’nde, Roma şehri.
MALGASA : Merkeze bağlı Kavacık Köyü’nde, Psid şehri.
OLBASA : Merkeze bağlı Belenli Köyü’nde, Klasik dönem Roma şehri.
MACROPEDİUM : Merkeze bağlı Akören Köyü’nde, Klasik dönem Roma şehri.
KERAİTAE : Bucak Belören köyünde, Klasik dönem Roma şehri.
KOMAMA : Bucak’a bağlı Kızılkaya Kasabasının Ürkütlü Köyü’nde, Klasik
dönem Yunan yerleşim yeri.
NEKROPOL: Uylupınar köyünde, Frig-Pers dönemi mezarlık alanı.
POLYETTA : Yeşilova’nın Yarışlı Köyü’nde, Psid şehri.
TAKİNA : Yeşilova Yarışlı köyünde, Psid şehri.
TÜMÜLÜS : Tefenni’nin Yuvalak Köyü’nde.
ÜÇTEPELER TÜMÜLÜSLERİ : Yeşilova'nın Mürseller Köyü'nde klasik dönem
MABET KALINTISI : Burdur şehir merkezinde, Frig dönemi.
KAYA KABARTMASI : Tefenni Yuvalak Köyü'nde, klasik dönem Yunan Çağı
MALYASTARA : Lengüme Köyü’nde, Psid şehri.
PANEMÖTEİKHAS : Bucak Boğazköy’de, Roma Dönemi

draculu45 05.04.09 18:37

Burdur İlimizin Nesi Meşhur

Burdur ilimizin teke zortlatması isimli halk oyunu çok meşhurdur ceviz ezmesi, burdur şiş

draculu45 05.04.09 18:38

CAMİLER ve TÜRBELER:

SELİMZADE CAMİSİ : Kentin doğusundadır. Yapım tarihi bilinmemekle birlikte 1889’da yapılan türbeden daha eski olduğu sanılmaktadır. Duvarlar moloz taştandır. Alt sıradaki pencereler yuvarlak taş kemerlidir. Yapının kuzeyinde ahşap direkler üzerinde son cemaat yeri bulunmaktadır. İzlerden önceleri burada sundurmalı bir son cemaat yeri bulunduğu anlaşılmaktadır. Minare tabanı taştandır. Taş gövde 1914 depreminde yıkılınca yeniden ahşap olarak yapılmıştır.
Caminin kuzeyindeki son cemaat yerine açılan taçkapı taştandır. Dar ve yuvarlak kemerli, tek kanatlı ve dikdörtgen çerçeve içinde oluşu bu kapının önemli özelliğidir. Kapı kemerinin yanlarındaki iki küçük rozet de yapıya gerçek bir görünüm kazandırmaktadır.

TEPE CAMİSİ : Tepe mahallesindedir. Mescitken sonradan camiye dönüştürülmüş bir karkas yapıdır. Üstü oluklu çinkoyla örtülüdür. Minaresi ve yazıtı yoktur.

KAYIŞOĞLU CAMİSİ : Burdur’un en eski yerleşme yerlerinden Kuyu mahallesindedir. Taş temel üstünde yükselen ahşap bir minaresi vardır. Yapının 1872’de onarıldığı bilinmektedir. Kapıdaki yazıtında Kınalızade Emin Bey adı geçmektedir.

MUSTAFA HOCA CAMİSİ : “Kuyu Camisi” adıyla da anılmaktadır. Çatısı kiremitle örtülüdür. Caminin kubbemsi tavanının ortası süslemelidir. Ahşap gövdeli minaresi saçla kaplanmıştır.

HECİN CAMİSİ : Eski yazıtına göre 1875 yılında yapılmış, 1914 depreminde yıkılmış, 1930’da yeniden yapılmıştır. Ahşap ve karkas caminin üstü oluklu çinko ile örtülüdür. İlk yapımında ahşap olan minaresini, yıkıldıktan sonra 1900’de Hacı Hacer yeniletmiştir.

SELİMOĞLU CAMİSİ : Yazıtına göre Arap Selimoğlu yaptırmıştır. 1914 depreminde yıkılmış, Kahya oğlu Hacı Osman ve kardeşi Hacı Hüseyin’ce yeniden yaptırılmıştır. Bağdadi karkas biçimli olan yapı, sıvalıdır. Üstü oluklu çinko ile örtülüdür. Minaresi, eski taş temeli üstüne, Kağıtçı Hacı Süleyman Efendi tarafından yeniden ahşap olarak yaptırılmıştır

draculu45 05.04.09 18:38

GAZİ CAMİSİ : Gazi Caddesindedir. 1914 depreminde yıkılmış, yeniden yaptırılmıştır. Taş temel üstünde, ahşap karkasdır. Kiremitle örtülüdür. Minaresi yerli ustalarca kesme Burdur taşından yapılmıştır.

ÇEŞMEDAMI CAMİSİ : Çeşmedamı mahallesindedir. 1842 tarihli bir vakıfnamede camiden “Muallimhane” olarak söz edilmektedir. 1914 yılında yıkılmayan birkaç yapıdan biridir. Üstü kiremitle örtülüdür. Minaresi, yazısı ve kadınlar bölümü yoktur.

NURCAMİ : Eski Hıristiyan mahallesindedir. 1953’de hayırseverlerce yaptırılmıştır. İç duvarları betonarme, dış kaplamaysa kesme Burdur taşındandır. Burdur’un tek kubbeli camisidir. Minaresi yerli ustalarca ve Burdur taşından işlemeli biçimde yapılmıştır. Özellikle tekniği açısından başarılıdır.

TAŞCAMİ (TAŞDEMİR CAMİSİ) : Yenice mahallesindedir. 1782’de Hacı Molla yaptırmıştır. 1914’deki depremde yıkılmış, ahşap olarak yeniden yapılmıştır. 1971 depreminden sonra onarılmıştır. Yıkılan minaresi yeniden kesme taştan yapılmıştır.

DİVANBABA CAMİSİ : Değirmenler mahallesindedir. Yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak, minarenin yazıtında 1775’de Tilurizade Hacı Süleyman’ca yaptırıldığı belirtilmektedir. 1971 depreminden sonra onarılmıştır.

ŞEYH SİNAN CAMİSİ : Sinan mahallesindedir. 1776’da Çelik Mehmet Paşa tarafından medreseyle birlikte yaptırılmıştır. Burdur kesme taşından ince görünümlü minaresi 1914 depreminde yıkılmıştır.

ULUCAMİ : Pazar mahallesindeki Pazar düzlüğünde, yüksek bir tepededir. Vakıf kayıtlarına göre Hamit Oğlu Dündar Bey yaptırmıştır. 1914 depreminde yıkılan minaresinin yazıtında 1300’de yaptırıldığı yazılıdır. Çelik Mehmet Paşa 1749’da onartmıştır. Depremden sonra 1919’da ahşap karkas olarak yapılmıştır.
Doğu kuzey ve batısında üç kapısı vardır. İçten yarım kubbelidir. Kuzey kapısı yönündeki ikinci cemaat yerini, üç kubbe örtmektedir. 1971 depreminde zarar görmüşse de Vakıflar İdaresince onartılmıştır.

Ayrıca Tabak, Taş, Karasenir Saden (Aşağı Dilbaba), Manastır, Eskiyeni, Çakmakçı, Recep, Ağıl (Hacı Bayram), Kazancıoğlu camileri sayılabilir.

Bunların yanında Nur, Bahçelievler, Kasaboğlu, Şirinevler, Kameriye, Marangozlar Sitesi, Yeni Pazar, Hilal ve Gölhisar’da Dengere camileri de yeni yapılan camilerdir

draculu45 05.04.09 18:38

SELİMOĞLU TÜRBESİ : Selimoğlu Camisinin kuzeybatısındadır. Minare tabanına bitişiktir. Kesme taştan kare planlıdır. Yazıtına göre 1889’da Hacı İsmail yaptırmıştır. Kapısı yuvarlak kemerli olup, mekan küçük bir kubbeyle örtülmüştür.

HIDIRLIK TÜRBESİ : Kesme taştan yaptırılmıştır. XIV. ya da XV. y.y.’da yapılmış olan türbe, Hıdrellez (Hıdırlık) denen bahçeler arasındadır. Kare planlı türbenin kapı eşiğinden yukarısı, sekizgen bir biçim alır. Büyükçe bir bölümü toprağa gömülü ve yıkıktır. Sekizgen bölüm daha yüksektir, pahlı silmeyi izleyen üçgen çatılı bir külahla örtülüdür. Dış kenarlarında zeminin dolması ile tüm kenarlar aynı yükseklikte görünmektedir. Zeminden dört taş sırası (Yaklaşık 150 cm.) yüksekte olan kapıya duvarlardan konsol biçiminde dört basamak merdivenle çıkılmaktadır. Kapı önünde küçük bir sahanlıkla kırık basamaklar vardır. İki bölümlü yapının altı mezarlıktır. Bölümler ahşap bir döşemeyle ayrılmaktadır. Duvarlar kesme taş ve sıvasızdır. Doğu yanındaki pencere içte üst üste iki kemerlidir. Güney yüzde, nişler içinde üstü mukarnas dolgulu mihrap vardır. Mekanın içten kubbeyle örtülü olduğu sanılmaktadır.

ONACAK TÜRBESİ : Halen Yeşilova ilçesine bağlı Yeşilova’ya 31, Burdur’a 50 km. uzaklıkta Erli Ovası’nda küçük bir köydür. Köyün ismi olan “Onacak” kelimesi "Onmak"tan gelmektedir

draculu45 05.04.09 18:39

DOĞAL GÜZELLİKLER


İNSUYU MAĞARASI

Burdur İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya Karayolu üzerinde, Burdur’a 15 km. uzaklıkta bulunan ve ülkemizde turizme ilk açılan mağaradır. 597 m. Uzunluğundadır. Su yüzeyine paraleldir. İçinde akarsular ve göller bulunmaktadır.
Mağara ilk kez mağarabilimci Jeolog Dr. Temuçin AYGEN tarafından bulunmuş ve dönemin Valisi Vefik KİTAPÇIGİL’in çabalarıyla 1966 yılında turizme açılmıştır.
597 metrelik bölümü gezilebilen mağaranın içinde birbirleriyle bağlantılı irili ufaklı dokuz göl vardır. Bunlardan "Büyük Göl" adıyla anılanı 512 m2’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük yer altı gölüdür.
Oluşumu 10 milyon yıl öncesine dayanan mağara, yukarıdan damlayan kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlar ve tavandan aşağıya sarkan kalker birikintileriyle bir saray görünümündedir. Dilek Gölü’nde bulunan dikit, 6 metrelik boyuyla Türkiye’nin en büyük dikiti ve bir doğa harikasıdır

draculu45 05.04.09 18:39

GELENEKSEL TÜRK EVLERİ

TAŞODA
17. yüzyılda yapılmış geleneksel Türk sivil mimarlık örneklerinden biridir. Bahçe içinde iki katlı bir konaktır. Alt kat depo ve ahır, üst kat oturma bölümü olarak inşa edilmiştir. Adını baş oda kısmının kesme taştan yapılmış olmasından almaktadır. Yapının en eski ve orijinal bölümü, "Başoda" diye adlandırılan odasıdır. Başoda’nın girişinde solda yüklük ve dolaplar, karşı duvarda gömme dolaplar ve ocak sağda ise bir Bursa kemeriyle ayrılmış ve çıkmayla son bulan seki yer almaktadır. Pencere kepenkleri ve dolap kapaklarının aynaları altın varak kaplı kornişlerle çevrelenmiş, yüklük kapakları kündekari tekniğinde yapılmıştır. Yüklük kapakları altın ve gümüş varaklarla bezenmiş, gümüş varakların üzeri kapak işi stilize bitki motifleri ile süslenmiştir. Taşoda’nın sofa ve başodasının tavanları ahşap tavan işçiliği, kalem işi, altın gümüş varak işlemelerle göz alıcıdır. Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir

draculu45 05.04.09 18:39

KOCAODA
Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. 17. yüzyılda yapılmıştır. Bahçe içinde, iki katlıdır. Taş temel üzerine kerpiç ve ahşap yapı malzemesiyle inşa edilmiştir. Tavanları, hayat bölümü ve özellikle başodası, altın ve gümüş varak kullanılarak geometrik, arabesk çiçek motifleriyle bezenmiştir. Başoda kapısından başlayarak pencere ve vitray pencereleri, dolap kapakları ve üzerindeki nişleri, davlumbazı, yüklük kapakları, pencereler arasındaki ahşap kaplanmış boşlukları, pervazları ve tavan süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir odadır. "Müze Ev" olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir

draculu45 05.04.09 18:40

MISIRLILAR EVİ
Kent merkezinde, Oluklaraltı semtinde bulunan Mısırlılar Evi, dış yapısı, planı ve süslemeleriyle devrinin tüm özelliklerini taşıyan sivil mimarlık örneklerinden biridir. 19. yüzyılda yapılmış bu yapı, küçük bir bahçe içinde ve iki katlıdır. Alt katı taştır. Üst kat ise Bağdadi tekniğinde yapılmıştır. Geç dönem Osmanlı Mimarisi’nin güzel bir örneği olan Mısırlılar Evi, alçı şerbetlik, ahşap yüklükler, ahşap tavan ve tabanlarla süslüdür. Başoda’nın tavanında dairelerle oluşturulmuş, çiçek motifleriyle bezenmiş bir orta göbek ve bunu çevreleyen baklava dilimi motifleriyle süslü bir bordür yer almaktadır

draculu45 05.04.09 18:40

PİRKULZADE KÜTÜPHANESİ
Burdur Müzesi’nin içinde bulunan kütüphane yapısı, Osmanlı mimarisinin güzel bir örneğidir. Kütüphane bugün var olmayan Pirkulzade Medresesi’nin bir parçasıdır. 1824 tarihli vakfiyeye göre, Burdur Müftüsü Küçük Şeyh Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır. Son hafızı kütüpleri Pirkulzade Hacı Hasan Efendi ve oğlu Hacı Necip Efendi olduklarından, Pirkulzade adı ile günümüze kadar gelmiştir. Pirkulzade Kütüphanesi, kare planlı, kubbeli, tek bir mekandan oluşmaktadır. Dış cephesi yöresel bir taşla örülüdür. Doğudan, geniş bir eyvanın ortasındaki kapıdan girilen yapının, güney dışında tüm cephelerinde demir kafesli pencereler vardır. Pencere üstleri beyaz taşlarla yapılmış yalancı kemerlerle süslüdür. İç kısımda güney duvarına, kitap rafları için kemerli niş biçiminde bölmeler bırakılmıştır

draculu45 05.04.09 18:40

KERVANSARAYLAR
SUSUZHAN
Susuz Köyü’ndedir. Yazıtı yoktur. Ancak mimari özeliklerinden ve süslemelerinden XIII. Yüzyıl sonlarındaki Selçuklu sanatının ürünü olduğu sanılmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planda, tamamı kesme taştan bir yapıdır. En gösterişli yeri taç kapısıdır. Kapının yan söve kanatları, boş yer kalmayacak biçimde geometrik desenlerle süslenmiştir. Giriş nişinin üstünde geometrik oyma süslü iki kabara rozeti bulunmaktadır. Asıl nişin sağında ve solunda, kemer biçiminde yılan kabartmalarda iki küçük niş daha vardır. Bunların kalınlığında da iki ejder başı süslemeyi tamamlamaktadır

draculu45 05.04.09 18:41

İNCİRHAN
Bucak İlçesinin İncirdere Köyü’ndedir. XIII. Yüzyılda Selçuklu Hükümdarı Gıyasettin ***hüsrev bin ***kubat tarafından yaptırılmıştır. Kapalı bölümü dikdörtgen biçimindeki kervansaray, kesme taştan yalın bir işçilikle inşa edilmiştir. Ortasındaki anıtsal taç kapının ön yüzü ve kapı nişinin içi, yapının genel mimarisiyle uyum sağlayacak biçimde süslenmiştir.
Sütun başlıklarının iki yanında incelikle işlenmiş iki rozet, eyvan kemerlerinin başladığı yerlerde iki aslan kabartması ve iki güneş kursu yapının süslemelerini oluşturmaktadır.

HAMAMLAR
BALTAOĞLU HAMAMI
Çeşmedamı mahallesindedir. Burdur’un en eski hamamı olduğu sanılan yapının hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir. Toprak yüzeyinin çok altındadır. Hamam 1950’lerdeki sahibinin adıyla anılmaktadır

draculu45 05.04.09 18:41

ESKİYENİ HAMAMI
Üçdibek mahallesindedir. Yazıtı yoktur. Aynı adla anılan caminin yanındadır. Burdur’un en eski eserlerindendir. Vakıflar İdaresine aittir. Eskiyeni Hamamı’nın 1803’de Mehmet Kethüda tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

TABAK HAMAMI
Ulu Cami’nin kuzeydoğusundaki Tabak Cami’nin bitişiğindedir. Vakıf kayıtlarına göre 1523’de Şeyhülislam Bedayi Efendi tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir özelliği yoktur. Ahşap çatılı kare planlı, soyunmalığın iki yanındaki sıcaklık bölümlerinin çıkıntılar oluşturması, geleneksel taşra hamamlarına özgüdür. Moloz taştan beden duvarlarında yer alan kapı ve pencerelerin çıkıntılı işlenmiş kesme taş, söve ve silmeleri, geç dönem özellikleridir. Soyunmalığı tepeden aydınlatan ahşap fener kiremit çatının ortasındadır.

Ayrıca Hocabali, Yenice hamamları da kayda değer özellik taşımaktadır

draculu45 05.04.09 18:41

ÇEŞMELER

Çeşmelerin pek çoğu günümüzde tümüyle yıkık ya da kullanılmayacak durumdadır. Oysa üstlerindeki süslemeler ve hat sanatı, Türk Taş işçiliğinin ince örnekleridir. Ayrıca kurnalar da bir ustalık ürünüdür.
Burdur’da çok sayıda çeşme vardır.
Sebilhane adıyla da anılan Pazaryeri Çeşmesi (1723)
Kuyu mahallesindeki Şahin Sokağı Çeşmesi (1862)
Divan Baba Camisinin yanındaki çeşme (1862)
İnönü mahallesindeki çeşme (tarihsiz)
Recep mahallesi Cami sokağındaki çeşme (1865)
Özgür mahallesindeki Cümbüşlü Çeşme (1839)
Uzun Çarşı’daki Kahve yanı Çeşmesi (1921)
İstasyon karşısındaki Cadde Çeşmesi (1649)
Pazar mahallesi Özdemir Sokaktaki Çeşme (1829-1830)
Üçdibek mahallesi İstiklal caddesi, Çay kıyısındaki Çeşme (1902

draculu45 05.04.09 18:42

1 - Teke Zortlatması: Halk oyunlarımız, İnsan - doğa ilişkilerini konu almakta olup, teke zortlatması, tekenin yani erkek keçinin hareketlerini anlatmaktadır. Dirmilcikten gider yaylanın yolu, Ak Fasülle oldu mu, İlimonum Sulandı, Eli Elekli Gelin gibi 9/16'lık ölçüyle çalınıp, hızlı oyunlar olup, başlıca figürler: tekil yürüme, çiftli yürüme, tekil dönme, çiftli dönme, tam dönme ve dönmedir.

2 - Teke Zeybeği: 9/8'lik ölçüyle çalınan en hızlı zeybek türü olup; Sarı Zeybek, Şu Dirmilin Çalgısı, Haymanalı, Kozağaç Zeybeği gibi çok değişik ezgileri vardır.
Teke Zeybeğinde başlıca figürler: Çiftli yürüme, tekil yürüme, dönme, çökme ve dönerek çökmeden oluşur. Erkek ve kadınların kolları birbirinden farklıdır.
3 - Serenler Zeybeği: 9/8'lik ölçüyle oynanan bir kesinti zeybeğidir. Eğer söz söyleniyorsa oynananlar gezelemektedirler. Söz bitince oyun kısmı başlar. Teke zeybeklerinden biraz daha yavaş oynanmakla birlikte oldukça zor ve değişik figürleri vardır.


4 - Alyazma Zeybeği: 9/4'lük ölçü ile oynanır. Serenler zeybeğinden daha çok ağırdır. Kesinti zeybeği olup, söz söylenirken müzik ritmine uygun olarak gezeleme yapılmakta, söz bitince de oyuna girilmektedir.
5 - Avşar Zeybeği: 9/4'lük ölçü ile oynanır. Yörede çok sevilen ağır zeybeklerdendir.
6 - Kezban Yenge: Sözlü olarak hızlı şekilde, baştan sona, sağ ayak tabanı üstünde hafifce alçalıp, sol ayak burnu üzerinde yükselerek, oynanan bir kadın oyunudur. Kollar, sürekli olarak, dirsekten aşağı yukarı hareket ettirilir.
7 - İğdem Düştü: 9/8'lik ölçü ile oynanan sözlü kadın zeybeğidir. Oyun, erkek zeybekler kadar heybetli olmamakla birlikte, yine de kendine özgü bir tavırla oynanır.
8 - Gabardıç (Kaba Ardıç): 2/4'lük ölçüyle kadınlar

draculu45 05.04.09 18:42

Bakibey Konaği (koca Oda)
Burdur merkez Değirmenler Mahallesi Divanbaba Caddesindedir. 17 yy. Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerindendir. Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırıldıktan sonra 1988 yılında retorasyonu tamamlanmıştır. Bakibey konağı, Koca Oda adıyla da bilinir. Bilinen en eski tapu kaydı 1830 yıllarında Reşit Bey üzerinedir. Ancak konağın Reşitbey'in dedesi Ahmet Paşa veya onun babası Çelik Mehmet Paşa zamanında yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Konak zemin katı, pencere bitimine kadar devam eden taş temelin üzerinde ahşap ve kalın masif kerpiç duvarlardan oluşmuş iki katlı bir yapıdır. Alt katta ahır, anbar gibi odalar vardır. Üst kata taş merdivenle çıkılmaktadır. Üst katın bahçeye ve arka sokağa bakan geniş bir eyvanı vardır. Eyvanın tavanı çıtalarla süslüdür. Çıtaların arası da yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslenmiştir. Konağın beşik çatısı alaturka kiremitlerle örtülmüştür. Saçağın ahşap yüzeyleri de aynen eyvanın tabanı gibi yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslü çıtalarla donatılmıştır. Direkler arasındaki boyalı süslü sivri kemerler, eli böğründeler geniş ve boyalı çakma çatılı bu saçaklık mimariyi tamamlayan aksesuarı oluşturmaktadır

draculu45 05.04.09 18:42


Eyvanın doğu kenarında selamlık, yani Başoda yer almaktadır. Konağın en göz alıcı odası Başodadır. Başoda kapısından başlayarak pencere, vitray pencereleri, dolap kapakları ve üstündeki nişleri, davlumbaz, pencere üzerinde dolaşan pervazlar, yüklük kapakları, dört tarafı çeviren koltuk silmeleri, tavan ve tavan göbekleri altın ve gümüş varakla ve kalem işi boyalarla süslüdür. Motifler bütünüyle devrin bitkisel süslemelerini yansıtırlar. Bütün bu altın ve gümüş kaplamalar, ahşap işçiliği ile kalem işi denilen boyalı süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir baş oda ortaya çıkarmıştır. Başodanın tabanı iki kademelidir. Cumbalı kısım döşemeden yükseltilmiştir.

Başodadan sonra yan yana eyvana ve işten bir birine açılan iki küçük oda yer alır. Gerek malzeme ve gerekse süsleme yönünden sade olmakla birlikte altın-gümüş varak kaplamalı ve kalem işi olarak yapılan süslemeler göze çarpar. Bu odalardan biri ahşaptan, süslemeli davlumbazlıdır. Diğer ikinci küçük oda da ahşap tavan çıtalarla karelere bölünmüş ve pervazları kalem işi boyalı süslenmiştir. Orijinalinde evin devamında en az bir odanın daha olduğu düşünülmektedir. Ancak yıkılarak yok olmuştur. 2003 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Burdur Valiliği arasında yapılan bir protokol ile bakım ve teşhiri Valiliğimize devredilen konak yerli ve yabancı turistlerin hizmetine sunulmuştur.

draculu45 05.04.09 18:43

Burdur Gölü, Söğüt Dağı ile Sulu Dere Yayla dağ kütleleri arasında kuzeydoğu - güneybatı doğrultusunda uzanan oluk şeklindeki tektonik çöküntünün sularla dolması ile oluşmuştur. Gölün batı kesimi boyunca uzanan fay hattı nedeniyle bu kısımda kıyı çizgisi çok dardır. Bu dar bölgelerde göl birden derinleşir.

Gölün güney ve kuzeyinde ise alüvyonların birikmesi ile sazlarla kaplı ve delta oluşumu başlamıştır. Kapalı bir havuzda yer alan gölün akıntısı yoktur. Göl suyu oldukça tuzlu olup ülkemizin en derin göllerinden biridir. Derinlik bazı yerlerde 100 metreyi buluyor. Göl su seviyesinin son yıllardaki aşırı düşüşüne, gölü besleyen dere ve çaylar üzerinde yapılan barajlar ve son yıllardaki bölgede yaşanan aşırı kuraklığın neden olduğu sanılmaktadır. Göl üzerinde yapılan araştırmalara göre besin maddeleri yönünden çok zengin olmadığı belirtilmektedir. Buna karşılık gölün yüze yakın kuş türüne ve yaklaşık olarak 300 bine yakın su kuşunu barındırdığı tahmin edilmektedir. Göl ile prehistorik yerleşim yeri Kuruçay Höyüğü arasındaki uzaklık yaklaşık 7 km dir.

draculu45 05.04.09 18:43

Adana Pelesek Manastırı


Kozan (Sis) Kalesi’nin kuzey eteğinde Ermeni manastırıdır. Günümüze harap bir durumda gelebilen manastır, Vaftiz yağı törenleri ile eski dönemlerde tanınmıştır. Çevredeki çiçeklerden toplanan çiçek özleri ve yağlar bu manastırdaki altın kazanlarda kaynatılarak elde edilirdi. Buradan Türkiye dışındaki kiliselere de dağıtılırdı

draculu45 05.04.09 18:44

BURDUR İLE İLGİLİ LİNKLER








Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:29 .

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.
Dizayn ve Kurulum : Makinist