..:: BİLGİ VADİSİ ::..

..:: BİLGİ VADİSİ ::.. (http://www.bilgivadisi.biz/index.php)
-   Doğu Anadolu Bölgesi (http://www.bilgivadisi.biz/forumdisplay.php?f=318)
-   -   MUŞ tanıtım videosu ve tarihi (http://www.bilgivadisi.biz/showthread.php?t=6417)

draculu45 14.04.09 01:52

Ziyaret Ağacı:
Ağaca bez bağlama geleneği, bütün tarihçilerin ittifakla ortaya koydukları Şaman inancının direk yansımasıdır. Şöyle ki; Şamanizm’de iyi ruhların tutulan dilek ve temennileri ulaşması gereken yere ulaştırmasına dayanır. İslam’ın kabulünden sonra da yoğun bir şekilde ilimizde görülmektedir.

Sagu (Sadu - Ağıt - Yas):

Mezarın etrafında yedi defa dönülerek yapılan bir çeşit yas gösterisidir. Şamanizm de ayinleri yapan din adamlarınca yapılır. Ölüyü kötü ruhlardan uzak tutma amacı taşır. Günümüzde de geleneksel olduğu için özellikle yaşlılar tarafından (unutulmaya yüz tutmuştur) uygulanırlığı vardır. Ancak ölünün arkasından vızıldanarak ve sağa sola sallanarak yapılan Yasa, ‘Sadu’ denilip yas tutan kadınlar arasında yoğun bir şekilde uygulanır.


Kampos (Alkız, Alkarısı) İnancı:

Doğum sırasında ve sonrasında gerek ana gerekse çocuk için en büyük tehlike olarak kabul edilir. “Kampos” adıyla isimlendirilen Alkarısı ya da Alkız Zıviztan (Loğusa) ve yeni doğmuş çocuklara musallat olan bu kötü ruh bazen de evde, tarlada, bağda, bahçede tek başına iken uyumakta olan kişilerin üzerine ağırlığı ile çöker. Bu şekilde şahsın korkup çarpılmasına dayalı bir takım hastalıkları verdiğine veya kişiyi boğmak suretiyle öldürüleceğine inanılır. Kampos geceyi ve karanlık alemi sever. Kampos’un fiziki yapısı ile ilgili olarak birbirini tutmayan tasvirler ve buna bağlı inançlar da mevcuttur. Kampos’un bazen papağı (börk) olan iri-yarı bir insan, bazen kara bir kediye benzediği, bazen de yüzü tarif edilemeyecek şekilde tüylü küçük bir yaratığı andırdığı ifade edilir. Kişiye zarar vermek için gelen bu meçhul yaratığın çıkardığı hırıltıyı henüz uyku haline geçmemiş kişiler duyduğu halde hiçbir harekette bulamaz. Böyle durumlarda kişinin kanının çekildiği, damarlarının kuruduğu söylenir. Kampos’tan korunmanın yolu, onun korktuğu, iğne gibi demirden imal edilmiş bir eşyayı üzerinde bulundurmaktır. Yörede Kampos tarafından verildiğine inanılan hastalıkların tedavisi için ocaklara ve muhtelif ziyaret yerlerine gidilir.
Eski Türklerde bu tür hastalıklar Kamların aracılığıyla tedavi edilirdi. Yöremizde Kampos’un (Alkız-Alkarısı) ağıl, samanlık, su kenarları ve ıssız yerleri kendisine mesken tuttuğuna; korktuğu şeylerden olan iğneyle esir alındığında ise çok bereketli kabul edilen eli ile o aileye ölene kadar hizmet ettiğine inanılır.


Dağ, Ata ve Ağaç Kültürü:

Eski Türk’lerin ölen büyüklerini kutsallaştırmak için yüksek dağ tepelerine gömdüklerini, ulu dağların tepelerinin de ayni şekilde kutsallaştırıldığı, atalarına ait mezarları bu mekanlarda yapıldığı, gökyüzüne yakın kabul edilişi ve uzaktan mavi renkte görünmelerinden ötürü kutsal mekanlar olarak nitelendirildikleri anlaşılmaktadır. Kaldı ki Altay dağlarında rastlanılan kurganların çoğunun yüksek dağlarda bulunuş sebebinin bu olduğu bilinmektedir. Bu inanışların Anadolu’da da aynı şekilde yaşandığını görmekteyiz. İslamın etkisiyle eski Şemanist inanışlarındaki ulu dağlar ve üzerindeki Ata Ruhlarının yerini, aynı dileklerin yapıldığı Evliyaların ve Yatırların ruhu almıştır. İşte, ilimizin Varto ilçesinde dağ kültürü ile ata kültürünü andıran “Koçkar Baba” adı verilen ve adına törenler yapılıp dualar okunan bir ‘Ziyaret Tepesi’ mevcuttur. Koçkar Baba ya da Köşker Baba Ziyaretinde, çevredeki bütün halkı bayramlık elbiselerini giyer, yiyeceklerini hazırlar tepeye çıkarlar. Burada Kurbanlar kesilir, çeşit çeşit yemekler yapılır, gönüllerdeki dileklerin tutması için Evliyanın yattığına inandıkları (Ata ruhu) mezar taşına dualar yapılıp ve öperek dile getirdiklerini, dağdan aşağıya, düzlüğe indiklerinde at koşturup eğlendiklerini ve bu arada davul sesine benzeyen sesler işitildiğini, halkında bunun “Koçkar – Köşker Baba tarafından çalındığına inanılır. Koçkar ya da Köşker Baba, bazı kaynaklarda 786’da Varto’ya Oğuz Boylarından Akkoyunlu Oymak Başı olarak geldiği ve burayı yurt tuttuğu, vefatı ile birlikte de Bingöl dağlarının üzerinde yüksek bir tepenin üzerine defnedildiğidir.

Çelim Çelim Çemçecük :
Milletimizin sosyal yaşamında su ve yağmur; hayat ve bereketin kaynağı olarak kabul edilir. Su ve yağmur kutsaldır. Bunun ifadesi de onu bugün de Müslüman Türklerin hayatında ‘rahmet’ sıfatı ile anılmasıdır. Sadece Muş’ta değil ülkemizin her yerinde ‘yağmur yağıyor’ yerine ‘Rahmet Yağıyor’ denilmektedir. Çünkü Yağmurun Allah’ın bir lütfü olduğu inancı hakimdir. Yağmur duası ile ilgili törenler eskiden olduğu gibi bugün de bütün Türk asıllı kavim ve boylarda bazı ufak değişikliklerle devam etmektedir. Yağmur yağması için başvurulan inançların içinde özellikle en önemli geleneklerden biri; Muş ilinde de ve çocuk oyunu niteliğinde olan ‘Çelim Çelim Çemçecük’ gösterisi ve bu hususta söylenen ilahi ve maniler şeklinde kendini gösterir. Çelim Çelim Çemçecük ya da Çemçegelin, çubuk halindeki tahta parçalarını bir araya getirip üzerine çeşitli bez parçaları ile süsleyerek gelin haline getirilen bir nevi totemdir. Çocuklar bunu (büyüklerde yaparlar) kapı kapı dolaştırıp hem yağmur yağması için maniler söyler ve kendilerine de bir şeyler isterler. (Bu gelenek kurak geçen yaz aylarında yağmurun yağması için başvurulan bir halk inanışıdır.)Kapi kapı dolaştırılan bu bebek, her evin kapısı açıldıktan sonra evin reisi tarafından karşılanır. Evin reisi yağmur yağması dileğiyle önce bebeğin üzerine su döker, çocuklara da şeker verir.

draculu45 14.04.09 01:52

Bebeği taşıyan çocuk grubu hep bir ağızdan şu tekerlemeyi söylerler:

Çelim çelim çemçecük
Çemçecüge ne gele

ineklere ot gele
Bizavlara süt gele

Tarlada çamur tabakta hamur
Ver Allah’ım ver bir sürü yağmur

Çıngır çıngır çıngır tas
Birini kaldır birini bas

Anber oğlu hastadır
Kekliği kafestedir

Ali binmiş atına
Sürmüş göğün katına

Gökte ne var bir hurma
Dalları burma burma

Onu yiyen hacılar hak yoluna durmuşlar
Tarlada çamur tabakta hamur

Ver Allah’ım ver bir sürü yağmur.
Muş Yöresine Ait Bazı İnanışlar:

- iki bayram arasında düğün yapılmaz ve nikah kıyılmaz.

- Akşamları tırnak kesilmez.

- Aluç meyvesinin bol olduğu yıl kış, uzun ve çetin geçer.

draculu45 14.04.09 01:53

Muş Varto ilçesi


VARTO İLÇESİ

TARİH
Varto adının Urartulardan geldiği binmektedir. Bu da İlçenin Urartular döneminden bu yana var olduğunu göstermektedir. Varto zaman, zaman işgallere uğramıştır. En son kurtuluş savaşı ile birlikte Varto İlçesi Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisine alınmıştır. İlçe köklü bir geçmişe sahip İlçeye 1840 yılından itibaren Kaymakam ataması yapıldığı tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır. Buda 1840 yılından itibaren Varto ilçesinin ilçe statüsünde olduğunu ispatlamaktadır.


COĞRAFYA

Muş İlinin kuzeyinde yer alan Varto İlçesi, doğusunda Bulanık İlçesi, kuzeyinde Tekman ve Hınıs İlçeleri ile batıda Solhan ve Karlıova İlçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 1418 Km2’dir. Rakımı ise 1.650'dür. Bingöl dağlarının eteğinde uzanan ovamsı bir düzlüğe kurulmuştur. İklim yapısı tipik karasal iklimine sahiptir. Yazları kurak ve sıcak kışları ise soğuk ve kar yağışlı geçmektedir. Bingöl, Şerafettin ve Hanşeref dağları olmak üzere üç büyük dağ ilçe sınırları içerisinde bulunmaktadır. Hanşeref dağları üzerinde hamurpet adıyla krater göl bulunmaktadır. Hamurpet büyük ve küçük olmak üzere iki gölden müteşekkildir. İlçede seferek çayı, bingöl çayı ve koşkar suyu adı altında üç önemli akarsu mevcuttur. İlçe de 7 mahalle, 93 köy ve 50 mezra bulunmaktadır.


NÜFUS

2000 Yılı Genel Nüfus sayımı kesin olmayan sonuçlarına göre İlçemizde 46 178 nüfus mevcudu vardır. Bu nüfusun 21 084'i şehir merkezinde 25 094'ü ise köylerde yaşamaktadır.


İDARİ YAPI


İlçede Varto Belediyesi adıyla bir adet Belediye mevcuttur. 7 mahalle 93 köy olmak üzere toplam 100 yerleşim yeri bulunmaktadır.

draculu45 14.04.09 01:53

SOSYAL DURUM
İlçe 1966 yılında geçirdiği deprem afeti sonucunda konut yönünden büyük bir tahribata uğramıştır. İlçe Merkezi ve köylerde mevcut konutlar tamamen yıkılmış ve kullanılamaz bir duruma gelmiştir. Ancak Bayındırlık Bakanlığı bu konuda büyük bir çaba göstermiş ve halkın konut ihtiyacını önemli ölçüde gidermiş olmasına rağmen konut sorunu halende güncelliğini koruyan ve halledilmesi gereken önemli bir sorun olarak devam etmektedir.

İlçemiz Merkezi ve köylerinde yaşayan halkın büyük bir bölümü hayvancılıkla ve ondan sağladığı gelirler ile geçim ve yaşantısını sürdürmektedir. Sosyal yaşam ve ilişkilerde söz konusu olan yeniliklere kolayca uyum sağlamaktadır.

İlçemizde iş ve çalışma hayatını etkileyebilecek işyerleri bulunmadığından yaz aylarında hayvansal ürünleri değerlendiren ve İlçe Merkezinde kurulu olan bir adet kaşar peyniri üreten küçük tip mandıra mevcuttur. Yurt dışında çalışan büyük ölçüdeki işçi potansiyeline rağmen İlçede klasik konut tipleri ve işyerleri dışında konut ve işyeri bulunmamaktadır.


EĞİTİM

Eğitim hizmetleri 1 Adet Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü, 3 Adet Ortaöğretim Okulu (Varto Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi ve İmam-Hatip Lisesi), 2 Adet Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ve 77 adet İlköğretim Okulu ile yürütülmektedir.

İlçemizde eğitim öğretim oranı %93'dür. İlköğretim Okulu bitirenlerin nüfusa oranı %45, Lise mezunlarının %33 ve Yüksek Okul mezunlarının ise %15'dir.


EKONOMİ

Varto İlçesi hayvancılığa dayalı ekonomik bir yapıya sahiptir. Genelde sürü hayvancılığı yapılmaktadır. Ayrıca büyük çapta gezginci arıcılık yapılmaktadır. 5 700 - 6 000 civarında arı kovanı vardır. Bunun da ilçe ekonomisine katkısı çok büyüktür. Biri ilçe merkezinde biri Tuzlu Köyü Ozankent Mezrasında olmak üzere 2 adet alabalık üretim tesisi vardır. Bu iki tesisin yıllık ortalama üretim kapasitesi 12 ton dolaylarındadır. Çevre il ve ilçelerden ilçeye insan akımını sağlayarak ekonomiye girdi temin etmektedir. Tarım alanında yem bitkileri ekimi ve meyve yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ancak bu işle iştigal eden aileler kendi ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ticari bir üretim yoktur.


ULAŞTIRMA
İlçenin Muş’a uzaklığı 60 km. dir. Yılın her mevsiminde ulaşım kolaylıkla sağlanmaktadır. İlçenin toplam 469 km lik köy yolu ağının 8 km’ si asfalt 461 km’ si ise stabilizedir. İlçeye bağlı 93 köy ile ulaşım dört mevsim kolaylıkla sağlanmaktadır.


MAHALLİ İDARELER

İlçemizde 1 adet Varto Belediyesi ismi ile Belediye mevcuttur. 93 adet köy ve 7 adet mahallemiz vardır. Ayrıca 1 Adet Varto İlçesi Köylerine Hizmet ***ürme Birliği vardır

draculu45 14.04.09 01:54

Muş Malazgirt ilçesi
MALAZGİRT ADI

Van Gölü havzasına hâkim olmuş ve buradan büyük bir alana yayılmış olan Urartuların başlarında MENUAS adlı bir kral bulunuyordu. Malazgirt adının bu kralın adıyla ilgili olduğu ansiklopedi bilgilerinde mevcuttur. Bu hükümdara ait bir kitabeden anlaşıldığına göre. Adı geçen kral MENUAHİNA (Menuas'm şehri) isimli bir şehir kurmuş W.Belek'e göre Malazgirt civarında kral Menuas'a ait birçok kitabelere rastlanmış ve bunlara göre bu şehrin eski Ermenicede adı MANAVAZAKERT -manazkert olarak geçmekte dir. Bu şekiller daha sonra Arap Kaynaklarında MANAZCİRD olarak geçer. Ortaçağdaki Bizans kaynaklarında ise o zamanki Harkh ve Apahunileh Nahi yeri üzerinde yer alan şimdiki Malazgirt'in ismi MALAZGERT -MA*NAZKERT olarak İstihkak ettiği (L) harfli şekli daha sonra ortaya çıkmıştır. Yani MANAZGİRT MALAZGERT-MALAZGİRT olarak değişmeye uğramıştır. Yerli halk dilindeki eski İsmi ise Muhteşem kalesinden dolayı (KELE) olarak söylenir ve tanınır.

draculu45 14.04.09 01:54

TARİH

(Malazgirt Savaşı) Büyük Selçuklu Sultanı Sultan Alparslan 1063 yılında hükümdar olduktan sonra kardeşi Melik Yakuti 1064 yılında Van Golü çevresindeki havza*ya kuvvetleri ile birlikte yerleştirir. Daha sonra 1065–1067 yıllarında da büyük kumandanlarından Afşin Bey'i Anadolu’nun birçok şehirlerine sefere gönderir. Afşin Bey 1068 de Önce Tiflis'i arkasın*dan Kars ve Ani'yi fetheder. Akıncıların bir kısmını da Trabzon yakınlarına yollayarak oradaki Gürcülerin Müslüman olmalarını sağlar. Bu durum Bizans İmparatorluğunu dehşete sokar. Ve bunun üzerine dünyanın en büyük ordularından biriyle Anadolu’daki yeni başlamış Türk fetihlerini dur*durmak ve Türkleri ortadan kaldırmak için bir Bizans ordusu meydana getirerek sefer hazırlıkları*na İstanbul'dan başlanır. Hazırlanan bu orduda Bizanslardan başka Oğuz ve Peçenek Türkleri, Normanlar, F renkler - Almanlar- İskandinav'lar ve daha birçok Milletlerden oluşan paralı askerler vardı. Bizans Ordusu Kayseri yakınlarına geldi*ğinde Afşin Bey'in İdaresindeki Türk akıncı Kuvvetlerinin başlıca kumandanları Ahmet Sah, Uvakoğiu. Adsız Çavhoğhi. Arslantaş, Türkmen Dilmaşoğlu Mehmet. Sanduk Bey. Artuk Beş Gevherayin, Tarakoğlu. Mansur ve Yakuti Bey'ler bulunuyordu.

Askerliği ve yönetimi ile tanınmış bulunan Romenos Divogenes zeki ve cesaretli bir hükümdar olarak Bizans ordusunun başında bulunmaktadır. Kayseri önlerinde Bizans ordusundan geri çekil*mek zorunda kalan Türk akıncıları Malatya'da Ermeni General Fileteros'un yönetimindeki Bizans ordusunu imha ettiler. Bu sırada Sultan Alparslan Mısır seferi hazırlıkları içerisinde olup, toplamış olduğu ordu ile Önce Halep'i. Kilikya'yi ve daha sonra da Mısır'ı fethetmek üzere 1070 yılında Azerbaycan üzerinden Van Gölü havzasından sefere karar verdi, ayni yılda Bizans ordularının başkomutanı General Komnahos. Afşin Bey'in yönetimindeki 10.000 kişilik akıncı Türk Ordusuna Feci bir şekilde yenilerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Gelişen olaylar İmparator Romenos Diyo-genes'i daha da kızdırıyordu. 1070 yılında Sultan Alparslan Anadolu'ya gelerek amcası Tuğrul Bey'*in olmadığı çok Müstahkem Malazgirt Kalesini almak için Savaş Plânları yapıyordu. Alparslan'ın ordusu Mısır seferinde iken Halep yakınlarında İmparator Romenos Diyogenes'in Malatya'yı ge*çerek Malazgirt'e doğru 200.000 kişilik ordusuyla hareket ettiğini duyunca Halep seferinden vazge*çerek Diyarbakır, Bitlis üzerinden Ahlât dolayları*na gelerek Bizans Ordusunu Malazgirt ovasında karşılamayı düşünen Sultan Alparslan ordusunu geri çevirir. 13 MART 1071 yılında Halep'ten Malazgirt'e hareket eden Alparslan’ın idaresindeki Türk Ordusu sırasıyla Dicle, Fırat. Diyarbakır. Urfa, Sürt ve Bitlis'i geçtikten sonra Ahlât’a gelir. Ordu karargâhını Ahlât’ın Kuzey yamaçlarındaki tepeler üzerine kurmuştu. Sultan Alparslan bütün komutanlarını toplayarak Savaş planını hazırlama*ya başlar.

Sultan Alparslan atının kuyruğunu bağlar ve beyaz kaftanım giyer, ordusunu bir hilâl şeklinde savaş düzenine sokar. Sağ ve sol kanatlarında en güvendiği yağız komutanlar Savtekin, Afşin Bey, Gevheraym, Tarnakoğlu gibi değerli Komutanla'-Ağustos ayının 26 ncı günü şafağın sökmesiyle birlikte iki ordu, dünyama bir kere daha şahit, olmayacağı bir şekilde çetin bir muharebeye tutuşurlar. Bizans Ordusunun ön saflarında 50.000 zırhlı asker bulunmaktadır.

Alparslan'ın ordusu önce hücum eder ve daha sonra savaş planının gereği olarak orta cenah geri çekilmeye başlar. Alparslan'ın yenilip kaçtığını sanan Bizans ordusu dağınık bir şekilde hücuma geçerken sağ ve sol uçlardaki Türk komutanlar; Bizans Ordusunu Büyük bir çember içerisine alarak imha hareketine girişir.

Bizans Ordusunda mevcut Oğuzlar. Kıpçaklar. Peçenekler ve Türkmenlerden oluşan paralı Asker*lerde Alparslan'ın ordusunun saflarına geçince İmparator, Romen Diyojen'in en çok güvendiği Ermeni asıllı General Tarakanyotez askerleri ve birlikte İmparatoru yalnız bırakarak kaçar. Diğer taraftan Bizans ordusunun Başkomutanı Generaj Kommenos esir düşmüştür. 200.000 kişilik dev bir ordu gün batmadan tamamen yok olmuştur. Frenklerden, Almanlardan ve İskandinavlardan oluşan paralı askerlerde canlarım kurtarmak için Malazgirt'in Güneydoğusundaki o zaman bataklık halde olan Zehva Ovasına doğru kaçmaya başlar.

Bu arada Alparslan'ın büyük komutanlarından Savıekmile veziri Nizamülmülk'ü Malazgirt Kalesi etrafında ve Malazgirt Ovasında karargâh kurmuş Bizans İmparatoruna elçi olarak gönderip boş yere kan dökülmemesi ve bir Sulh yapılarak her iki komutana ait orduların kendi topraklarına çekil*mesi teklifinde bulunur.
Ancak Romen Diyoien, Sultan Alparslan'ın barış teklifini reddetiği gibi elçilerini de hakaretler*le kovmak ister. Bu arada elçi Saftettin İmparator Romen Diyojen'e "Bizans'ın yenilgi görmemiş komutanını Mert bir Asker olarak tanırdık. Yoksa bize yanlış mı anlattılar," demesi üzerine İmparator Romen Diyojen Türk komutanı Savtekin'i bu sözlerinden dolayı kutlar. Bunun berine Romer Diyojen "Sultanınıza söyleyin, ben kendisi ile barışı ancak Rey Şehrinde kabul edeceğim. Ordum İslahan'da hayvanlarında Hemedan'da kışlaya-çaktır." şeklinde mübalağalı konuşması üzerine Alparslan'ın elcisi Komutan Saftekin cebaber, şöyle söyler, "hayvanlarınızın Hemedan'da kışlayacağından eminim, ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem".

Sultan Alparslan Savtekin'in ve büyük Vezir Nizamül Mülk'ün bu şekilde dönmesini zafer bekliyordu. Son bir Kez daha beylerini ve komutan*larını toplayarak savaş planım ve ordunun moral aurumunun gözden geçirir. Bir tarafta 50.000 kişilik ölümü koltuğuna alan Selçuklu ordusu, diğer taraftan para karşılığında canını verecek 200.000 asker ve bir o kadar da yedek yardımcı kuvvetler Malazgirt ovasında savaşın son hazırlıklarını tamamlarlar.

İmparator da kaçan bu paralı askerler arasındadır. Alparslan'ın komutanlarından Afşin Bey ve idaresindeki ordu sürekli olarak onları takip ederler Bu arada Bağdat tan gönüllü olarak Alparslan m saflarında savaşa katılan genç köle Sadi. Bizans'ın mağrur İmparatorunu Zehva ova sında bataklıklar arasında kaçarken esir olarak yakalar.

draculu45 14.04.09 01:54

COĞRAFYA
Malazgirt İlçesi Muş îline bağlı bir ilçe olup, yüzölçümü 1534 Km2'dir. İlçenin Muş îline karayolu uzaklığı 137 Km. kadardır.

İlçenin arazisi üçüncü jeolojik zamanında çeşitli tektonik hareketlere maruz kalmış olup, daha sonraki zamanlarda akarsuların etkisiyle çeşitli yarılmalara ve kırılmalara uğrayarak bugünkü şeklini almıştır. 1900 yılından itibaren birçok depremlere sahne olan Malazgirt birinci deprem kuşağı üzerinde bulunmasından dolayı 1903 yılın*da geçirmiş olduğu şiddetli bir depremin etkisiyle Merkezin ve Köylerin birçoğu yerle bir olmuştur. Bunu İ'çe Merkezinde yapılan derin hafriyatlar neticesinde görülen tandır ve ev kalıntıları doğru*lamaktadır. Jeolojik zamanlardaki tektonik kırımlarla yer yer küçük depremler, geniş tabanlı Malazgirt Ovasını meydana getirmiştir. İlçenin Güneydoğu ve Güneyini kuşatan ova yüksek bir plato görünümündedir. Bu plato gerek Süphan dağının gerekse eteğindeki küçük volkanların çıkarmış oldukları lavlarla yer yer kaya yığınlarıyla kap anmıştır.

Malazgirt ilçesi Doğu Anadolu Bölgesinde Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölünün kuzeyinde Muş İlinin en büyük ilçesidir. Kuş uçuşu olarak 99 Km. İran ile Türkiye arasındaki gümrük kapısı olan Kapıköye 156 Km. bunun Kuzeyinde bulunan Doğubayazıt-Bakü'yû birbirine bağlayan Gürbulak sınır kapısına 156 km.dir. Van Gölüne en yakın yer Bitlis ilinin Ahlat ilçesidir. Malazgirt Ahlât arasındaki mesafe kuş uçuşu olarak 34 Km'dir.
Fırat Nehrinin bir kolu olan Murat nehri hemen ilçenin kuzeyinden geçer.

Batısında sulunan, Muş'un diğer ilçesi Bulanı*ğa kuş uçuşu uzaklığı 25 Km. Doğusunda bulunan Ağrı ilinin Patnos İlçesine olan uzaklığı yaklaşık 38 Km'dir. Malazgirt düz bir alana kurulmuş Orta büyüklükte bir ilçedir. Doğusunda Patnos, batı*sında Bulanık, Güneyinde Ahlat ve Kuzeyinde Murat nehri ile çevrilidir.
Muş Malazgirt ilçesi

MALAZGİRT ADI

Van Gölü havzasına hâkim olmuş ve buradan büyük bir alana yayılmış olan Urartuların başlarında MENUAS adlı bir kral bulunuyordu. Malazgirt adının bu kralın adıyla ilgili olduğu ansiklopedi bilgilerinde mevcuttur. Bu hükümdara ait bir kitabeden anlaşıldığına göre. Adı geçen kral MENUAHİNA (Menuas'm şehri) isimli bir şehir kurmuş W.Belek'e göre Malazgirt civarında kral Menuas'a ait birçok kitabelere rastlanmış ve bunlara göre bu şehrin eski Ermenicede adı MANAVAZAKERT -manazkert olarak geçmekte dir. Bu şekiller daha sonra Arap Kaynaklarında MANAZCİRD olarak geçer. Ortaçağdaki Bizans kaynaklarında ise o zamanki Harkh ve Apahunileh Nahi yeri üzerinde yer alan şimdiki Malazgirt'in ismi MALAZGERT -MA*NAZKERT olarak İstihkak ettiği (L) harfli şekli daha sonra ortaya çıkmıştır. Yani MANAZGİRT MALAZGERT-MALAZGİRT olarak değişmeye uğramıştır. Yerli halk dilindeki eski İsmi ise Muhteşem kalesinden dolayı (KELE) olarak söylenir ve tanınır.

draculu45 14.04.09 01:55

COĞRAFYA
Malazgirt İlçesi Muş îline bağlı bir ilçe olup, yüzölçümü 1534 Km2'dir. İlçenin Muş îline karayolu uzaklığı 137 Km. kadardır.

İlçenin arazisi üçüncü jeolojik zamanında çeşitli tektonik hareketlere maruz kalmış olup, daha sonraki zamanlarda akarsuların etkisiyle çeşitli yarılmalara ve kırılmalara uğrayarak bugünkü şeklini almıştır. 1900 yılından itibaren birçok depremlere sahne olan Malazgirt birinci deprem kuşağı üzerinde bulunmasından dolayı 1903 yılın*da geçirmiş olduğu şiddetli bir depremin etkisiyle Merkezin ve Köylerin birçoğu yerle bir olmuştur. Bunu İ'çe Merkezinde yapılan derin hafriyatlar neticesinde görülen tandır ve ev kalıntıları doğru*lamaktadır. Jeolojik zamanlardaki tektonik kırımlarla yer yer küçük depremler, geniş tabanlı Malazgirt Ovasını meydana getirmiştir. İlçenin Güneydoğu ve Güneyini kuşatan ova yüksek bir plato görünümündedir. Bu plato gerek Süphan dağının gerekse eteğindeki küçük volkanların çıkarmış oldukları lavlarla yer yer kaya yığınlarıyla kap anmıştır.

Malazgirt ilçesi Doğu Anadolu Bölgesinde Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölünün kuzeyinde Muş İlinin en büyük ilçesidir. Kuş uçuşu olarak 99 Km. İran ile Türkiye arasındaki gümrük kapısı olan Kapıköye 156 Km. bunun Kuzeyinde bulunan Doğubayazıt-Bakü'yû birbirine bağlayan Gürbulak sınır kapısına 156 km.dir. Van Gölüne en yakın yer Bitlis ilinin Ahlat ilçesidir. Malazgirt Ahlât arasındaki mesafe kuş uçuşu olarak 34 Km'dir.
Fırat Nehrinin bir kolu olan Murat nehri hemen ilçenin kuzeyinden geçer.

Batısında sulunan, Muş'un diğer ilçesi Bulanı*ğa kuş uçuşu uzaklığı 25 Km. Doğusunda bulunan Ağrı ilinin Patnos İlçesine olan uzaklığı yaklaşık 38 Km'dir. Malazgirt düz bir alana kurulmuş Orta büyüklükte bir ilçedir. Doğusunda Patnos, batı*sında Bulanık, Güneyinde Ahlat ve Kuzeyinde Murat nehri ile çevrilidir.

draculu45 14.04.09 01:55

Muş Korkut ilçesi
KORKUT İLÇESİ

TARİH

Yerleşim yeri olarak 1000 yıllık bir geçmişi bulunduğu tahmin edilmektedir. Korkut’un ilkçağlarda urartu devletinin sınırları içinde olduğu bilinmektedir.

1071 Malazgirt zaferinden sonra Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Seyit İbrahim yöreyi Selçuklu topraklarına katmıştır.1964 yılında Korkut adını alan yöre 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı Kanun ile ilçe statüsüne kavuşmuştur.


COĞRAFYA

Korkut ilçesi kısmen kuzey ve kuzeybatısında Muş il merkezi, kuzeyde Bulanık ilçesi, doğuda Bitlis ili Güneyde ise Hasköy ilçesi bulunmaktadır. İlçe Muş ovasının Doğusunda Van Gölü çöküntüsüne komşu bir yerdedir. Rakımı 1300 metredir.



İKLİM
İlçede şiddetli karasal iklim mevcuttur. Yıllık sıcaklık ortalaması 18.7 derecedir. Yıllık yağış ortalaması 37 kg.’dır.


NÜFUS

1997 nüfus sayımına göre Korkut merkez ve Köy nüfusları toplamı 30.040 dır. Kadın nüfus 20.894 erkek nüfus ise 22.140 dır. İlçe merkez nüfusu 5.389’dur.


İDARİ DURUM

Korkut ilçesi 2 kasaba 26 köy ve 13 mezradan teşkil etmiştir. İlçe merkezi 3, Altınova kasabası ise 4 mahalleden oluşmuştur. Yeni kurulan Karakale beldesinde ise henüz mahalle teşkil edilmemiştir.

draculu45 14.04.09 01:56

SOSYAL DURUM

İlçede evler genellikle tek katıl kerpiçten veya taştan yapılmıştır. Çok çocuklu kalabalık aile yapısı hakimdir. Halk oyunları Aşırma, Koçeri, Botani ve Gerandi dir.

Evlilik öncesi evliliğe aile büyükleri karar verir. Kız isteme töreninden sonra “Şerbet İçme” de denilen nişan merasimi yapılır. Düğün ise genellikle Çarşamba günü erkek tarafının evinde toplanmayla başlar, Perşembe sabahı gelin alınmasıyla sona erer.

Ölüm olaylarında, cenazeyi defin işlemini müteakip ertesi gün cenaze evinde taziye kabul edilir. Erkek ve kadın taziyeleri ayrı yerlerde yapılır. Kur’an dan ayetler okunur ve başsağlığı dilenir. Kadınlar arasında “Sadu” denilen ağıtlar yakılır.


EĞİTİM VE KÜLTÜR

İlçe genelinde okuma-yazma oranı % 70 tir. İlçede Yarı Açık Cezaevinden okula dönüştürülen 1125 kapasiteli Kümbet Yunus Emre YİBO, Korkut YİBO ve Altınova beldesinde hizmet veren Altınova YİBO okul sorununa büyük oranda çözüm getirmiştir. İlçe genelinde branş öğretmeni 31, sınıf öğretmeni 128’dir. Toplam öğrenci mevcudu ise 6125 tir.


EKONOMİ

Ekonominin temeli tarım ve hayvancılıktır. Sulu tarım olanakları az olduğundan gelir seviyesi düşüktür. 4000 dekar tarım alanını sulanmasını sağlayacak olan Korkut göleti ve sulama kanallarının bitmesi halinde tarım alanında gelir seviyesi yükselecektir. 109.108 dekar tarım alanından 18.926 dekar alan sulanmaktadır. 88.000 büyükbaş, 65.000 küzükbaş hayvan mevcuttur. İlçe de yetiştirilen başlıca ürünler buğday, arpa, nohut, fasulye, şekerpancarı, yonca, korunga, patates ve lahanadır.


ULAŞIM VE ALTYAPI
İlçede Posta işleri Merkez Müdürlüğünce hizmet verilmektedir. İlçe Merkezde 808 kapasitede Dicle, Altınova Beldesinde 504 kapasite deElifitre 11, Karakale Beldesinde 304 kapasitede Dicle, Güneyik Köyünde 504 kapasitede Dicle, Güven Köyünde 304 kapasitede Levent ve Taşlıca Köyünde 504 kapasitede Dicle santrali bulunmaktadır. 26 köyün 9 unda şebekeli sistem diğerlerinde ise çeşme sistemi ile su verilmektedir. 8 köyün yolu asfalt diğerlerinin stabilizedir.


MAHALLİ İDARELER

Mahalli İdareler İlçe Özel idaresi Merkez, Altınova ve Karakale belediyeleri ile 26 köy, 13 mezra ve toplam 7 mahalleden oluşmaktadır.

draculu45 14.04.09 01:56

Muş Hasköy ilçesi
HASKÖY İLÇESİ

TARİH

Hasköy İlçesinin tarihi, Bizanslılar devrine kadar uzanmaktadır. 1071 Malazgirt Meydan savaşından sonra İlçenin yerli halkı Basra’dan göç ederek, Batman İli Sason İlçesi ve Bitlis İli Mutki İlçesi üzerinden gelip, İlçeye yerleşmişlerdir.


COĞRAFYA

Batı ve Kuzeybatıda Muş, Kuzeydoğuda Korkut İlçesi, Doğu ve Güneyde ise Bitlis İli hudutları ile çevrilidir. Yüzölçümü bakımından İlin en küçük ilçesidir. İlçenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1400 metre civarındadır. İlçenin güneyi engebeli bir alana sahip olduğundan, bu kesimde ortalama rakım 1850 metreye kadar çıkmaktadır. İlçenin kuzeyinde ise Korkut İlçesi sınırları içersinde kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu Otluk ve Karaçavuş dağları uzanır. İlçe alanının büyük bir bölümünü kaplayan Muş Ovası bu iki yükselti arasında yer almaktadır. Hasköy İlçesinin en önemli akarsuyu Karasu Irmağıdır. Sazlıkbaşı köyünün güneyinden İlçemiz sınırlarına giren Karasu Irmağı, güneydoğu istikametine doğru akar. Düzkışla beldesinin batısında İlçe Hudutlarını terk eder. Ayrıca İlçenin içersinde geçmekte olan Değirmen deresi Karasu ırmağına dökülmektedir. Otluk ve Karaçavuş dağları zirve bölümü ormanlık olup, bu bölümle ovaya doğru uzanan vadi tabanları örtü gizleme yapar. İklim Doğu Anadolu’nun karasal iklim özelliklerine sahiptir. Kışları çok soğuk ve kar yağışlı, yazları ise sıcak ve kurak geçmektedir.

draculu45 14.04.09 01:56

İDARİ DURUM

İlçe köy iken, 1968 yılında kasaba, 19.06.1987 Sayılı Kanunla İlçe durumuna getirilmiştir. Kuruluş yılında İlçemize 1 kasaba 47 köy bağlı iken, Korkut beldesinin 1990 yılında İlçe oluşuyla 30 köy Korkut ilçesine bağlanmıştır.

İdari yönden İlçemize bağlı 1 belde,17 köy ve 3 yerleşim birimi mevcuttur. İlçe merkezinde 3 (Kültür, Sunay, Sayanlar), Düzkışla beldesinde 3 (Yenimahalle, Kültür, Bahçelievler) olmak üzere 6 mahalle muhtarlığı vardır.


SOSYAL DURUM

İlçemiz halkı etnik yönden genel olarak bütünlük arz eder. Gelenek, görenek, örf –adet ve ananeler sürdürülmektedir.


EĞİTİM VE KÜLTÜR


İlçe olmadan önce merkezde 1 lise, 3 ilkokul ile okuma-yazma oranı oldukça düşüktü. o, tarihten sonra İlçede ek olarak 1 YİBO, 2 İlköğretim okulunun açılması okuma oranını yükseltmiştir. Genelde kızların İlçe merkezinde okuma oranı % 76 Erkeklerin ise % 91 Köylerde ise kızların okuma oranı %67 ve Erkeklerin ise okuma oranı % 78’dir
İlçede 1996 yılında faaliyete giren İlçe Halk Kütüphanesinde 3010 demirbaş kitap bulunmaktadır.
İlçemizi Muş Amatör Kümede Hasköy Spor Kulübü, Yıldız Spor Kulübü ve Dağdibi Spor Kulubü temsil etmektedir. İlçe Merkezinde 1 kapalı stad bulunmaktadır.


EKONOMİ


Tarım ve hayvancılık İlçe ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. İlçede otobüs işletmeciliği ve yurt dışında işçi olarak çalışan halkın çokluğu İlçenin ekonomik gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Domates, biber, patlıcan, soğan, fasulye ve kavun-karpuz yetiştirilmektedir. Tütün, şeker pancarı ve buğday halkın başlıca geçim kaynağını teşkil etmektedir. 3 yerleşim yerinde (İlçe merkezi, Büvetli ve Dağdibi köylerinde) arıcılık yapılmaktadır. 450 kovan mevcuttur. İlçede Holştain, Brown, Swis ve melez olmak üzere süt ve et hayvancılığı yapılmaktadır. İlçemizde yıllık olarak büyük baş hayvanlardan 3.950 ton, küçükbaş hayvanlardan 93,5 ton süt elde edilmektedir. Hayvansal ürünler genellikle üreticilerin kendi ihtiyaçları için üretilmekte, fazla kısmı ise çevre pazarlarında satılmaktadır.

draculu45 14.04.09 01:57

ULAŞTIRMA VE ALTYAPI

İlçe merkezi; Muş İlimizi Doğu Anadolu’nun diğer illerine bağlayan karayolu ağı üzerinde bulunmaktadır. İlçe Merkezi Muş İline 18 Km. uzaklıkta olup yol asfaltla kaplıdır. Ayrıca İlçemiz sınırları içerisinden Muş-Tatvan demiryolu hattı geçmektedir. Köy yollarımızın 1998 yılı içinde Valilikçe yapılan çalışmalarda 14 köyümüze asfalt kaplama tamamlanmış, diğer yollarımız stabilize kaplamadır. 1985 yılında faaliyete giren Posta işletmesi merkezde 1300, Gökyazı Köyünde 228, Umurca Köyünde 254 kapasiteli telefon santrali ile hizmet vermektedir.


MAHALLİ İDARELER

A ) Köyler:

Köylerimizin Geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Elektrik, yol ve telefon gibi hizmetler köylerimizin tamamına ulaşmıştır. Köylerimizde en büyük eksiklik içme suyunun giderilmemiş olmasıdır.
17 köy, 3 yerleşim yeri vardır. Dağdibi ve Gökyazı köylerinde köy konakları vardır. Otaç, Sarıbahçe, Gökyazı ve Dağdibi köylerinde sağlık evi mevcuttur.

B ) Belediyeler:
İlçemizde Hasköy merkez ve Düzkışla kasabasında Belediye teşkilatı mevcuttur.

I - Hasköy Belediyesi: 1968 tarihinde kurulmuştur. Sunay, Kültür ve Sayanlar mahallesi olmak üzere toplam 3 mahalleye hizmet vermektedir.

II - Düzkışla Belediyesi: 1992 yılında kurulmuştur. Bahçeli evler, Kültür ve Yeni mahalle olmak üzere 3 mahalleye hizmet vermektedir.

draculu45 14.04.09 01:57

Muş'a Ulaşım
ULAŞIM

Muş İlimiz 1950’li yıllara kadar Türkiye’nin ana ulaşım ağının dışında kalmıştır. Bugün; ülkenin karayolu, demiryolu ve havayolu ulaşımından yararlanan illeri arasında yer almaktadır. Muş’un ulaşım bakımından kapalılığı, ilk olarak 1950’lerin ortalarında kırılmıştır. Bu yıllarda Muş, karayolu ile batıda Elazığ’a, doğuda Van’a, 1955’te demiryolu ile Bingöl’ün Genç ilçesine, 1964’te de yine demiryolu ile Tatvan’a bağlandı. 1972’de Tahran’a bağlanan Muş-Tatvan demiryolu hattı ile Muş, uluslararası ulaşım ağında da önemli bir konum kazanmıştır.

Öte yandan Muş, Doğu Anadolu’nun 6 İlini birbirine bağlayan coğrafi konumundan ötürü de aynı zamanda önemli bir kavşaktır

draculu45 14.04.09 01:58

KARAYOLU

İlde 624 km olan karayolu ağının 265 km.si devlet yolu, 359 km.si ise il yoludur. Devlet yolunun tamamı asfalttır. İl yolunun ise 196 km.si asfalt, 131 km.si stabilize, de toprak yoldur.

Muş’un 1.Derece önemli ve trafik yoğunluğu en fazla olan karayolu ulaşım bağlantısı Bingöl-Muş-Tatvan eksenidir. Muş’un diğer karayolu ulaşım bağlantıları bu eksenden kuzeye doğru uzanan yoldur. Bunlar, Muş’u Hınıs üzerinden Erzurum’a bağlayan Muş-Varto ile Muş’u Patnos-Tutak ve Hamur üzerinden Ağrı iline bağlayan Muş-Bulanık-Malazgirt yollarıdır. Bulanık Malazgirt yolu Doğu- Batı doğrultulu bir yolla Varto ile de bağlantılıdır. Muş-Kulp-Diyarbakır yolu 2005 yılından beri hizmete açıktır

draculu45 14.04.09 01:58

DEMİRYOLU

1955 de tamamlanan Demiryolu ilin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu hattın 1972 yılında Tahran’a bağlanması işe Demiryolunun önemini daha da artmıştır.

51531 Van Gölü Ekspresi:

Terör eylemleri nedeni ile uzun yıllar seferleri iptal edilen, İstanbul-Muş-Tatvan güzergahında yolcu taşıyan Van Gölü Ekspresi, 20 Aralık 2000 tarihinden itibaren seferlerine tekrar başlamıştır.

Muş-Haydarpaşa arası sefer günleri, Salı ve Perşembe günleridir. Saat: 08:54’te Tatvan’dan İlimize gelir, saat 09:10’da da İstanbul yönüne hareket eder.

51532 Van Gölü Ekspresi:

Haydarpaşa-Muş arası sefer günleri Pazartesi ve Çarşamba günleridir. Saat: 11:07’de Muş’a gelir, 11:21’de de Tatvan yönüne hareket eder.

52861 Karma (Yolcu-Yük) Treni:

Muş-Elazığ arası sefer günleri Pazartesi, Çarşamba, Cuma günleridir. Saat: 08:39’ da Muş’a gelir, 09:19’da da Tatvan yönüne hareket eder.

52862 Karma (Yolcu-Yük) Treni:

Elazığ-Muş seferi Salı, Perşembe, Cumartesi günleridir. Saat: 13:37’de Muş’a gelir, 14:02’de Elazığ yönüne hareket eder.


HAVA YOLU

Muş ilinde bulunan NATO askeri havaalanı 1992 yılından beri sivil ulaşımda da kullanılmaktadır. Sivil Havaalanı terminalinden Türk Hava Yoları’nca Ankara bağlantılı seferler yapılmaktadır. Haftanın 3 günü (Pazar- Salı- Cuma) uçak seferi bulunmaktadır

draculu45 14.04.09 01:58

Muş'ta Ekonomik yapı


Muş İli ekonomik açıdan geri kalmış bir ildir. Ekonomik yapı temelde tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarım ve hayvancılık büyük ölçüde geleneksel yöntemlerle yapıldığı için verim düşüktür. Sanayi gelişememiştir.

İlde iktisaden faal nüfusun yüzde 84’ü tarım sektöründe, yüzde 13’ü hizmet sektöründe, yüzde 2’si sanayi sektöründe yüzde 2’si de inşaat sektöründe istihdam edilmektedir. İl genelinde yaygın bir işsizlik mevcuttur. 2003 yılında DPT tarafından yapılan “İllerin Sosyo - Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması”na göre Muş İli sosyo-ekonomik gelişmişlik açısından 81 il içerisinde en sonda yer almıştır.

DİE’nin 2001 yılı verilerine göre Türkiye’de kişi başına düşen GSMS 2.123 Dolar iken Muş ‘ta 578 Dolar’dır. Muş İli kişi başına düşen milli gelir açısından 81 il içerisinde 80. sırada yer almaktadır.


TARIM

İl ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ancak tarım yeterince gelişmemiştir. Toplam 819.600 hektar olan il yüzölçümünün 342.198 hektarı tarım arazisidir. Tarım arazisinin 335.049 hektarı tarla arazisi, 7.149 hektarı da bağ-bahçe’dir.

İklim:

Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Muş İlinde iklim karasal olup, kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları ise genellikle kısa ve serin geçmektedir. Bu iki mevsimin birbirine geçişi çabuk olduğundan ilkbahar ve sonbahar çok kısa sürer. İlimizde en yüksek sıcaklık Temmuz-Ağustos, En düşük sıcaklık ise Ocak - Şubat aylarında görülür.

On beş yıllık ortalamalar (1988 - 2002) esas alındığında Muş İlinde ortalama sıcaklık 8.4 0C dir. Maksimum sıcaklık 41,6, Minimum sıcaklık ise –33,6 0C dir. Ortalama yağış miktarı 616,5 mm olup, ortalama nispî nem % 60,3 tür.

Muş İlinin son 16 Yıllık İklim Verileri (1988-2002 )


Toplam Yağış 616,5 mm
Ortalama Nispî Nem
%60,3

Buharlaşma
1094,9 mm

Ortalama Sıcaklık
8,4 0C

Ortalama Yüksek Sıcaklık
15 0C

En yüksek Sıcaklık
41,6 0C

En Düşük Sıcaklık
-33 ,6 0C

Ortalama Düşük Sıcaklık
3 0C

Ortalama Rüzgâr Hızı
1,35 m/s

Mahalli Basınç
868,6 mbar

Yağışlı gün sayısı
108

Donlu Gün Sayısı
13

Sisli Gün Sayısı
12

Karlı Gün Sayısı
84

draculu45 14.04.09 01:59

Toprak Yapısı ve Arazi Varlığı:

Muş İl alanı içerisinde kapsam itibariyle yer alan büyük toprak grupları:
1-Kestane Rengi Topraklar:307.425 Ha.
2-Vertisol Topraklar:98.590 Ha.
3-Kalkersiz Kahverengi Topraklar:97.835 Ha.
4-Aluviyal Topraklar:66.315 Ha.
5-Kalkersiz Kahverengi Orman Toprakları:50.675 Ha.
6-Kolloviyal Topraklar:41.200 Ha.
7-Bazaltik Topraklar:37.780 Ha.
8-Regesol Topraklar:12.800 Ha.
9-Diğerleri:106.931 Ha.
Toplam : 819.551 Ha.

İlin değişik topografyası iklim ve jeolojik yapı farklılıkları ile vejetasyondaki çeşitlilik değişik özelliklere sahip toprakların oluşmasına neden olmuştur. Bu durum bitki besin elementleri konusunda da kendini gösterir.

Toprak Bünyesi: Muş İli tarım topraklarının %4,2 si tın, %48,5 i killi tın, %46,9 u kil ve %0,4 kum bünyesine sahiptir.
Toprak Tuzluluğu: İşlemeli tarım uygulanan topraklar % 100 tuzsuzdur.
Toprakta Kireç (CaCo3):İl topraklarının % 5,1’i az kireçli, % 34,1’i orta kireçli, %17,7’ si fazla kireçli ve % 7,1’ i çok fazla kireçlidir.
Organik Madde: Tarım topraklarının büyük bir kısmı organik madde yönünden fakir durumdadır. Analiz sonuçları ortalamasına göre topraklarda %5,7 organik madde çok az, %17,1 i az,%43,1 i orta, %30,4 ü iyi ve %3,3 ü ise yüksek düzeydedir.
Fosfor: İl topraklarının %51,1 inde fosfor çok az, %21,8 inde az, %16,1 orta, %7,3 yüksek, %7,3 ünde ise çok yüksek fosfor varlığı tespit edilmiştir.
Potasyum: İl topraklarında % 100 yüksek miktarda potasyum seviyesi yüksektir, genellikle yeterlidir.

Kullanım Amacına Göre Arazi Dağılımı

ARAZİ ÇEŞİDİ
MİKTAR (Ha)

Tarla
335.049

Bağ-Bahçe
7.149

Çayır
97.333

Mera
278.673

Orman
57.147

Tarıma Elverişsiz
44.249

Toplam
819.600


İlde toplam342.198 hektar olan tarım arazisinin, 158.215 hektarı sulanabilir arazidir.sulanabilir arazinin sadece 61.334 hektarı halen sulanmaktadır.Sulanan arazinin toplam sulanabilir arazi içindeki oranı % 39’dur

draculu45 14.04.09 01:59

Arazi Sulama Durumu


TOPLAM TARIM ARAZİSİ
(Ha) SULANA-BİLİR TARIM ARAZİSİ
(Ha)


SULANAN ARAZİ(Ha)

KÖY HİZMETLERİ
D.S.İ.
HALK
TOPLAM

342.198
158.215
19.261
(% 12)
15.614
(% 10)
26.459
(% 17)
61.334
(% 39)


Muş Türkiye'nin 3. büyük ovası olmasına rağmen, ovadan yeterince fayda sağlanamamaktadır. Sert iklim koşulları, Muş Ovası’nın drenaj sorunu, biriken suların taşkın ve erozyon tehdidi oluşturması gibi nedenler, ovada tarımsal faaliyetleri sınırlayan faktörlerin başlıcalarıdır.

Tarla olarak kullanılan alanda hububat, şeker pancarı, tütün ve ayçiçeği ekimi başta gelmektedir. İldeki temel bitkisel ürün ise buğdaydır.

Bitkisel Ürünlerin Ekim, Verim ve Üretim Durumu

ÜRÜNLER
EKİM
(Hektar)
ÜRETİM
(Ton)
VERİM
(Kg/Hektar)

Tahıllar
Buğday
163.800
353.260
2.156

Arpa
44.220
91.492
2.069

Çavdar
0
0
0

Baklagiller
Nohut
1.565
3.572
2.282

Fasulye
2.820
3.738
1.325

Mercimek




Endüstriyel Bitkiler
Ayçiçeği
860
1.092
1.270

Şeker Pancarı
9.190
307.850
33.498

Tütün
1.660
2.324
1.400

Sebzeler
Domates
213
3.460
16.206

Biber
86
486
5.657

Patlıcan
18
217
11.857

Lahana
189
8.344
44.148

Taze Fasulye
70
219
3.100

draculu45 14.04.09 02:00

İlde bitkisel üretimde dekar başına verim Türkiye ortalamasından düşüktür.

ÜRÜNLER
TÜRKİYE’DE
VERİM (Kg/Ha.)
MUŞ’TA
VERİM (Kg/Ha.)

Buğday
2.077
2.156

Arpa
2.135
2.069

Nohut
838
2.282

Fasulye
1.288
1.325

Şeker Pancarı
35.424
33.498

Ayçiçeği
1.276
1.270


Muş’ta üretilen kaba yem mevcut hayvanların ihtiyacını karşılayamamaktadır. Bu nedenle yem bitkileri üretimine önem verilmesi ve yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Yem Bitkilerinin Ekim, Üretim Ve Verim Durumu

YEM BİTKİLERİ

EKİM (Hektar)
ÜRETİM
(Ton)
VERİM
(Kg/Hektar)

Fiğ
200
473
3.217

Korunga
1.410
2.523
4.132

Yonca
16.528
62.692
6.559



HAYVANCILIK

Muş'ta hayvancılık, tarım kesiminin en önemli alt sektörü olup, tümüyle meraya dayalı olarak yapılmaktadır. İlde 1.479.707 küçükbaş, 245.487 büyükbaş hayvan bulunmaktadır.


KÜÇÜK-BÜYÜKBAŞ HAYVAN
KÜMES HAYVANI
ARICILIK

Küçükbaş Sayısı
Büyükbaş Sayısı
Hayvan Sayısı
Yumurta Sayısı(Yıl)
Kovan Sayısı
Bal Üretimi (Ton)

1479.707
245.487
732.470
44.872.300
19.330
389,6


Büyükbaş hayvanların % 77’i yerli ırk, % 18’si melez, % 5’i de kültür ırkından oluşmaktadır.
Küçükbaş hayvan varlığının % 86’ sını koyun % 14’ünü de keçi oluşturmaktadır.
2001 yılı verilerine göre, Muş’taki küçükbaş hayvan varlığı Türkiye’deki küçükbaş hayvanların % 4.2’sini, büyükbaş hayvanların da % 2’sini oluşturmaktadır.

İlimizde büyükbaş hayvanların büyük bölümü yerli ırk olduğundan, birim başına et ve süt verim düşüktür. Hayvancılıktan daha fazla verim ve gelir elde edilebilmesi için, hayvan varlığı içinde verimi yüksek olan kültür ırkı hayvan sayısının artırılması önem taşımaktadır.

ORMAN

Muş, orman varlığı bakımında Türkiye ortalamasının gerisindedir. Türkiye’de ormanlık alan 20.703.000 hektar, Muş’ta 57.147 hektardır. Buna göre; Türkiye yüzölçümünün % 26’sı, Muş’un ise % 7’si ormanlık alandır. İldeki ormanlar genellikle meşe ağaç türlerinden oluşmakta yer yer de gürgen ve akçaağaç gibi türler karışık olarak bulunmaktadır.


SANAYİ

Muş ili, sanayileşme açısından geri durumdadır. Sanayinin gelişememesinin temel nedenleri; sermaye birikiminin yetersizliği, iklim koşullarının olumsuzluğu ve hammaddenin çok kısıtlı oluşudur.
İl genelinde halen 58 anonim şirket, 553 limited şirket, 23 kollektif şirket faaliyette bulunmaktadır.
İlimizin en büyük sanayi tesisi olan Muş Şeker Fabrikası, 1982 yılından beri faaliyettedir. Fabrikanın kapasitesi 3.352 ton/gün’dür. Fabrika, kampanya döneminde tam kapasite ile çalışmakta ve il ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır.

İlde sanayinin gelişmesine önemli katkı sağlayacak olan, Muş Organize Sanayi Bölgesinin yapımına 2002 yılında başlanmıştır. 90 hektarlık alanda 56 fabrika kapasiteli olarak planlanan Organize Sanayi Bölgesinin fiziki gerçekleşmesi % 80 seviyesindedir.

Merkez İlçede 1995 den beri 100 işyeri kapasiteli bir küçük sanayi sitesi hizmet vermektedir. Merkezde biri 70, diğeri 43 işyeri kapasiteli, Bulanık İlçesinde 66 işyeri kapasiteli, Malazgirt İlçesinde ise 82 işyeri kapasiteli küçük sanayi sitesinin üstyapı çalışması (işyerleri) tamamlanmıştır. Malazgirt Küçük Sanayi Sitesinin altyapı çalışmaları tamamlanmış olup, Bulanık Küçük Sanayi Sitesinin altyapı çalışmaları devam etmektedir.


TİCARET

Muş’ta ticari hayat, genel olarak İl Merkezinde canlılığını korumaktadır. Ticari faaliyet kolları içinde; gıda, giyim, inşaat malzemeleri, dayanıklı tüketim malları, tarımsal ürünler, canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin alım ve satımı başta gelmektedir.
İlde üretilip il dışına satılan bitkisel ürünlerden nohut ve fasulye ilk sırada yer almaktadır. Hayvancılık alanında ise canlı hayvan ticareti il ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır.


ÇALIŞMA HAYATI VE SOSYAL GÜVENLİK

İş Kurumu :

İlde genellikle tarım ve hayvancılığa dayalı iş hayatının sonucu olarak, tarım mevsimi dışında, vasıfsız işçilikten başka bir çalışma biçimi bulunmamaktadır. Uzun süren kış mevsiminde işsizlik artmaktadır.

Bağ-Kur :

İlimiz genelinde 9.947 Bağ-Kur aktif sigortalısı mevcuttur. 1.104 kişi yaşlılık aylığı, 38 kişi malül aylığı, 737 kişi de ölüm aylığı almaktadır. Sigortalı ve yakınlarına toplam 18.340 adet sağlık karnesi verilmiştir. 2926 sayılı kanun kapsamında tarım sigortalısı sayısı ise 5.294’tür.

Sosyal Sigorta :

2004 Aralık sonu itibariyle kayıtlı kamu işveren sayısı 137, özel iş yeri sayısı ise 524’tür.Kayıtlı kamu sigortalı sayısı 5.138, özel iş yeri sigortalı sayısı ise 2.683’tür. Sigorta kapsamında sağlık yardımından yararlananların sayısı ise 5.213’tür.

draculu45 14.04.09 02:01

Muş Lalesi


MUŞ LALESİ



Lale zambakgillerdendir. Yaprakları uzun, mızraksıdır. Sapının üstünde tek bir çiçek bulunur. Çiçekler çok çeşitli renklerde olduğu gibi alacalıda olabilir. Muş lalesi ise kırmızı mızraksı bir yapıya sahiptir.

Türlü renklerde güzel çiçekler veren lale bir süs bitkisidir. Anavatanı İlimizin de yer aldığı Batı Asya olan lale, ilk olarak anavatanı Türkiye’de yetiştirilmiş, bu arada bir hayli geliştirilmiştir. Bir döneme adını varan lale çiçeği ilk defa VI. YY. Yurdumuzdan Avrupa’ya ***ürülmüştür. Çiçeğin adı da Avrupa dillerine biçimi sarığı andırdığı için “Tülbent” sözünden gelmiş, laleye “Tulipe” denilmiştir.

Yurdumuzda en çok VII. YY. lale yetiştirme işine büyük önem verilmiş, en güzel laleler İstanbul Saraylarının başlıca süsü haline gelmiştir. O zaman çiçek meraklılarının en büyük amacı görülmemiş renklerde yeni laleler yetiştirmekti. Her lale cinsinin bir ismi olurdu. O dönemlerde Avrupa’dan İstanbul’a çeşitli laleler getiriliyordu. Yüksek fiyatta alıcı bulan lale için zamanın hükümeti fiyat artışını durdurmak için narh koymak zorunda kalmıştır.

Lalenin böylesine geniş bir yayılış alanı bulması süsleme sanatlarında, mimarlıkta, motif olarak kullanılmasını da sağlamıştır. Çeşme, cami ve türbelerde lale şekilleri işlenmiştir.

Lalenin anavatanından olan İlimizde yanlış hasat ve tarım alanlarının genişlemesi ile lale alanları hızla daraltılmıştır. Muş lalesi hemcinsleri gibi soğandan yetişir. İlkbaharda Nisan sonu ile Mayıs başlarında çiçek açar 15 gün gibi kısa bir ömrü vardır. İşte bu dönem içerisinde nefesleri kesecek güzellikte bir manzara oluşur. Kışın lale soğanları soğuktan kaçarak toprağın derinliklerine çekilirler her soğandan bir tek lale çıkar.


Muş Lalesi özeliğini kaybetmemiş, fakat lale bitkisinin soğan yaprak ve çiçeklerinde kalbe etki eden Tulip alkoloidinin bulunması nedeni ile soğanları ile birlikte hasat edilmiştir. Ayrıca tarım alanlarının genişlemesi ile lale alanlarının hızla azalmıştır. Çiçek tohumundan lale yetiştirilmesi 3–6 yıl gibi bir sürede çiçek verdiği göz önüne alınarak Muş Lalesinin yok olmasını önlemek üzere lale alanları koruma altına alınmıştır. İlki 2000 yılında lale festivali her yıl 29–30 Nisan tarihlerinde yapılmaktadır.

draculu45 14.04.09 02:01

Muş Üzümü

MUŞ ÜZÜMÜ



Muş yöresinde 1800 -1900 yıllarında Sovyetler Birliğinden İlimize getirilerek dikildiği, yörenin iklim şartlarına iyi adapte olduğu, kaliteli ve bol üzüm üretildiği bilinmektedir. Bağcılığın gelişmeye başlaması ile birlikte mahzenlerde toplanan şıralar Fransa’ya ihraç edilerek Dünyaca ünlü bordo şarabı yapımında kullanılmıştır. Cumhuriyetin İlk yıllarında 90.000 kıy ye üzüm alındığı literatürlerden öğrenilmiştir. Bu zamanlarda yetişen kaliteli olduğu bilinen yerli asma çeşitleri bölge halkının önemli gelir kaynaklarından biri olup, bölge ekonomisinde önemli yere sahip olmuştur. Fakat zamanla bağ alanları önemli ölçüde azalmış ve üretim düşmüştür. Don olayları, ve gatasyon kısalığı ve üretim tekniği yetersizliği bağcılığın gerilenmesine neden olan sebeplerdir.


BAĞ YERLERİ
Son yıllarda uygulanan Muş İli Kırsal Kalkınma Projesi ile Valiliğimizce uygulanan Yeşil Kuşak Projesi kapsamında bağ alanlarının geliştirilmesi ve mevcut olan ekonomik ömrünü tamamlamış bağ alanlarının iyileştirilmesi çalışmaları yapılmaktadır. Bu şekilde eski bağ alanları yeniden oluşturularak bölge halkına ve ülke ekonomisine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır. İlimizde bağ alanı olarak Mongok, Merkez Karaağaç Dağ dibi, İncebel, Mehmetcan, Kale, Pamukluk, Aşağı Yongalı ( Page ), Karaağaçlı, Çiriş, bağlan faal durumda bulunmaktadır.



ÜZÜM ÇEŞİTLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Siyah, beyaz ve mor çeşitleri mevcut olup, ince kabuklu çekirdekli buruk tadı vardır. Genel olarak şaraplık ve sıralık çeşitler olmasına rağmen bölgede sofralık olarak tüketilmektedir. Bölgemizde yetiştirilen başlıca üzüm çeşitleri özellikleri şunlardır :

Siyah Vakkas : Bölgede üretimi en çok yapılan üzüm çeşittir, Salkımları orta büyüklükte, bol daneli, şıra oranı ve albenisi yüksektir.
Sînciri ; Dayanıklı bir çeşit olması ve geç hasat edilebilmesi nedeniyle tercih edilen bir çeşittir. Salkımları orta büyüklükte, beyaz renkli, daneler sıkı, şıra oranı yüksek ve tadı tatlıdır,
Kaşper : Bol verimlidir. Siyah ve beyaz çeşitleri vardır. Verim ve üretim alanı fazladır. Sonbaharda geç hasat edilen bir çeşittir.
Beyaz Üzüm : Beyaz renkli, orta iri taneli sulu ve gevrektir.
Öküz Gözü : Orta irilikte, salkımları sıkı ve dallı koniktir.
Güz Üzümü : Geç olgunlaşan, dayanıklı ve verimli bir çeşittir.
Keçi Memesi: Küçük taneli, sıkı salkımlı ve konik yarısı vardır. Şıra oranı fazla olması nedeniyle şaraplık kalitesi yüksektir.

draculu45 14.04.09 02:02

BAKIM VE TERBİYE SİSTEMİ

îklim, toprak, yer ve yöney, üzüm çeşidi, anaç ve mekanizasyon gibi faktörler terbiye sistemi ve bakımla yakından ilgilidir. Yetiştirilen üzüm çeşitleri bölgede karın fazla yağması, soğukların dondurucu olması, bağ alanlarının yamaç ve rakımın yüksek olması ( 1700 mt) nedeniyle terbiye sistemi yüksek sistem olmayıp alçak sistem denilen yerdensürükleyici olarak yetişmektedir.

Böylece Asma dallarının fazla kardan kırılması önlendiği gibi dalların kar altında kalması nedeniyle soğuklardan zarar görmesi önlenmiş olmaktadır. İlkbahar aylarında belleme ve kazıma işlemi yapılmakta olup, ilkbahar ve sonbahar aylarında budama yapılmaktadır. Dikimden itibaren ilk İki yıldan sonra sulamaya ihtiyaç duyulmamaktadır. Bölgede yetiştirilen üzüm çeşitleri bağ alanlarında büyük zarar yapan floksera zararlısına karşı dayanıklı olması bölgede tercih edilmektedir, İlimiz bağ alanlarında Bağ Mildiyö hastalığı ile Bağ Yaprak Uyuzu ve Bağ Çadır Tırtılı zararlıları zarar vermektedir.

Ürün Miktarı ve kalitesi î Bağ alanlarında yıllık ortalama verim 300 kg/da' dır. Bağ alanı 560 dekar olan bu bölgede yılda yaklaşık î 68.000 kg ürün elde edilmektedir. Muş İline diğer bölgelerden getirilerek piyasada satılan üzüm çeşitleri 500.000 TL– 1.000.000 TL fiyatla satılırken, Muş üzümü olarak bilinen yerli çeşitler 2.000.000 TL' ye satılmaktadır.

Hedef ve Düşünceler : Valiliğimizce yürütülen yeşil kuşak projesi çerçevesinde İl Müdürlüğümüzce yapılan yayım çalışmaları İle bağ evlerinin yapılması, yapılan yol, su depoları, talî boru hatları, elektriğin ***ürülmesi ile bağcılık teşvik edilmiştir. Bölgede yetişen üzüm çeşitlerinde gerekli çeşit özellikleri ile ilgili çalışmalar yapılmamıştır. Bazı çeşitlerde isim tescili yapılmamış olup, halk arasında bilinen isimler kullanılmaktadır. Üzümçeşitlerinin özelliklerinin yapılacak bilimsel çalışmalarla ortaya çıkarılarak, çeşit tescilinin yapılması sağlanmalıdır. Belirtilen çalışmalar yapıldığı taktirde ürün kalitesi ve verimi artırılarak hali hazırdaki üretim miktarı daha da artırılabilir

draculu45 14.04.09 02:02

Toy Kuşu
ÖLÜME UÇAN KUŞ; "TOY"



Toy, nesli hızla tükenen bir kuş türüdür. özellikle yasadışı avcılık nedeniyle toyun nesli tehdit altındadır. ülkemizde yaşayan (500 birey) toy kuşu’nun 295 bireyi muş ovasındadır.

Toy (Otis tarda), nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan ve 'Hassas' (Vulnerable) kategorisinde sınıflandırılmış bir türdür (BirdLife International 2000). Tür aynca, Avrupa Birliği'nin 'Yaban Kuşları Direktifi' (Wild Birds Directive) Ek 1; 'Bern Sözleşmesi' Ek II; 'Bonn Sözleşmesi1 Ek I ve 'CITES' Ek I bölümlerinde yer almaktadır. BirdLife International'ın Avrupa ölçeğinde koruma Önceliğine sahip türleri belirlemek için yaptığı çalışmaya göre toy, 1. kategoride bulunmaktadır. Bu kategori kısaca SPEC1 olarak tanımlanmaktadır (Tucker & Heath 1994).

BirdLife International bünyesindeki bir çalışma grubu olan 'Bozkır ve Çayırlık Kuşları Grubu(Steppe and Grassland Birds Group) yaklaşık 20 yıldır toy üzerinde çalışmalar gerçekleştirmektedir (EC 1996). Modernleşme ile birlikte ilaç, makine ve sulama yöntemlerinin kullanıldığı yoğun tarım faaliyetlerinin yaygınlaşması, aşın otlatma baskısı ve artan insan yerleşimleri türün özellikle Avrupa'daki popülasyonlarının azalmasına ve parçalanmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde toyun uygun yaşam alam olan doğal otlak ve açık alanların hızla bozulduğu ve yok olduğu düşünüldüğünde; koruma çalışmalar acil olarak başlamalı, ve bu şekilde popülasyonlarının parçalanmasına ve yok olmasına engel olunmalıdır. Avrupa Komisyonu Toy Koruma Eylem Planı'nın (EC 1996) Türkiye için önceliklerinden biri; ülkemizdeki toy popülasyonlar hakkındaki bilgi boşluğunun giderilmesi için araştırmalar yapılması ve toy için önemli yaşam alanlarının belirlenmesidir. Bu çerçevede toy, Türkiye'de doğal çayır ve bozkır alanların uluslararası önemi hakkındaki bilincin arttırılmasında bir 'bayrak tür' olarak kullanılmalıdır.

Şu ana kadar Avrupa eylem planında yer alan toy populasyonu araştırmasının tamamlanmasına yönelik bazı çalışmalar yapılmışsa da, henüz tüm Türkiye taranmamışlar. 1998 yılında Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin (DHKD) Konya Havzası'nda yürüttüğü bir araştırma toyun yalnızca Tuz Gölü ve Çöl Gölü civarında, düşük bir olasılıkla da Bor-Zengen Ovası'nda ürediğini ortaya koymuştur (Eken & Magnin 2000). Bu araştırmayı takiben DHKD ve Su Kuşları ve Sulakalanlar Uluslararası Çalışma Grubu (International VVaterbird & Wetland Research- Working Group WIW0), 2000 yılında, Tuz Gölü yakınlarında, 1998 yılında toyun kaydedildiği yerleri daha detaylı araştırmak amacıyla bir proje gerçekleştirmiştir. Proje sonucunda 4 kur yapma alanı ve 80 kadar üreyen birey saptanmıştır (Heunks et al. 2001). DHKD gerçekleştirdiği Güneydoğu Anadolu Biyolojik Çeşitlilik Projesi kapsamında da türün bu bölgedeki üreme dağılımı hakkında bilgi toplamıştır. Toyun diğer yayılış alanları olan İç Ege, Göller Bölgesi, Sakarya Havzası, İç Kızılırmak Havzası, Yukarı Fırat Havzası ve Doğu Anadolu konusunda ise 2002 yılına kadar bir araştırma yapılmamıştır.

Toy için uygun, geniş yaşam alanları sunması ve bölgede doğa üzerindeki insan etkisinin nispeten azlığı Doğu Anadolu Bölgesi'nin Türkiye'de en çok sayıda toy barındıran bölgelerden biri olduğu fikrini desteklemektedir. Aynca, bu bölgeye ait gözlem verilerinin Türkiye'nin diğer bölgelerine göre kısıtlı olması, türün ülke genelindeki durumunun saptanmasını engel olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı, DHKD, Türkiye'deki kuş gözlem topluluklarının katılımlarıyla, 2002 yılında, Toy Koruma Projesi'ni gerçekleştirmiştir. Projenin ilk aşamasında yapılan arazi çalışmasıyla Doğu Anadolu Bölgesi'nde üreyen toy sayısı ve dağılımının son durumu ortaya çıkarılmıştır. Böylece toyun ülkemizde uzun vadede korunmasının sağlanması için bir altyapı hazırlanmış ve ulusal eylem planının hazırlığı başlamıştır. Eldeki verilere göre, Sakarya Havzası, İç Kızılırmak Havzası, Yukan Fırat Havzası'nda da toyun büyük popülasyonlarının olma olasılığı vardır. Bundan sonraki araştırmalarda bu bölgelere öncelik verilmelidir.

Ülkemizdeki otlak ve açık alanların hızla doğallığını kaybetmesi nedeniyle Türkiye'deki toy popülasyonlar parçalanma ve yok olma riskiyle karşı karşıyadır (Heunks et al. 2001). Toyun en geniş üreme dönemi dağılımı Trakya, Güney Ege, Batı Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi kıyı şeridi hariç tüm bölgelerimizdeki deniz seviyesinden 1,800 metre (hatta bazen daha da çok) yüksekliğe kadar olan neredeyse bütün düzlükleri içermekteyken, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından sonra hem üreme hem de kışlama dağılımının oldukça daralmış ve daha önce kullanılan birçok alanın terk edilmiştir (Şekil 2, 3). Toy popülasyonu birkaç alan hariç pek çok yerde doğal bozkırların bulunduğu alanlara doğru çekilmiştir. Şu anda, Türkiye popülasyonunun biri İç Anadolu ve İç Akdeniz diğeri ise Doğu Ve Güneydoğu Anadolu'da olmak üzere iki alt popülasyona bölünmüş olduğu düşünülmektedir (Kasparek 1989). İç Kızdırmak Havzası ve Yukan Fırat Havzasi'nda yapılacak olan araştırmalar bu iki popülasyon arasındaki bağı ortaya koymak açısından büyük önem taşımaktadır.

draculu45 14.04.09 02:03

Yaşam Alanı ve Biyolojisi

Toy, yaşam alanı olarak doğal ve ikincil bozkır alanları, otlakları ve yoğun tanm yapılmayan arazileri tercih eder. Alçak, düz ve açık araziler ile nehir havzaları tür için çok uygundur. Ağaçlık ya da taşlı ve dik arazileri tercih etmezler. Etraflarım rahatça görebilecekleri ve engelsiz olarak hareket edebilecekleri bir araziye ihtiyaç duyarlar. Tarih içerisinde toylar, önceleri doğal bozlar alanları yaşam alanı olarak kullanırken, insan etkisiyle yaratılan ve çok çeşiüi beslenme olanakları sunan tarım ve otlak arazilerini tercih etmeye başlamıştır.

Yuvalama alanları deniz seviyesiyle 3,000 metre arası yükseldikte olabilir, ülkemizdeki üreme alanları Marmara Bölgesi'nde deniz seviyesindeki düzlüklerden Doğu Anadolu'da 2500 metredeki platolara kadar varır (Kasparek 1989). Çoğunlukla tahıl ekilen tarım alanlarında yuva yaparlar. Ayrıca yuvalama alanı çevresinde nadas veya boş araziler bulunması yiyecek ve koruma sağlama açısından çok gereklidir. Başarılı üreme gerçekleşebilmesi için rahatsız edilmemeleri çok önemli bir etkendir (BI 2000). Bununla birlikte, üreme döneminde kur yapmak için önemli sayılarda belli alanlarda toplanmaları ve tehditlere çok fazla açık olmalarından dolayı koruma çalışmaları bu dönemlerde çok önem kazanmaktadır. Üremek için toplandıkları alanların çok iyi korunması gerektiği böylece ortaya konulmaktadır.

Toylar fazla yağış alan ya da çok kurak bölgelerden kaçınırlar. Kışın geniş nadasa bırakılmış arazilerde, yonca ve kolza tarlalarında barınırlar. Soğuğa dayanıklı olmakla beraber yerin karla örtülü olduğu zamanlarda daha sıcak alanlara düzensiz küçük göçler yaparlar. Örneğin, Türkiye'deki toy popülasyonların kış dağılımı büyük çoğunlukla, Ocak ayı ortalama sıcaklığının 0°C'nin alana düşmeyen alanlarda sınırlı kaldığı görülmüştür (Kasparek 1989).

Toylarda eşeysel dimorfîzm görülür. Erişkin erkek ve dişilerin görünüşleri birbirinden oldukça farklıdır. Erişkin erkekler dişilerin yaklaşık iki kati büyüklüğünde olup, beyaz bıyıklan, çok kalın boyunları ve kızıl bir göğüs bandı şeklinde olan tüyleri vardır. Erişkin erkek toylar üreme döneminde boyunlarını şişirip kuyruklarını yukarıya doğru kaldırarak dolaşırlar. Erkek toyların tamamen erişkin hale gelmesi 5-6 yıl sürer. Dişiler için bu sure 3-4 senedir. Yavrular ise büyüklük ve görünüm olarak dişilere benzer. Toy erkekleri üreme döneminde 'tek' denilen gruplar oluşturur. Bu gruplarda erkekler bir araya toplanır,kabararak birbirleriyle yansır ve dişileri etkilemeye çalışırlar. Kur davranışı sırasında kabaran erkek toylar, kahverengi olan tüylerini kabartıp ters çevirerek bembeyaz olurlar. Bu esnada başlarım içeriye çeker ve bıyıklarım yukarıya doğru dikerler.
Çiftleşme sonrası gruplar dağılır. Dişiler tek başına, genellikle çiftleşme yerleri yakınlarında, yuva kurar. Yuvalar ekin içinde, toprak üzerindedir. Genelde 2 yumurta bırakırlar, bu sayı 1-4 arasında değişebilir. Kuluçka dönemi 25-27 gün sürer. Dişi rahatsız edildiği takdirde yuvayı kolaylıkla terk eder (EC 1996). Çıkan yavrular gelecek kur dönemine dek anneyle beraber kalırlar.


Göç Hareketleri

Bilinen Toy popülasyonlarının çoğu yerleşiktir. Kötü kış şartlan dolayısıyla doğu Avrupa'dan batıya doğru, Fransa ve Hollanda'ya kadar varan uzun mesafeli yer değiştirmeler görülmüştür (EC 1996). Bu kısmi göçler genellikle yiyecek açısından elverişsiz olan alanlardan kaynakların halen mevcut olduğu bölgelere doğrudur. Aynca, bu göçler sırasında uygun olmayan yaşama koşullan sebebiyle ölüm oranlan çok yüksek olduğundan üreme alanlarında sağlanacak koruma önlemlerine ek olarak kışlama bölgelerinde de koruma sağlanmalıdır.

Türkiye Orta Anadolu popülasyonlarının da yerleşik olduğu düşünülmekle beraber, kış aylarında don görülen alanlardan kaçınarak üreme bölgelerinin dışına kısmi göçler gerçekleştirdikleri bilinmekledir. Toyun ülkemizdeki kış dağılımının genellikle Ocak ayı ortalama sıcaklığının 0°C'nin altına düşmeyen bölgelerle sınırlı olduğu görülmüştür. Doğu Anadolu'daki üreyen popülasyonların ise kış aylarında bölgeyi terk ettikleri görülmektedir. Arazi çalışmalarımız sırasında bölgede yaşayan avcıların verdiği bilgilerden de toyların karın düşmesiyle ayrıldıklan ve ancak Mart sonu-Nisan başında geri geldikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca, İç Anadolu popülasyonlarının da aşın soğuk kış aylarında güneye doğru indikleri haritalanan kayıtlardan görülmektedir (Şekil 2, 3).

Soğuk hava, don ve kar örtüsüne bağlı bu bölgesel göçler dışında, düzenli göç hareketi Rusya ve Orta Asya popülasyonlarında görülmektedir (EC 1996). Bu göçmenler, kışı güney Ukrayna (göç geçişinde ve kışın 8,000-10,000 toy görülmektedir) ve üreme bölgelerinin güneydoğusunda; Suriye'den kuzey Irak'a, doğuda İran'a kadar olan bölgede, Güneydoğu Rusya'da ve Orta Asya'da, özellikle Tacikistan'da geçirmektedirler (Cramp & Simmons 1980).

Ülkemizdeki toy göç hareketleri çok az bilinmekle beraber bu seneki arazi çalışmamız sırasında edindiğimiz bilgiler ve eski verilerin değerlendirilmesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin düzenli göçmen toylar açısından büyük önem taşıdığım gösterdi (Şekil 2, 3). Özellikle sonbahar göçü sırasında Toylar kuzeyden gelerek Murat-Fırat vadisi boyunca geçit yapıyor ve Suriye, İran, frak üçgeni içindeki kışlama alanlarına varıyorlar. Ülkemizden geçişleri sırasında dinlendikleri düzlüklerde gruplar halinde büyük sayılarda gözleniyorlar. Örneğin, Ceylanpinar Tarım İşletmesi arazisinin kışın ve sonbaharda önemli miktarlarda (800-1,000) toy barındırdığı rapor edilmektedir (Kasparek 1989). Sonbahar göçü sırasında büyük gruplar halinde görülen göçmen toyların yüksek sayılarda avlanması ülkemiz dışındaki toy popülasyonlarını da etkileyeceğinden bu konuda Önlemler alınmalıdır.

draculu45 14.04.09 02:03

Tehditler ve Yasal Düzenlemeler

Türe karşı en büyük tehdit uygun yaşam alanlarının yok olmasıdır, Bozkır alanların sürülmesi, yoğun otlatma, ağaçlandırma, sulama ve yol çalışmalarının artması, arazi etrafına çit ve hendekler yapılması uygun yaşama ve üreme alanlarının daralmasına ve bölünmesine yol açmaktadır. Ayrıca, ekilen ürün çeşidi ve miktarlarının değiştirilmesi ya da tarımsal tekniklerde yapılan değişiklikler türü olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Arazilerin özelleştirilmesi sonucunda tarım faaliyetlerinin yoğunlaşması çok önemli bir potansiyel tehdittir. Yoğun tarımın yaygınlaşmasıyla artan makine, kimyasal ilaç ve gübre kullanımı üreme başarısını düşürmektedir. İhsan baskısının artması da tehditler arasındadır. Özellikle kur gruplarının oluştuğu alanlarda rahatsız edilmeleri üreme başarısını düşürmektedir. Büyük ve manevra kabiliyeti az olan bir kuş olduğundan elektrik telleri ile çarpışmalar sonucunda yaralanma ve ölümler olmaktadır. Türün yasadışı avlanması halen sürmekte olan Önemli bir tehdittir (EC 1996, BI2000).

Ülkemizdeki önemli tehdit unsurları:; aşın otlatma ve sulama/drenaj projeleri sonucu üreme alanlarının zarar görmesi, insan baskısı sonucu uygun yaşam alanlarının azalması, yasadışı avcılık, tarım faaliyetlerinin yoğunlaşması, besin azlığı, kimyasal kullanımı, elektrik telleri ile olan çarpışmalar olarak sıralanabilir (EC 1996, Heunks et al. 2001).

Tür Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Macaristan, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovakya, İspanya, Türkiye ve Ukrayna'da yasal olarak koruma altında olup, ülkelerin ulusal kırmızı üstelerinde sınıflandırılmıştır. Avlanması tüm yıl boyunca yasakür ve çeşitli cezalara tabidir. Ayrıca, tarımsal alanların ve toy yaşam alanlarının yönetim planı uygulamalarıyla türün popülasyonlarının korunmasına çalışılmaktadır. Koruma alanları ayrılması ve üretme çabalan da koruma faaliyetleri arasındadır.

Ülkemizde tür, Nesli Tehlike Altındaki Türler Kırmızı Listesi taslağında 'Nadir' olarak sınıflandırılmış ve avlanması 1977'den bu yana yasaklanmıştır. Ayrıca, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü tarafından 1993 yılında Kütahya-Altıntaş Ovası'nda 20,000 dönümlük alan Toy Koruma Alanı ilan edilmiştir (EC 1996).

draculu45 14.04.09 02:03

Diğer Tarihi Dokular
HANLAR, HAMAMLAR VE ÇEŞMELER
Yıldızlı Han

Muş şehir merkezinde yukarı çarşıdadır. 1307’de Miralay Seyfi Bey tarafından yapılmıştır. İki katlı olarak yapılmıştır. Alta kattı kesme taştan, üst katı Selçuklu mimari yapısına uygun olarak kerpiçten yapılmıştır. 613 metre kare üzerinkurulan hanın birinci katında emanethaneler, kuyumcular, manifaturacılar, bakırcılar ve gümüşçüler çalışırdı. İkinci kat ise otel olarak kullanılmıştır. Her iki katta toplam 52 dükkân olan han 1916 Rus İşgalinde tamamen tahrip edilmiştir. İpek yolu üzerinde olan Erzurum-Muş-Bitlis güzergâhı takip edilmiştir.

Aslanlı Han





Muş’un bir Selçuklu yapısı olan Aslanlı Handan Günümüze çok az şey kalmıştır. Bu hana ait gücü ifade eden aslan heykeli halen Vali Konağı bahçesindedir.

Alaaddin (Yakup Efendi)Bey Çeşmesi

Alaeddin Bey Camii külliyesi içindedir. Kitabesinde Eşref Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Cami ile aynı tarihte yaptırılmıştır.


TÜRBE VE YATIRLAR

Kesik Baş

draculu45 14.04.09 02:04

TÜRBE VE YATIRLAR

Kesik Baş





Hacı Şeref Camisi’nin avlusundadır Hazireden günümüze cami duvarına bitişik 2 mezar kalmıştır. Bu mezarlarda yakın geçmişte onarılmıştır Kesikbaş Haziresi caminin doğu duvarına bitişik dış cephede yer almaktadır. Mezarların sanduka kısmı ve şahideleri mozaikli beton ile yenilenmiştir. Orijinal yapım malzemesi ve şahideleri kayıp olmuştur. Mevcut mezar yapısı dikdörtgen prizma konumunda yerden 80–120 cm yüksekliğinde, üzeri demir kafes ile çevrili dış cephesi Ahlat taşı ile kaplıdır. Rivayete göre bu zat savaşta başı gövdesinden ayrılmış olmasına rağmen kopan başını koltuğunun altına alarak savaşmayı sürdürmüş, daha sonra bugünkü mezarının bulunduğu yere gelerek şehit olmuştur.


İbrahim Samidi (Zerzemi)

Alaaddin Bey (Paşa) hamamının karşısındaki bahçededir. Arabistan’dan geldiği rivayet edilmektedir. Taş binanın altındadır, türbe dikdörtgen planlı arka arkaya iki odadan oluşmaktadır. 1. odanın girişi kuzeyden olup kıble duvarında bir mihrap mevcuttur mihrabın doğusunda sandukanın bulunduğu esas türbeye geçişi sağlayan kapı vardır. Bu mezar ve türbeye ait moloz ve kesme taş yapı tam orijinal görünmektedir. Sandukanın içi küçük bir odacık şeklinde boş bir mekândır ve buraya sandukanın doğu batısında girilmektedir. Türbenin yapımı Selçuklu Türk mezar mimarisini hatırlatmaktadır. Akıtlarda görülen iç içe odalar ve bu odalardan birinde gömü yerinin bulunması bir benzerlik teşkil etmektedir. Ayrıca kara mescit kısmı kümbetlerin üst kısmı, kümbetlerin mumyalı kısmını hatırlatmaktadır. Sanduka içerisindeki küçük odacık insanların bu mekanda bu mezar sahibinin ruhu ile irtibat kurmak amacını izhar anlamını taşımaktadır ki bu özelliği ile İslam öncesi inanışların izlerini taşıdığı kanaatini uyandırmıştır. Bu türbede yöre insanları ruhi bozukluklara, çeşitli sıkıntılara ve sıtma hastalıklarına karşı şifa için dua etmektedirler. Hastalar haftanın Çarşamba günleri getirilerek bir müddet sanduka içerisindeki küçük odacıkta bekletildikten sonra alıp ***ürülmektedir. Bu işlem üç Çarşamba günü üst üste tekrarlandıktan sonra hastaların sağlıklarına kavuştuklarına inanılmaktadır.

Şeyh Muhammed-i Mağribi

Ulu Caminin avlusundadır. Şeyh Muhammed_i Mağribininde İbrahim Samidi gibi Arap kökenli olduğu ve Ulu Camiyi yaptırdığı rivayet edilmektedir.

Şeyh Halil ve Şeyh Mustafa

Kızılay binasının karşısındaki bahçe içerisindedir. Her iki türbe de Cuma günleri ziyaret edilir. Yaygın bir rivayete göre her iki Şeyhin mezarları 10-12 yaşlarındaki bir çocuk tarafından yaptırılmış.

Şeyh İbrahim Hazretleri

Bulanık İlçesinin Esenlik Köyündedir. Esenlik camisinin yakınındadır. Şeyh İbrahim Mevlevi tarikatına mensup olduğu rivayet edilmektedir. Çeşitli hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktadır.

draculu45 14.04.09 02:05

Şeyh Ömer Sahubi

Bulanık ilçesinin Mollakent Köyündedir. Şeyh Ömer Sahubi’nin kendi rütbesi ile türbenin yanındaki mutfak, misafirhane ve genişçe avluyu sağlığında yaptığı rivayet edilmektedir. Türbe halk arasında Çilehane diye anılmaktadır. İnanca göre Sara ve hasta olanlar bu türbede bir gece kalırlar ise iyileşirler.

Müştak Baba (Yatır)

Asıl adı Mustafa’dır. Bitlis’te doğmuştur, doğum tarihi tespit edilmemiştir. Şairdir, bir süre medresede okudu Şemsi Bitlisi diye anılan bir Mürşit olan amcası Hacı Mahmut Hocadan bilgilendi, bir süre sonra Hacı Hasan Şirvani’nin İrşat halkasına girdi burada Mutasavvıf Şair oldu. Erzurum, İstanbul, Ankara, Ayaş, Bağdat ve Hizana gitti. Eyüp Sultanda Selami Efendi Hanikahınde postnişin oldu. Bir süre sonra memleketi Bitlis’e döndü Müştak Baba gördüklerini, duyduklarını ASAR adı eserinde topladı.
El yazması bu eser Süleymaniye Kütüphanesi Mahmut Efendi Bölümü 2421’de kayıtlıdır. Divanı basılmıştır. 1253 H (1838) yılında Bitlis’ten İstanbul’a giderken uğradığı Muş’ta 81 yaşında boğdurulur. Bir rivayete göre Müştak Baba Alaaddin Bey (Paşa) tarafından Muş’a davet edilir ve boğdurulur. Bir rivayete göre de Muş’ta Yezidiler tarafından boğdurulmuştur.

Bir rivayete göre de Müştak Babanın garip hallerini hazmedemeyen avam tabakası tarafından hayretle karşılandığı için boğdurulmuştur.

Diğer bir rivayete göre ise zalim Alaadin Bey Müştak Babanın Saray ile olan yakınlığını öğrenir ve zulmünü Sarayın duyacağı endişesi ile Müştak Baba’yı Muş’a davet eder, Müştak Baba başına gelecekleri bile bile Muş’a gelir ve boğdurulur. Müştak Baba şehitlik mertebesine ulaşarak gece gündüz aşkıyla yanıp tutuşup Allah’ına kavuşmuştur. Şahadetini daha önceden bildirdiği söylenir. Müştak Baba mezarı Abdurrahim YEŞİLBAŞ isimli şahsın evinin avlusundadır. Tek bir mezar olup, avlu zeminde 30 cm yükseklikte mozaikli beton ile yapılmış bir sanduka ve yenilenmiş şahidelerin etrafı ve üzeri demir kafes içine alınmış durumdadır. Mezarın orijinal şahideleride bu kafes içerisinde muhafaza edilmektedir. Bu tadilat 1983 yılında Taha YEŞİLBAŞ tarafından yapılan onarım esnasında yapılmıştır.

Abdulvahap Gazi Türbesi Ve Çatbaşı Şehitliği

Muş İli Merkez ilçeye bağlı Çatbaşı köyünde bulunmaktadır. Şehre 7–8 Km. Mesafede olup şehrin batısındadır. Çatbaşı Köyü Camii bitişiğindedir. Yaklaşık 40–50 mezarın bulunduğu, dörtgen planlı, mazgal pencereli, beşik tonuz örtülü türbe, ahşap destekli direk, üzeri toprak örtülü bir ön odadan oluşmuştur. Türbenin doğusunda yer alan kare planlı, direk destekli düz toprak dam örtülü eski camii türbenin ziyaretçilerinin ibadet ve ikametgâhı için yapıldığı düşünülmektedir. Türbeyle camii arası ahşap kakmaların taşıdığı direk destekli düz damla örtülerek, her şart altında camii den türbeye gidiş geliş sağlanmıştır. Türbenin içinde üç gömü mevcut olup, bunlar; Sahabeden Abdulvvahap Gazi, Tarışlı (Silvan) Şeyh Şeref ve Muş ulemalarından Hacı Tayyip Efendi’ye ait dir. Türbe ile camii arasındaki üzeri örtülü mekânda beş gömü mevcuttur. Bunlardan üçü bilinmektedir. Bunlar Hoca İbrahim Efendi, Muş âlimlerinden Faik Aykal efendi ve Hacı Tayyip efendinin oğlu Molla Fethi Rahman efendiye aittir.

draculu45 14.04.09 02:06

Şeyh Molla İbrahim Efendi Türbesi

Hayatı hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Muş merkez ilçeye bağlı Çatbaşı köyündendir aynı köyde dünyaya gelmiş bir din adamıdır birçok öğrenci yetiştirmiştir.

Seyyid Ahmed (Hacı Gal) Hazretleri

1696 da Bağdat’ta doğmuştur. Evliyadandır 1710 yılında Bitlis’ten babası şeyh Fazıl Efendinin emri ile Muş halkının talebi üzerine Muş’a gelmiştir. 107 sene ömür sürmüştür. 7 defa yaya olarak Hacca gitmiştir. En son Hacca gidişi vefatından 1 sene evveldir. Bir çok büyük keramet göstermiştir. Seyiddir, soyu Peygamberimizin evladı Hz. Hüseyin’e dayanır. Muş’un kale mahallesinde 1710 da bir kadiri tarikatı dergahı kurmuştur. Dergah halen varlığını devam ettirmektedir. 1803 te vefat etmiş olup, kabri halen Kale Mahallesindeki mezarlıktadır.

Ayrıca Kale Mahallesi mezarlığında 2 evliya mezarı daha vardır. Bunlar Durmuş Baba ve Derviş Ömer’dir. Bunlar hakkında hiçbir bilgi yoktur.

Kale Bağlarının üstünde İslam fütuhatı sırasında şehit olan Müslüman savaşçıların defnedildiği Arap Mezarları ve Şeyh Leymon ismindeki bir evliyanın mezarı da bulunmaktadır. Bunlar hakkında da kesin bir bilgi yoktur.

Üstad-ı Azam Şeyh Molla Resuli Sipiki

Bitlis’in Sipik köyünden olup doğum tarihi bilinmemektedir. Yüksek dini ilminden dolayı “Üstad-ı Azam” ünvanını almıştır. Devrin padişahı tarafından mükâfatlandırılarak Muş’un Beşparmak (Gemik) köyü kendisine hediye olarak verilmiştir. Bundan sonraki hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Mezar kitabesinden 1829’da vefat ettiği bilinmektedir. Muş’ta Alaaddin Bey Camii avlusunda medfun bulunmaktadır.




KÖPRÜLER


Murat Irmağı Köprüsü




Muş – Varto yolu üzerinde Muş şehir merkezine 10 km uzaklıktadır. Bir Selçuklu yapısıdır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemek-tedir. 1817 tarihli mermerden kitabesinin onarımlarla ilgili olduğu sanılmaktadır. 143 m uzunluğunda, 4.77 m genişliğindedir. Yüksekliği 16 – 18 m’dir. 12 gözlüdür. Günümüzde orta ayaktan yıkılmıştır.

Hatun Köprüsü

Malazgirt’in girişindedir. Bir Selçuklu yapısıdır. 10 m uzunluğunda, 5 m genişliğinde-dir. Günümüze kadar gelebilmiş yegâne Selçuklu eserlerinden biridir.

Kız Köprüsü

Malazgirt’e 2 km uzaklıktadır. İki yekpare taştan 3 m uzunluğunda, 1 m genişliğindedir. Rivayete göre devrin kral kızlarından biri tarafından yaptırılmıştır.


HAMAMLAR


Alaaddin Bey Hamamı

Muş şehir merkezindedir. Alaaddin Bey tarafından Alaeddin Bey Camii ile aynı tarihte yaptırılmıştır. Günümüzde de kullanılmaktadır. Osmanlı son dönem eserlerindendir. Yapı malzemesi ve mimari özellikleri açısından Alaaddin Bey Camii ile aynıdır. Yıkılmış olan Alladdein Bey Camii Külliyesi içerisinde dış özellikleri tamamen yok edilmiştir. İçyapısı kısmen mevcuttur. Localar kullanılmamakla birlikte Alaaddin Bey camiinde kullanılan bitki motifleri ile aynıdır. Buna mukabil büyük locaya girişte kapının hemen üzerinde taşa kabartma bir şekilde yapılan kaplumbağa totemi bulunmaktadır.

Muş’un tabii afetlerde yıkılan diğer tarihi hamamları Güllü Hamam ve Dere (Migre) Hamamlarıdır. Her iki hamamda da Anadolu Selçuklularının yoğun olarak kullandıkları uzun müddet tabiat şartlarına dayanıklı olmayan, Orta Asya yerleşik hayatından gelen sonraları vazgeçilen kerpiç malzemedendir.

Güllü Hamamın tabiat şartları nedeniyle daha dayanıklı olması için kerpiç malzeme üzerine Horasan harcı ile moloz taşlardan duvarlar çıkılmıştır. Bu hamamın en büyük özelliği Türk üçgeni denilen kubbelere taşıyıcı görevi sağlayan üçgenin kullanılmış olmasıdır.

draculu45 14.04.09 02:07

Eski Muş evleri



Anadolu’nun fethini izleyen yıllarda zaman-la Türkleşen Muş’un eski yerleşim düze-ni ve sokak dokusu esas itibari ile tipik bir Türk kenti havasını yansıtır.

Diğer yörelerimizde olduğu gibi buradaki konut mimarisinin oluşumunda da temel etki milletimizin örf ve adetlerinden kaynaklanan hayat tarzı ve ihtiyaçlarıdır. Ayrıca mahalli mimarisi, gelenekleri ve malzemesi ile iklimin ve coğrafyasının zorlayıcı gerekleri de bu oluşumdaki diğer etmenlerdir.
Bölgedeki diğer illerin yerleşimlerindekine benzeyen sokak dokusu içinde yer alan evler, genellikle havuş (avlu) gerisinde yükselen iki katlı kuruluşlardan ibarettir.



Eski Muş evleri genel plan şemaları itibarı ile diğer şehirlerdeki (Doğu ve Güney Doğu) evlerle paralellikler ortaya koymakla birlikte mekân isimlendirmelerinde yer yer farklılıklar göstermektedir.
Sokakla bağlantılı cümle kapısı ile geçilen havuşun (avlu) bir yanında tandırlık, erzak deposu ve çardak görevi gören ağaç altı oturmalıklar yer alır, birçoğunda ise bunlarla birlikte ahır da mevcuttur.

Evlerin cephesi, pencereler ve zaman, zaman üst kat çıkmasını taşıyan konsollar, kat ayırımını vurgulayan kornişler, ahşap balkon ve balkon kemerleri ile hareketlendirilmiştir. Yapıların üzerlerini örten yapı malzemesi o dönemin iklim şartlarına göre yapılan düz, toprak damlardır. Evlerin temel yapı malzemesi kerpiçtir. Ahşap malzeme ise içeride, tavanlarda (taşıyıcılar), dolaplarda, kapı, pencere ve dışarıda ise balkonlarda kullanılmıştır.

Süslemelerde ise kerpiçlerin, dış cephede duvarlara değişik dizilmeleri ile yer verilmeye çalışılmış estetik ve sade bir görünümü vardır. Pencere kenarları, dışarıdan Selçuklu öğesi taşıyan, kültürümüzün önemli unsurlarından birini; miğfer kubbe anlayışını ortaya koyar, bakıldığında miğfer görünümü bariz bir şekilde kendini gösterir.

Pencerelerde cumba yerine önem verilerek yapılan, genelde sade olan korkuluklar kullanılmıştır. Evlerinin giriş kapılarının her iki yanını süsleyen iki sütunçe üzerine çiçeklik nişleri vardır. Kapılar çift kanatlı olup genelde ****l ağırlıklı yapılmıştır. Kapılar sade görünümlü kapı tokmakları ya da kilit bağlantıları ile yapı malzemesini tamamlar. Kapıların içeri açılan kısmında girişi sağlayan bir basamak yüksekliğinde seki bulunur. İçeride alt kat, genelde mutfak, banyo, tuvalet ve zahire odası ile birlikte merdiven boşluğunu oluşturan girişlerden oluşur. Yukarı çıkıldığında, esasen geleneksel Türk konutunda yer alan sofa ile aynı amacı taşıyan ve alt kattan uzanan ahşap merdivenle çıkılan bu ilk ve evin en geniş kısmını oluşturan mekânlar, cepheye bakan daha çok sohbet amacıyla kullanılan büyük salonlardır. Bu salonlarda ahşap veya taştan, pencere önlerinde sedirler bulunmaktadır. Üst katta yer alan bütün mekânlar (odalar), bu salon etrafında sıralanır. Misafir odası olarak adlandırılan ve büyük salonun etrafında ön cepheye bakan bazen birden fazla olan, evin en güzel eşyalarını içerisinde de barındıran ya da diğer odalara göre daha gösterişli olan bu odalar, misafir ağırlama, sohbet etme amaçlı yapılmıştır.

Evlerde mekânları bir birine bağlayan kapılar basit ve gösterişsizdir. Çok büyük bir çoğunluğu tek kanatlı olan kapıların hemen hemen hiç birinde süsleme yoktur. Bütün kapılar eşikli ve demir mandallı kapı kolu sistemi ile yapılmıştır. Kapı boyutları, bulundukları konuma ve fonksiyonlara göre değişik ölçüler vermektedir. Genelde her oda da küçük ahşap dolaplar (gömme) ve büyük çift kanatlı, çekmeceli yataklıklar mevcuttur.

Evlerin duvar kalınlığı (dolgu duvarlar) 60–70 cm’dir. Bu yüzden mekân içerisinden bakıldığında pencereler loş bir hava verir.

Mekân içerisine açılan pencere yapıda kullanılmaz, evin tavan kısımları kaplamasız, olduğu gibi bırakılır, taşıyıcılar kendini gösterir. Döşemeler ise zeminde (alt katta) sıkıştırılmış killi toprak veya düzgün sal taşları ile; üstlerde ise ahşap malzeme ile kaplanır. Her odanın pencere önünde yüksekliği 30-50 cm, genişliği 50-90 cm arasında değişen sedirler mevcuttur. Ahşap veya kerpiçten oturma yeri olarak düzenlenen sedirler pencere önlerine bitişik yapılırlar.

Mutfaklar, evin önemli ve geniş yerlerinden biridir. İçerisinde ocak (niş şeklinde) diğer adıyla şömine bulunur. (Bazı yapılarda yoktur.) Yemek odasının hemen altında bulunduğundan mutfaktan yemek odasına, yiyecek ve içecekler asansörvari bir makara sistemiyle duvar içerisindeki boşluktan çıkarılır ve indirilir.

draculu45 14.04.09 02:07



Banyoda, çol denilen günümüz küvetini andıran suyun mekân içerisinde etrafa sıçramasını engelleyen köşeye yapılmış ayrı ve açık bir kısım bulunur, büyük banyo kazanları her yerde olduğu gibi burada da kullanılır.

Evin iç duvarlarının tamamında sıva olarak saman, keçi kılı, sönmüş kireç karışımı kullanılır. Sonradan üzerine badana yapılarak duvar yüzeyi tamamlanır.

Sonuç olarak bu evler haremlik-selamlık diye ayrılmasa bile, bunun fiilen uygulandığı görülür. Bütün bunlara binaen kendi kendine yeten o dönemdeki kapalı ekonominin etkisi burada da gözlenir.

draculu45 14.04.09 02:08

Muş Camiler Medreseler Kiliseler
CAMİLER


Ulu Cami



Muş’ta, Alaeddin Bey ve Hacı Şeref Camilerinin batısındadır. Moloz taştandır. Kitabesizdir. Avlusunda yatan Şeyh Muhammed-i Mağribi tarafından 979’da yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Mimari özelliklerinden XIV. yy’ın ikinci yarısına tarihlenen cami, dikdörtgen planlıdır. Ana mekân, ortada kubbe, yanlarda besik tonoz örtülüdür. Mihrap sadedir, kuzeyinde kesme taştan üç kubbeli son cemaat yeri vardır. Kesme taştan sade taç kapı sivri kemerli niş içindedir. Batı duvarı dışında öbür duvarlarda ikişer pencere vardır. Minaresi, depremden zarar görmüş olup, aslına sadık kalınarak 1968 ve 1972 yıllarında onarım görmüştür. Avlusunda Şeyh Muhammed-i Mağribi dışında başka evliyadan zatların meftun olduğu bilinmektedir.

Hacı Şeref Camii

Bir Selçuklu yapısı olan çok yıkık durumda Arslanlı Han’ın içindedir. Mimari özelliklerinden XVII yy’la tarihlenmektedir. Bir son dönem Osmanlı yapısıdır. Ana mekânı kare planlıdır Ana mekan ortada büyük yanlarda basık kubbelerle örtülmüştür. Sade mihrabı yuvarlak kemerli ve niş biçimindedir. Sonradan eklenen son cemaat ahlat taşından 1997 yılında eklenmiştir. Sivri kemeri niş biçiminde taç kapı kesme taştandır. 1318’de yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu yapı Abdulhamit Han tarafından yaptırılmıştır.

Alaaddin Bey (Paşa) Camii




XVIII yy. başlarında şehrin valisi Alaaddin Bey tarafından yaptırılmıştır. Ana mekanı kare planlıdır ve dokuz neflidir. Orta büyük ve yanlarda küçük kubbelerle örtülüdür. Orta nefte yer alan mihrabı sutunçeler ve bitki motifleriyle bezelidir. Taç kapının yanlarında kabartma kandil motifleri vardır. Minaresi iki renkli kesme taştan yapılıdır. Kare kaideli silindir gövdelidir. Gövdenin ortasında iç içe geçmiş çınar ağacını andırır bitkisel motiflerden bir kuşak oluşturulmuştur.

Bulanık Mollakent Camisi

Bulanık ilçesinin Mollakent köyündedir. Bir Selçuklu yapısıdır. Şeyh İbrahim tarafından 1290’da yaptırılmıştır Ahlat taşındandır. Dört kubbeli üç pencerelidir.

Bulanık Esenlik Camisi

Bulanık ilçesinin Esenlik Köyündedir. Bir Selçuklu eseridir. Şeyh Abdulmelik tarafından 1194’te yaptırılmıştır. Ahlat taşındandır. Tek kubbeli, dört pencereli, iki kapılı bir yapıdır. Kubbesinde ayrıca dört küçük pencere yer almaktadır

draculu45 14.04.09 02:08

MEDRESELER

Mollakent Medresesi

Bulanık ilçesinin Mollakent Köyündedir. Bir Selçuklu Eseridir. Ahlat taşından yapılmıştır. Şeyh İbrahim tarafından 1321’ de yaptırılmıştır. İki büyük odası birde salonu vardır. Her odada üçer kitaplık penceresi bulunmaktadır. Muş’un günümüze ulaşamayan yalnızca tarihi kayıtlarda adı geçen diğer yapıları Mahmut Paşa, Murat Paşa ve Alaaddin Paşa medreseleridir.

Muratpaşa Medresesi

Muş İli Muratpaşa camisinin hemen yanı başında kurulmuştur. Muratpaşa tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Medresede mantık, belagat, hadis ve tefsir gibi ilimler Molla Halil Hoca tarafından okutulmuştur.

Mahsut Paşa Medresesi



Mahsut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Muş İli’nin en büyük medresesidir Abdurrahman Hoca, İlyas Sami Bey gibi âlimler ders vermişlerdir. Bu medresede İslam Hukuku, Meal, Sarf, Mantık Beyan, Hesap, Hadis, İçtimaiye gibi ilimler okutulmuştur.

Alaaddin Bey Medresesi

Alaaddin Bey tarafından kurulmuştur. Bu medresede Sultan Abdulaziz tarafından görevlendirilen Ahmet Hamdi Efendi dersler vermeye başlamıştır. İlimizin en ünlü alim ve bilginleri burada yetişmişlerdir. İlyas Sami Bey, Molla Mehmet, Hacı Halid Efendi, Osman Kadri Bey gibi şahsiyetler bu medresede yetişmişlerdir.



KİLİSELER

Meryem Ana Kilisesi

Muş İl Merkezinde Minare mahallesindedir. Kesin tarihi bilinmemektedir.

Çanlı Kilise(Surpgarabet Manastırı)

Bu kilise bütün çeşitli milletler arasında meşhur olup, yılda bir kere nice yüz bin adam toplanarak yedi gün yedi gece çadır ve otağlar kurulup alış verişler olunur, yük bozulup bağlanılıp kervan Revan tarafına yol alır. Burada Van Veziri ile Bitlis Hanının ve Atabeyi’nin müsellemleri hazır olup tüccar ve diğer mahlûkları muhafaza ederler. Van vilayeti sınırına daha yakın olduğundan Van veziri daha çok asker getirip ziyade baç alır.

Muş sahrasının kuzeyinde sık bir ormanlıkta, bağ ve bostan içinde iki adet göğe baş uzatmış heybetli, kubbeli bir kilisedir. Dört yanlarında yüzlerce patrik ve papaz odaları vardır. İmaretinden günde nice bin sahan yemekler yapılır. Yortu günlerinde 145 sığır ve 50 somar buğday pişirilip misafirlerine dağıtırlar. Misafire o kadar riayet ederler ki şira ve hurma yedirip her gece nice yüz diba inci ve sırmalı gecelikler serip hizmet ederler. Ama her sene gelen adamlardan bolca mal tahsil ederler. Ve bütün Kafiristan’a papazları gidip ta Frengistan’dan bile adamlar tahsil ederler.

Bu kiliselerden başka ilimizde bilinen ve halen kalıntıları mevcut diğer kiliseler ise

-Kırköy Beldesindeki Sirong Kilisesi
-Kırkayak Kilisesi Muş Dere Mahallesi
-Kızılağaç Beldesindeki Kırmızı Kilise dir

draculu45 14.04.09 02:08

Muş Höyük Ve Ören Yerleri
HÖYÜKLER VE ÖREN YERLERİ



Tarihe yön veren önemli devletlerin egemenliğinde kalmış olan Muş sınırları içinde bir kazı ve birkaç yüzey araştırması dışında bu güne kadar ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Gerçekleştirilen çalışmalar ise, Muş’ta dönemin önemli kültür ürünleri olan, İÖ. 2000 boyalı seramiğinin bulunmadığını, buna karşın İÖ. 2. binin başlarında itibaren bölge Hurri ülkesi olarak anılmış ve İ.Ö. 2. binin ortaları ve sonraları ise Hurri-Mitanni devletinin toprakları içerisinde gösterilmesi yerleşim varlığını göstermesi açısından önemlidir. Yapılan bu yüzey araştırmalarında Kalkolitik dönemden Ortaçağa kadar süregelen kültürlere ait seramikler bulunmuştur.

Ancak bu araştırmalar daha çok belirli yerlerde yoğunlaştırılmış, bunun dışına pek çıkılmamıştır. Alpaslan Barajı nedeniyle Murat Nehri boyunca araştırma yapan M.S. Rothman, Yağcılar Höyüğü yakınındaki Yeroluk (Palas) ve Bozbulut’ta (Komus) bazı araştırmalar yapmıştır.

Etkin bir kültürün egemen olduğu bölgede yer alan Muş ve çevresinde Erken Tunç Çağa ait C.A. Burney sekiz, M.S. Rotman ise bunların dışında yirmi höyük tespit etmiştir. Ayrıca bu merkezler ile Elazığ bölgesi arasında bir ilişkinin var olduğu ortaya konulmuştur.

Yağcılar (Evran) Höyüğü

Yağcılar Höyüğü, Muş’un 24 km. kuzey-batısında, Muş-Elazığ yolu üzerinde, Murat Köprüsünü 1700 m. geçtikten sonra kuzeye ayrılan yolun 7. km.’sinde, Yağcılar Beldesi sınırları içinde yer almaktadır.


Dolabaş Höyüğü

Malazgirt İlçesinin Dolabaş Köyü’ndedir. Bir Urartu yerleşmesidir.

Bostankale Höyüğü

Malazgirt İlçesinin Botan Köyündedir. Bir Urartu yerleşmesidir. Birinci derecede sit alanı olarak gösterilmektedir.

Mercimekkale Höyüğü

Muş merkez İlçe sınırları dâhilinde Muş-Varto Karayolu üzerindedir. Tespit edilen 28 höyükten biri olmakla birlikte Doğu Roma (Bizans) döneminde de haberleşme amaçlı kullanılmıştır. Halk arasında yaygın bir rivayete göre Muş ilinde korkunç bur kuraklık yaşanmıştır. Yaşanan bu kuraklık döneminde Muş ovasında sadece Sekavi beyinin ekmiş olduğu mercimekten başka hiçbir ürün yetişmemiştir. Sekavi Beyi topladığı mercimekleri üst üste kale gibi yığmıştır. Bir gün yanına oldukça ihtiyar biri gelmiş. Rivayete göre bu ihtiyar Hz. Hızır’dan başkası değilmiş. İhtiyar Bey’e “Allah rızası için bir avuç mercimek ver” demiş. Sekavi Beyi mercimek vermemek için bin bir yalan uydurmuş ve “eğer benim mercimeğim var ise taş olsun” demiş. Bunun üzerine Hz. Hızır “Allah’ım bu beyin Mercimeklerini taş et” diye beddua etmiş ve bütün mercimekler taş olmuş. O gunden sonra bu yere Mercimekkale adı verilmiş.

Aradere Köyü Mezarlığı

Malazgirt ilçesinin Aradere Köyündedir. Atatürk Üniversitesinden bir ekipçe yapılan yüzey araştırmaları sonunda önemli bulunmuştur.

Malazgirt Yeniköy (Alyar) Kaya Mezarı

Urartulara ait kaya mezarlığıdır. Arkeolog Yr.Doç.Dr. Nurettin KOÇHAN’ın araştırmaları devam etmektedir.

Varto Kayalıdere Ören Yeri (Kale Şehri)

Merkez İlçe’ye 40 km, Varto’ya 20 km uzaklıkta Kayalıkaya Köyü’ndedir. Bir Urartu yerleşmesidir. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nce Prof. Dr. Seton Lloyd ve C.A. Burrey başkanlığında, 1965’de yapılan kazıda bulunmuştur. Kazılarda; kale, tapınak, şarap mahzeni, mezar ve küçük buluntular ortaya çıkarılmıştır. Urartu Kralı II. Avlusu taş döşemeli tapınakta, oturur durumda MÖ VII yy’ın tunç aslan heykeli, düğmeler, ok başları, tunç iğneler, aslan avı tasvirli kemer parçaları ele geçmiştir. Buluntular, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

draculu45 14.04.09 02:09

Muş Yöresi Yemekleri
MAHALLİ YEMEKLER

Muş'ta yiyecek maddelerine ayrı bir önem veri lirdi. Kış mevsimi çok uzun olduğundan güz mev*simi gelmeden önce her aile kışın yiyecek gıda maddelerinin tedarikine başlar.

Et sıkıntısını gidermek isteyen Kavurma yapar. Kavurma koyun, kuzu, olduğu gibi Düge’den (bir-iki yaşındaki inek) olur. Kesilen etler küçük parça*lara bölünerek haşlanır. Tenekelere doldurula*rak kışa saklanır.
Sebze sıkıntısını gidermek için yazın alınan seb*zelerden (baldırcan) domates, (isot) biber, (kara baldırcan) patlıcan, bakla, hıyar kabuğu, rey*han, nane, gibi sebzeler kurutulur, torbalara doldu*rularak kışın yemek yapılır.
Lahana(kelem) bir kaç çeşitte kışa saklanır.

PIRVAZ
Kelem (lahana) yaprakları iyice temizlenir ara*larına biber, sarımsak serpilir çömleklere dolduru*larak kışa saklanır.

ÇORTİ
Kelem yapraklan küçük, küçük doğranır. Küçük, küçük doğranan soğan ve reyhan gibi bitkilerde (karasa) büyük küplere doldurulur. İçine bolca su konur. Hazırlanan ekşi hamur içine atılır. Üzeri iyi kapatılarak kışa saklanır. Her evde mutlaka yapılır. Kışın kemikli et (Özellikli bel kısım (komik) eti ve Boççik–kuyruk kısmı- ) den (dövme) ile pişirilir. Üzerine tereyağı dağlanarak dökülür.
Çorti'nin bir de rivayeti vardır. Buna göre "Lokman hekim" gezileri sırasında Muş'a da uğramış. Halkın çoğunluğunun "kelem" (lahana) ye*diğini görünce, "Burada bana çok iş düşecek. İlkbahar geldiğinde, bunla*rın çoğu hastalanacak." diye düşün*müş. Halkın ilkbahar gelip de, karlar eriyince "uçkun" diye anılan bir bitkiyi yediğini görünce, bu bitkiyi incele*miş. Sonunda, bitkinin, lahananın çokça yenilmesinden doğabilecek hastalıkları yok ettiğini tespit etmiş. Lokman hekim, bu gerçeği şöyle dile getirmiş: "Allah derdi vermiş, beraber dermanını da vermiş."

PINAĞUN
Ekmek evlerde yapılır. Yazın her aile nüfusuna göre buğday temin eder. Buğdaylar arabalarla çuval*lara doldurularak değirmene yollanır. Değirmenden sıra alınır. Bu konu aileler için bir nevi şenlik sayılır. Ailenin en büyüğü özellikle anneleri değirmene gi*der. İcap ederse geceyi orada geçirir. Un iyice öğütülünce tekrar çuvallara doldurulur, eve getirilir.

draculu45 14.04.09 02:09

MUŞ KÖFTESİ( Hafta Direği)
Kızıl iyice dövülür veya çekilir. İnce çekilmiş bulgurlar iyice yoğrulur. Daha lezzetli olabilmesi için de içine bir iki tane yumurta kırılın Sonra kü*çük küçük kesilerek yuvarlak; yapılır. İçi oyulur. Da*ha önce hazırlanan karni tür küfte içi küftenim içine doldurularak yuvarlak yuvarlak yapılarak tencereye konur. Küfte için soğan küçük küçük doğranır içi*ne nar daneleri veya suda haşlanmış pirinç dolduru*lur, karıştırılır sonra yağda kavrulur üzerine biber dökülerek küftenim içine konur. Suda haşlatılır. Ta*baklara dizilerek üzerine yağ dökülür. Her evde mut*laka her haftada bir defa yapılır bunun için adına hafta direği denmiştir.

HAZÜT (Hez) DOLMASI
Yağlı et iyice çekilir. Pirinçle karıştırılır, iyice yoğrulur. Kelem (Lahana) suda iyice suda haşlandıktan sonra ufak ufak parçalara bölünür. Pirinçle karıştırılmış etin üzerine sonradan sımak ekilir lahanaların içine konularak sıkım sıkım yapılır. Çömleklere (Toprak Tencere) konularak haşlanır. Tabaklara dizilir üzerine yağ dökülerek yenir.

KIRÇİKLİ KELEM DOLMASI
Yağlı et bir miktar bulgurla karıştırılarak iyice yoğrulur. Suda haşlanmış lahana yapraklan ufak parçalara ayrıldıktan sonra etleri içine küçük küçük doldurulur. Sıkılarak tencereye doldurulur. Her sırada bir daha önce hazırlanan domates, biber, soğan, maydanoz gibi sebzeler de küçük küçük doğranarak sıraların araşma doldurulur. Tencere dolunca su-haşlanır. Sahanlara doldurularak üzerine yağ serpilir.

TETER HELVASI
Pekmez iyice kaynatıldıktan sonra içerisine bol miktarda yağ dökülür. Sonra içerisine ekmekler u-
ufak doğranır, iyice piştikten sonra sahanlara oldurularak yenir.

KIRÇİK
Salatalık kabukları yazdan kurutulur. Suda te*mizce yıkandıktan sonra tavaya bırakılarak yağda kavrulur. İçerisine soğan, biber gibi maddelerde ekilir. Üzerine işkene serpilir. (Yoğurt su ile karış*tırılarak içerisine yağ ve sarımsak ekilmesidir). Karıştırılarak yenir.

KEŞKEK
Nohut ve den suda iyice haşlanır, bir tencere*ye konur. Başka bir tencerede hazırlanan ve pişiri*len et bunun üzerine konur. Soğan, biber gibi mad*deler de ufak ufak doğranarak üzerine ekilir. Bolca yağ karıştırılarak kaynatılır. Kaynatıldıktan sonra tabaklara doldurulur. Keşkek hakkında halk şöyle bir tekerleme söylemiş; keşkek yerken kim bu sözü bir çırpıda söyleyemezse o bir ^ziyafet verir.

HERSE
Kemiklerinden ayıklanmış et güzelce suda haşla*nır. Başka bir kap da den (suda haşlanarak hazır*lanmış buğday) sıcak suda iyice kaynatılır. Eti kay*nayan denin üzerine dökülür. Sonra etle den iyice karıştırılır. Daha sonra üzerine bolca yağ dökülerek sahan*lara doldurulur.

MIRTOĞE
Un yağla iyice karıştırılır, üzerine bir kaç tane yumurta kırılır ve karıştırılarak iyice piştikten son*ra tabaklara konur.

CAVBELEK
Bulgur unu suda iyice pişirilir, kurut (kurutulmuş yoğurt) veya sade yoğurt ayran yapıla*rak üzerine dökülür, sarımsakla soğan da küçük kü*çük doğranarak karıştırılır. İyice piştikten sonra kap*larla koyulur.

HELİMAŞİ
Nohut ile den suda iyice haşlandıktan sonra, başka bir kapta hazırlanan kemikleri sıyrılmış et parçalan bunun üzerine dökülür, ayrıca mercimek, soğan da ekilerek iyice karıştırılır. Etler ile madde*ler halim haline gelince üzerine yağ serpilerek ta*baklara doldurulur.

JAĞ
Dağlarda yetişen bir bitkidir. Yazın toplanır. Turşu gibi tenekelerde veya başka kaplarda tutulur. Kışın tavaya biraz yağ dökülerek içinde pişirilir, üzerine bir kaç tane yumurta kırılır unla karıştırılır, iyice piştikten sonra kaplara konur.

GÜLÜK
İlkbaharda dağlarda görülür, çok nefis bir pancar*dır. Buda suda haşlanarak yendiği gibi, yumurtalısı ve pirinçle de pişirilerek yemek yapılır.

KENGER
İlkbaharda dağlarda yetişir.Suda yendiği gibi yumurtalısı da yapılır.

SIPİDAK
Buda bir pancardır, suda haşlanır üzerine yoğurt serpilir ve yumurtalısı da yapılır.

UÇKUN
İlkbaharda dağlarda çıkar. Çok lezzetlidir. Bunun için bir hikâye vardır. Lokman hekim Muşa gelir bakar ki herkes lahana yiyor. Kendi kendine burası benim yerim burada çok hasta olur der. Ancak bahar olur bakar ki çarşıya uçkun gelmiş bunu görünce derdini bulan dermanını da bulmuş, der.

KAK
Her türlü meyve ufak ufak kesilerek güneşte,' kurutulur, bunlar meyve olarak yendiği gibi yemek*lerde de kullanılır.

draculu45 14.04.09 02:09

Muş Halk Oyunları
HALK OYUNLARI




Milli kültürün ayrılmaz bir parçası olan Muş Folkloru yöre insanının iç dünyasını, neşesini, yaşantısını, üzüntüsünü, geleneklerini, tabiat olayları karşısındaki tavırlarını geçmişten günümüze günümüzden geleceğe taşır.

Muş ve çevresindeki mahalli oyunlar geleneklerin yaşama tarzının bir parçasıdır. Bu oyunlarda Doğu Anadolu Bölgesinin özellileri görülür.

Muş’un başlıca mahalli oyunları; Aşırme, Ağırbar, Keçiki, Ayşoki, Koçeri, Zeyno, Botani, Dendikbade, Gerandi, Yalkuşta ve Mendo gibi oyunlardır.

Aşırme
Anlam olarak "ayırma"'dan gelen bu oyun genellikle oyunlara başlama özelliği taşır. Kılına oyun tü*rüne girer. Oyuncular serçe parma*klarını birbirlerine bağlar, düz, yarım daireler oluşturarak oyunu sürdürür*ler. İleriye doğru çekilerek, sol ayak dizden kıvrılıp yukarıya kaldırılır. Bu figür oyun süresince tekrarlanır ve bi*tiş sırasında bütün oyuncular düz bir hatta öne doğru seke sek yürüyüş biçiminde ilerler ve oyun hep bir ağızdan Tey" denilerek bitirilir.

Ağır Bar
Kılına oyunların diğeri ise ağır bar’dır. Genellikle kına gece*lerinde damat oynatılırken oynanır. Parmaklar tutularak oyuna sağ aya*kla başlanır ve ileriye doğru üç adım atılarak sol ayak ileri vurularak ilerle*nir ve aynı şekilde geri dönülür. Oyun bu figürlerle sürer. Oyun, ileri çıkışlardan birinde sol ayağın öne vuruluşu sırasında biter.

Keçiki: Genellikle düğünlerde oyna*nan keçiki kılına oyun türüdür. Mer*kez ilçe dışında daha yaygın oyna*nan bu oyun çok hareketlidir. Parma*klar tutuşturularak oyuna, sağ ayakla başlanır ve üç adım ilerlenir, sekerek ayak değiştirilir. Sol ayak bir kez öne vurulur, tekrar ayak değiştirilip sağ ayak kaldırılarak sabit kalan sol ayak çevresinde üç noktada ayak ucu ile yere vurularak sol ayağın yanına bi*tiştirilir.

Ayşoki: Kılına oyun türündedir. Ke*çiki oyununa benzer. Oyuna, sağ ayakla sağa yaylanılarak başlanır. Aynı anda ellerle yaylanış istikame*tinde yuvarlak daireler çizilir, sağ ayak sol tarafa geçirilir, iki adım atılır ve sekerek ayak değiştirilir. Aynı figür sol ayakla ters tarafa doğru yapılır. Oyun sol ayak öne vurularak bitirilir.

Koçeri: Omuzlar bitiştirilerek eller arkada kenetlenir. Ayaklar hazır ol duruşunda dizlerden kırılarak yerli yerinde üç kez hafif, bir kez de tam kırılır. Bu figür belirli sayıda tekrarlan*dıktan sonra sağ ayakla bir adım öne çıkılır ve sol ayakla yere aynı noktaya üç kez vurulup sağ ayağın yanına getirildiği sırada sağ ayakla tekrar öne bir adım çıkılır. Bu figür üç kez tekrar edilir. Geri çıkış, sol ayağın ge*riye bir adım atılışı ile başlar ve üç adım sürer. Bu oyun, Merkez ilçe ve yakın çevresinde genellikle düğün*lerde oynanır.

Zeyno: El parmaklarının tümü geç*meli olarak birbirine kenetlenir. Kol*lar, dirsekten doksan derece öne doğru çıkarılır. Ayaklar birleşik olarak diz kapağından belirli sayıda kırılır, ayaklar ve kesilecek şekilde sıçranır. Öne eğilip sağ ayak üzerinde sabit durularak sol ayağın ucu ile arkaya üç kez vurulur. Daha sonra doğrula*rak sol ayak tabanı ile üç kez de öne vurulur, sağ ayak üzerinde bir kez silkindikten sonra sol ve sağ olmak üzere ayaklar üzerinde üç kez ileriye doğru çıkılır. Üç adımın bittiği yerde sol ayak ile tekrar üç kez öne vurulur. Sol ayak ileriye doğru sallanarak ge*riye doğru, aynı şekilde, bu kez sek*meden geri çıkılır. Oyun bu şekilde sürer.

Botani: Kenetli oyunlardandır. Oyu*na başlarken, kollar düz olarak arka*dan, parmaklardan kenetlenir. Sol ayak önde, üç kez öne hafif olarak yaylanılır, jki ayak dizlerden bir kez tam kırılır. İki kez daha yaylanılır. Vü*cudun ağırlığı sol ayak üzerine verile*rek , öne doğru meyledilir. Arkadaki sağ ayak öndeki sol ayağı geçecek kadar sallanır ve tekrar geri çekilirken dizden kırılarak yere değecek şekilde bükülür, vücut tekrar doğrultulur. Bü*tün bu hareketler yapılırken sol ayak önde hareketsiz tutulur. Bu oyun, Merkez ilçe ve yöresinde, düğün*lerde oynanır.

Dendikbade: Kollar yana açılarak dirseği geçecek şekilde kenetlenir. Sağ ayak öne sallanır, aynı ayakla yana ve sağa doğru üç adım atılır. Aynı figür, sol ayakla yapılır. Bu figür*ler, bir kaç kez tekrarlandıktan sonra oyun hızlanır. Sağ ve sol ayak üze*rinde birer kez sağa ve sola ayak atı*lır, oyun bu şekilde sürdürülür

Gerandi: Askeri dizilişte eller belde, sağ ayakla öne doğru adımla*nır. Üç adım sonunda, sol ayak silki-lerek öne vurulur, eller belden çözü*lerek ayak ve el aynı anda çırpılır. Oyun bir süre böyle sürer. Dizilişte tek ve çift sayılı oyuncular, komutla birbirlerinden ayrılarak karşı karşıya gelirler. Oyunun başındaki figürler bu konumda da tekrarlanır. Her oyuncu karşısındaki oyuncunun eline çift elle aynı anda vurur. Bu figür de birkaç kez tekrarlandıktan sonra oyuncular tekrar bir dizi şeklinde birleşir. Bu oyun, daha çok köylerde oynanır

Yalkuşta: Genellikle dört kişi ile oynanır. Oyun iki aile arasındaki kav*gayı temsil eder. Bu oyunda, tek sıra halinde ileriye doğru gidilirken sol ayağın ileri her atılışında eller çırpılır. Oyuncular, birbirinden ayrılarak ikişerli, karşı karşıya gelirler. Gerardi oyununda olduğu gibi eller yerde çır*pılır ve karşıdaki oyuncunun önüne kadar gidilip dönülür. Birbirlerini kovalarcasına süren bir gidiş dö*nüşlerde sıra ile, duran oyuncular ge*lenleri, tek ellerini havaya kaldırarak beklerler. Karşı sıradaki oyuncular, sol ayaklarını ileri atıp sağ ayaklarını yerden sürükleyerek sol ayaklarının yanına getirirler. Bu figür üç kez te*krarlanır. Geriye doğru yaylanmanın sağladığı güçle karşıdaki oyuncuların ellerine vurulur. Daha sonra roller değiştirilir ve oyun aynı figürler sürer

Mendo: Muş ve çevresinde kadın*lar genellikle kol oyunları oynarlar. Bunun yanı sıra erkeklerin oynadıktan oyunların nispeten kolay figürlü olan*larını da oynarlar. Koçeri oyununa benzeyen "Men do" oyunu, kadınların düğünlerde sıkça oynadığı bir oyun*dur. Bu oyunda kollar belden arkada bağlanır.

draculu45 14.04.09 02:10

Muş'un Tarihi
İLK ÇAĞDA MUŞ

Muş’un ilk çağ tarihi Urartu’larla başlar, ne var ki Muş’un dahil olduğu Doğu Anadolu’nun yüksek düzlüklerindeki M.Ö. II.bin’e ait yerleşmeleri, henüz yeterince gün ışığına çıkarılamadığından, Urartu’ların atalarının kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Doğu Anadolu’nun bilinmeyenlerle dolu karanlık tarihi dönemleri, Asur kaynakları ve kitabeleriyle bir ölçüde aydınlanmıştır. İlk çiviyazılı kaynaklar Asur Kralı 1. Salmanassar (M.Ö.1274-1245) dönemine aittir. Asur kaynaklarına göre Doğu Anadolu’nun dağlık yörelerinde Nairi Konfederasyonu adı altında birbirinden bağımsız küçük beylikler vardı. Asurluların baskısı altında yaşayan bu beylikler 1. Salmanassardan önceki Asur kralının ölümünü fırsat bilerek ayaklandılar. 1. Salmanassar bu başkaldırıyı bastırmak amacıyla Urartu topraklarına girdi. Asur’luların Urartu-Nairi ayaklanmalarına karşı giriştiği saldırılar aralıklarla 400 yıl kadar sürdü.

Urartu’ların tarih sahnesine çıkışları M.Ö. XIII. YY’a rastlamakla birlikte devlet olarak teşkilatlanmaları MÖ. IX. YY.’dadır. Önceleri dağınık bir konfederasyon durumunda olan Urartu’lar Asur Kralı III. Salmanassar’ın çağdaşı olan ilk Urartu Kralı Aramu (MÖ.850-840) dan sonra birleşik bir krallık durumuna geldiler.

Urartu devletinin gerçek kurucusu Aramu’dan sonra kral olan I. Sarduri (MÖ.840-830) dir. Kral İşpuini dönemi (MÖ.830-810) Urartuların büyük bayındırlık işlerine giriştikleri, Menuas dönemi (MÖ. 810-786) Urartu devletinin Ön Asya’nın en güçlü devleti durumuna geldiği ve devletin egemenlik alanının genişlediği dönemdir. MÖ. VIII. YY. ortalarında, Urartu Devletinin egemenliği tüm Doğu Anadolu Bölgesine yayıldı. 1. Argişti (MÖ. 786-764) den sonra yerine geçen oğlu II. Sarduri’nin dönemi (MÖ. 764-735) Urartu Devletinin zirvesi sayılmaktadır. Muş Varto’ nun Kayalıdere mevkiinde 1965’te yapılan kazılarda ortaya çıkarılan Urartu kalesi bu Kralın dönemine aittir.

Urartu Devletinin bundan sonraki tarihi Asurlular, Kimmerler ve İskitlerin bitmez tükenmez saldırılarıyla sürdü, Urartu Devleti, MÖ. 585’te İskid akınları sonunda yıkıldı.

Muş’un Urartu Devleti için önemi krallığın batı yolunun önemli bir merkezi durumunda olmasından geliyordu. Başkent Tuşpa’dan batıya giden yol Malazgirt Ovasını geçtikten sonra Murat Irmağı vadisi boyunca Varto’nun güneyinden Muş Ovasına varıyor. Buradan batıya yöneliyor, Bingöl üstünden Elazığ-Malatya yolu ile de Orta Anadolu ve Kuzey Suriye’ye uzanıyordu.

Muş’un ilk çağ tarihinde Urartular’ı Medler takip etti. Günümüz İran Azerbaycan’ında yaşamakta olan Medler, Asur Devleti’ni ortadan kaldırdıktan (MÖ 609) sonra Muş Ovası’na yöneldiler. Medler, Kimmer-İskit saldırılarından yorgun düşen Urartu Devleti’ni, tarih sahnesinden silmekte zorlukla karşılaşmadılar. Ne var ki, Medler’in Doğu Anadolu’daki hâkimiyetleri fazla uzun sürmedi. Persler, Med ordusunu yenerek (M.Ö. 550) bu devleti ortadan kaldırdılar.

Persler’in Doğu Anadolu’daki hâkimiyetleri yaklaşık 200 yüzyıl kadar sürdü. Persler, I.Dareios zamanında güçlerinin zirvesine çıktılar. Muş ve çevresi Pers hâkimiyetinde Babil Büyük Satraplığı içinde yer aldı Pers döneminin en önemli gelişmesi, İmparator II. Artakserkses’e karşı baş kaldıran küçük kardeşi Kiros’un, savaşı kaybetmesi ve “Onbinler” diye anılan yenik ordusuyla ünlü Anabasis yürüyüşünü gerçekleştirmesidir. (MÖ 401) “Onbinler” Aras ve Kelkit vadilerine doğru çekilirken Bingöl ile Muş arasındaki alanları geçmişlerdir. Bu ordunun çekilişini yöneten Yunanlı komutan ve tarihçi Ksenofon, Muş ve çevre yaylalarında yaşayan halkın oymak hayatı sürdürdüğünü, ordusuna buğday, arpa, sebze, et ve binek atı sağladığını anlatır.

Muş ve çevresi, uzun yüzyıllar Romalıların, Partların ve Ermeni derebeylerinin hâkimiyet mücadelelerine sahne oldu. Doğu Anadolu’nun bu bölgesi adı geçen devletler arasında sık sık el değiştirmesine rağmen, bu mücadelelerden üstün çıkan taraf Partlar oldu, Roma İmparatorluğu’nun üstünlüğü hiçbir zaman kalıcı olmadı. Partlar’la, Romalılar arasındaki bitmez tükenmez savaşların sonuncusu 215-216’da gerçekleşti. Roma İmparatoru Macrinus, Nisibis, (bugünkü Nusaybin)’i bırakarak geri çekilince, Güney Doğu Anadolu’dan Fırat’ın batısına kadar olan Roma hakimiyeti sona erdi (217).

Part ve Pers kökenli Sasani hanedanından gelen I.Ardeşir’in İran’da kurduğu Sasaniler Devleti (MS 226), Doğu Anadolu’nun tarihinde yeni bir güç olarak ortaya çıktı. Sasaniler, çok kısa bir süre içinde hâkimiyet alanlarını genişleterek Roma İmparatorluğunun en büyük rakipleri oldular. Geçmiş Yüzyıllardaki Roma Part mücadeleleri yerini artık Roma- Sasani mücadelelerine bırakmıştı.

Sasani’lerin hâkimiyeti yaklaşık 400 yıl sürdü. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla ilkçağ sona erdiğinde Doğu Anadolu, bu kez uzun yıllar sürecek Bizans-Sasani mücadelelerine sahne olacaktı.

draculu45 14.04.09 02:12

ORTAÇAĞDA MUŞ

Muş ve çevresindeki Sasani hâkimiyeti İmparator Heraklios döneminde Bizans Ordularının Sasani kralı Şahbaraz’ı yenmesiyle sona erdi. Bu arada, VII. yy başında gelişen Arap akınları sırasında Arap komutanlarından Saad ibn Vakkas, Sasani ordusunu bozguna uğratınca (637), Sasani devleti de çöktü. Araplar Muş’un güneyine kadar gelmelerine rağmen Muş ve çevresine Bizans ordusu sahip çıktı.

Muş ve çevresi Arap akınları döneminden başlayarak Türklerin Bizans ordusunu Malazgirt’te bozguna uğratmasına kadar (1071) Bizans hâkimiyetinde, Taron (Taran) Theması idari bölgesinde yer aldı. Bölge bütün ortaçağ boyunca bu adla anıldı. Müslüman Arap ordularının Anadolu’ya akınları 640’da başladı. Halife Ömer devrinin sonlarına doğru 641’de İyaz bin Ganın komutasında Bir Arap ordusu Bitlis, Ahlat ve Muş’u aldı. Habib bin Mesleme ve Salman bin Rabia bu bölgeye ikinci bir sefer düzenlediler. (642) Ahlat ve çevresindeki beyleri idareleri altına aldılar. Ne var ki Arap Müslümanlarının hakimiyeti sürekli olmadı sık sık kesintiye uğradı.

Muş, Bitlis ve çevresi, Muaviye zamanında bir ara Bizans hâkimiyetine geçtiyse de Emevi’ler yöreyi yeniden denetimleri altına almakta gecikmediler. Halife Abdulmelik zamanında Muhammet bin Mervan, Muş ve çevresini Diyarbakır Amirliğine bu amirliği de El Cezire Genel Valiliğine bağladı.

Muş ve çevresi Emevi’lerden sonra Halifeliği ellerine geçiren Abbasilerin ilk yıllarında Avasım Bölgesi sınırları içinde yer aldı. Sonraki yıllarda Abbasilerin yöredeki hâkimiyetleri zayıflayınca Muş ve çevresi Bagradiler den Bagrad adlı prensin yönetim merkezi oldu. Bagrad’ın Bağdat’a gönderilmesi üzerine bu prensin yönetiminden hoşnut olmayan Muş’lular ayaklandılar. Ayaklanma sırasında Vali Yusuf Bin Abi Said Al-Marvazi öldürüldü. Bu olaydan sonra Muş Bagrat Krallığına bağlandı. X.yy’ın ikinci yarısı ile XI.yy’ın ilk yarısında Muş, Ahlat ve çevresi doğuya doğru genişlemek isteyen Bizans İmparatorluğu ile Doğu Anadolu’ ya hakim olan Abbasiler arasında sık sık el değiştirdi.

Selçuklular Dandanakan Savaşında (1040) Gaznelileri yenip bir devlet olarak tarih sahnesine çıkınca Tuğrul Bey’in sultanlığı devrinde Abbasiler Selçukluların koruması altına girdiler. Tuğrul Bey Selçukluların Doğu Anadolu’ya düzenledikleri seferlerden birinde Malazgirt’i kuşattı (1054) Bu seferle birlikte Selçuklularla Bizanslılar arasında Doğu Anadolu’daki hakimiyet mücadelesi başlamış oluyordu.

Sultan Tuğrul Bey’in ölümünden sonra Selçukluların başına geçen Sultan Alparslan Malazgirt Kalesini ele geçirip, Suriye’ye yönelince Bizanslılar Selçuklu Türk’lerini kesin yenilgiye uğratmak için İmparator Diogenes komutasında büyük bir orduyla Doğu Anadolu’ya bir sefer düzenlediler. Bizans Ordusu Malazgirt’i kuşatıp, ele geçirdi ve kaledeki bütün Müslümanları kılıçtan geçirdi. Bizans ordusunun Doğuya yöneldiğini haber alan Sultan Alparslan Güneye seferinden vaz geçti. Hızla Anadolu’ya yöneldi. Malazgirt önlerine geldiğinde kalenin Bizanslıların eline geçtiğini görünce savaş hazırlıklarına başladı. Romanos Diogenes’e bir elçi yollayarak barış teklifinde bulundu. O yüzyılın en kalabalık ordusunu toplamış olan İmparator, Sultan Alparslan’ın barış teklifini reddetti.

Alparslan Türklerin Turan diye anılan klasik savaş taktiğini uygulayarak ordusunu dörde ayırdı. Bu taktiğe göre Selçuklu ordusu biri merkezde ikisi yanlarda, biride merkezdeki birliklerin önünde olacak şekilde mevzilendi. Sultan Alparslan Merkezdeki kuvvetin önündeki az sayıdaki birlikle birlikte saldırıya geçti. Bu kuvvet kısa süren bir çatışmanın ardından yenilmiş görünerek geriye merkeze doğru çekildi. Türklerin yenilgiye uğrayıp geri çekildikleri sanan Bizans ordusu karşı saldırıya geçince sağ ve sol tarafta mevzilenmiş olan Selçuklu kuvvetleri, Bizans ordusunun artlarına sarkarak kıskaç içine aldılar savaş kısa sürede sona erdi. Bizans ordusu büyük kayıplar verdi. İmparator Romanos Diogenes esir edildi. Sultan Alparslan Romanos Diogenes’le antlaşma yaptı ve daha sonra onu serbest bıraktı.

Malazgirt Savaşının sonuçları büyük oldu. Bu savaşla Anadolu’nun Türkleşmesi dönemi başladı. Sultan Alparslan komutanlarından Anadolu içlerine seferler yapmalarını istedi. Böylece Muş ve çevresi kesin olarak Türklerin hâkimiyeti altına girdi.

Muş ve çevresi 1100 de Selçuklu hanedanlarından Melikşah’ın amcası Yakuti’nin oğlu olan Kutbettin İsmail’in kölesi Sökmen El-Kutbi Ahlat’lıların daveti üzerine Ahlat’a gelerek Van Gölü çevresinde Ahlatşahlar Beyliği’ni kurunca bu beyliğin sınırları içerisine katıldı. Ahlatşahlar zamanında Muş, Malazgirt ve çevresi tamamen Türkleşirken Muş’da doğunun kalkınmış ve zengin şehirleri arasında yerini aldı. Muş ve çevresi Ahlatşahlar, Artuklular ve Eyyubilerin hâkimiyet mücadeleleri sırasında birkaç defa el değiştirdi. 1191’de Eyyubi Meliki, Malazgirt Kalesini kuşattı ve kaleyi mancınıklarda dövmeye başladı. Erzurum Hükümdarı Saltuk’un kızı Mama Hatun, başında bulunduğu askeri kuvvetlerle Ahlatşahların yardımına gelince kuşatma kaldırıldı. Muş ve çevresi, tekrar Sökmenliler’in idaresine geçti. 1196’da Ahlatşahı Beg Timur’u öldürerek yerine geçen kölesi ve damadı Aksungur, hükümdarın karısını ve oğlunu Muş Kalesine hapsetti. Ahlatlılar Aksungurun ölümünden sonra Beg-Timur’un oğlu Muhammet’i hapisten çıkararak 1197’de hükümdar ilan ettiler.

Ahlatşahlar’daki bu karışıklıklardan yararlanmak isteyen Suriye Eyyübileri’nden Necmettin Eyyüb, Muş şehrini ele geçirince Ahlatşahlar’da Erzurum Meliki Tuğrulşah’tan yardım istediler. Tuğrulşah, Eyyübileri Muş’tan çıkarıp Ahlatşahlar’ın hükümdarı Balaban’i öldürerek bu ülkeye sahip olmak istediyse de halk Tuğrulşaha ayaklandı. Tuğrulşah önce Malazgirt’e çekildi ve burada da tutunamayarak Erzurum’a geri döndü. Muş ve çevresi, Ahlatşahlar Devleti’nin 1207’de yıkılmasından sonra Necmettin Eyyubi’nin eline geçti.

Necmettin Eyyübi Ahlat halkına kendisini kabul ettiremedi. Ahlatşahlar ülkesi, Gürcüler’in baskınlarıyla perişan edildi. Moğol tehlikesinden kaçan Celalettin Harzemşah Doğu Anadolu’ya girdiği sırada Van, Ahlat,Erciş, Muş, Malazgirt ve Bitlis çevresi Suriye Eyyübileri’nin kontrolü altında idi. Gürcüleri ezerek Ahlat’a gelen Harzemşah Celaleddin, Ahlatı kuşattı ve o devirde Kutbet Al-Islam sıfatını taşıyan Ahlat’a girerek, şehri üç gün boyunca yağmalattı. Bu arada Malazgirt ve Muş çevresi de bu yağmadan kurtulamadı. Ahlatşahlar’ın bir kültür merkezi haline getirdiği belde böylece, bir diğer Türk hükümdarı tarafından perişan edilmiş oldu. Harzemşah’ın Islam Türk dünyasındaki yanlış politikası üzerine harekete geçen Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat, 10 Ağustos 1230’da Yassıçemen’de Harzemşah’ın ordusunu perişan etti. Harzemşah Celaleddin, kaçarken Dersim Dağlarında öldürüldü. Muş ve çevresi Anadolu Selçuklu idaresi altına girdi.

Alaeddin Keykubat Iran üzerinden gelen Moğol tehlikesine karşı topraklarını korumak için hazırlıklarda bulunurken Moğollar’ın önünden kaçan Türkmenleri Malazgirt ve Muş çevresine yerleştirerek bunlardan yararlanmayı düşündü. Malazgirt ve Muş Kalelerine askerler yerleştirdi ve suları tamir ettirdi. Alaeddin Keykubat’ın ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devletinde Alaeddinin yerini dolduracak değerli bir devlet adamı çıkmayınca Moğollar hızla Doğu Anadolu’ya girdiler. 1243 Kösedağ Savaşıyla Anadolu tamamen Moğollar’ın egemenliğine girdi. Muş ve çevresi de Moğol tahribat ve katliamına uğradı.

Muş ve Malazgirt Moğollar’dan sonra Iran, Doğu Anadolu ve Irak havalisinde kurulan İlhanlılar Devleti’nin idaresine geçti. Ne var ki, Doğu Anadolu, hiçbir zaman Ahlatşahlar zamanındaki zenginliğine ve kültür yüksekliğine ulaşamadı. Ilhanlılar’ın Iran’da yıkılmasından sonra Muş ve çevresindeki Türkmenler. Bağdat’ta hüküm süren Celayirliler’in hanı Sultan Üveys (1356-1357) zamanında katliama uğradılar. Bu esnada Bu esnada Doğu Anadolu’da Karakoyun ve Akkoyun Türkmenleri hâkimiyet kurmak için mücadeleye başladılar. Doğu Anadolu’ya hâkim olan Karakoyunlu’lar zamanında Muş, bu beyliğin sınırları içerisinde kaldı.

Bu arada İran üzerinden batıya doğru ilerleyen Timur tehlikesi ortaya çıktı. Timur’un önünden kaçan Türkmen boyları Karakoyun’lu topraklarına girince Karakoyunlu hükümdarınca Muş, Bulanık Malazgirt ve Varto’nun dağlık kesimlerine yerleştirildiler. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, Timur’a karşı koyamayınca Osmanlılara sığındı. Karakoyunlu topraklarına giren Timur girdiği her yerde yaptığı gibi Muş ve Malazgirt’i de tahrip etti, halkı kılıçtan geçirdi. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Muş şehrinden bahsederken Timur’un Muş’ta yaptığı tahribatın izlerinin hala mevcut olduğunu söyler.

Timur Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt’ı l402 yılında Ankara savaşında mağlup edince Anadolu tamamen Timur’un kontrolü altına geçti. Timur Çin seferine gitmek için Anadolu’dan ayrıldıktan sonra Anadolu’da Osmanlı şehzadeleri arasında taht kavgaları başladı. Doğu Anadolu’ya geri dönen Karakoyunlu Yusuf. Beyliğini yeniden kurdu. Kara Yusuf’un ölümünden sonra Akkoyunlular Karakoyunluları tehdit etmeye başladılar.

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ordusunu Muş Ovası’ nı doğudan çeviren dağların gerisine gizleyerek Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah ‘ı beklemeye başladı. Pusudan habersiz ihtiyatsız hareket eden Cihanşah bir gece baskınında ele geçirilip öldürüldü. Uzun Hasan böylece Karakoyunlu Devleti’nin çöküşüne zemin hazırladı ve Doğu Anadolu’yu hâkimiyeti altına aldı.

Osmanlılarla komşu olan Akkoyunlu hükümdarı, bütün Anadolu’ya hâkim olmak için Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet’le 2 ağustos l473 ‘de Otlukbeli’nde savaşa tutuştu. Uzun Hasan, bu savaşta yenilince ülkesi sarsıldı. Uzun hasan,l478’de ölünce Akkoyunlular’da iç karışıklıklar baş gösterdi. İran’da şeyh Seyfettin Erdebili neslinden şeyh Haydar’ın oğlu olan Şah İsmail, İran ve Akkoyunluların toprakları üzerinde Safeviler Devleti’ni kurdu. Şah İsmail’in annesi Alemşahbanu Uzun Hasan’ın kızıdır. Şii itikadını benimseyen Şah İsmail, Doğu Anadolu ‘da sünni Türkmenlerin arasında katliama başladı. Akkoyunlu Türkmenleri’yle Şah İsmail arasındaki mücadeleden en çok Doğu Anadolu halkı acı çekti.

Muş ve çevresi Ahlatşahlar yönetimindeyken tamamen Türkleşmiş ve Ahlatşahlar’ın imar faaliyetleriyle de Doğu Anadolu’nun zengin yörelerinden biri haline gelmişti. Marco Polo XIII yy ortalarında Muş ve Mardin’de pamuk baharat ve çeşitli kumaşların çok miktarda imal edildiğin kaydeder Muş ve çevresi Moğolların ve Timur’un tahribatından bir hayli etkilendi ve geriledi. Şehirleri terk eden Türkler köylere ve yaylalara doğru çekilip çiftçiliği bırakarak hayvan beslemeye başladılar. Akkoyunlu Uzun Hasan zamanında Uzun Hasanı ziyaret eden İtalyan elçisi Barbaro Muş’tan bahsederken şehrin meskûn ve kalesinin müstahkem olduğundan söz eder.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:24 .

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.
Dizayn ve Kurulum : Makinist