![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
#10 |
![]() MEVLANA HALİD ZİYAUDDİN BAĞDADÎ Kuddise Sirruh ..:: 2 ::.. Dönüşünde Şîraz ve Isfahan taraflarına uğradı. Her nereye vardıysa Hakkı söyledi. Bazı râfızîler ona cevap vermekten aciz kaldıklarından dolayı Mevlânâ Hâlid'i öldürmeğe teşebbüs ettilerse de başaramadılar. Hatta kılınçlarını çektiler, bir şey yapamadan dönüp gittiler. Ondan sonra Hemedan ve Sendec'e geldi. Bin ikiyüz yirmi altıda Süleymaniye'ye vasıl oldu. Memleketinin ileri gelenleri onu izzet ve ikram ile karşıladılar. Şeyhinin işaretiyle o sene Şehrezur'a geldi. Evliyayı ziyaret etti. Gavs-ı Âzam Abdülkadir Geylânî hazretlerinin zaviyesine inip orada insanlara Rasûlullah'ın şeriatını öğretti. Orada beş ay kalıp Bağdad'a geldi. Fakat muasırları hased ederek düşman oldular ve iftiralarda bulundular. İşitilmesi bile nefret verecek sözler söylediler. Onların iftiralarına karşı güzel muamele edip ıslah olmaları için dua etti. Fakat hased ateşleri sönmedi, bir kat daha arttı. Süleymaniye'de ikinci defa olarak münkirler Allah'ın intikamını hesaba katmayarak Bağdad valisi Said Paşa'ya içi küfür ve asılsız şeylerle dolu bir mektup yazarak Mevlânâ Hâlid'in Bağdad'dan uzaklaştırılmasını istediler. Bağdad valisi, bu mektubu eski müftü Muhammed Emin Efendi'ye gönderdi. Bağdad ulemâsı da durumu idare ederek Mevlânâ Hâlid hazretlerine: "Siz yine memleketinize dönün." dediler. Mevlânâ Hâlid hazretleri memleketine dönüp Kerkük, Erbil, Musul, Ammariye, Antep, Haleb, Şam, Medine-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme ve Bağdad'dan gelen nice kimseler istifade etmişlerdir. Mevlânâ Hâlid hazretleri cömerd, güzel ahlâklı, insanların ezalarına tahammül eden, gayet açık ve tatlı konuşan, Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmayan, ihtiyatı elden bırakmayan, azimetle amel eden, yetim çocukları ve dul kadınları himaye eden, iaşelerini kendisi temin eden, başkalarından yiyecek kabul etmeyen bir zât idi. Makâmât-ı Harîrî üzerine te'lifi vardır. Fakat tamamlanmamıştır. Hadis-i Cibril'i şerhetmiştir. Bu eserinde İslâm akaidini anlatmıştır. Farsçadır. Şiirlerinin çoğu Farsçadır. Bir de divanı vardır ki ilkbahardan güzeldir. Bunu da bin ikiyüz otuzbeşde tertib etmiştir. Usul, Hadis, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf okutur, hastaları tedavi eder, sâlikleri en güzel şekilde terbiye ederdi. Asrının edibleri onu birçok kasidelerle medhettiler. Kapısı, nice fazilet erbabının müracaat yeri idi. Mevlânâ Hâlid hazretleri halkın birçoğunun kendini meşgul etmeleriyle Hak'dan gafil olmazdı. Allah onun rûhâniyetlerini ve himmetlerini üzerimizden eksik etmesin. Her kim Mevlânâ Hâlid hazretlerinin huzurunda oturup edebe riayet ederek zahiren ve bâtınen âdabına riayet ederse bir lahzada faydalanıp sözlerinde gizli bulunan nurlar sırlardan istifade eder, derhal tesirini görür, kalbi dünya sevgisinden, makam mansıb endişesinden, mal mülk pasından, gafletten temizlenirdi. Bu özellik, ehlullahın kümmelîninde bulunur. Bundan sonra Mevlânâ Hâlid hazretleri Şam'a geldiler. Kınvat mahallesinde bir ev alıp bir kısmını camiye vakfeyledi. Beş vakit namazını orada cemaatla eda edip harab olmuş nice mescidleri tamir ettirdi. Eski camileri ihya etti. Kendisi son derece cömerd idi. Ayrıca orada ilim ve fazilet neşretti. Birçok talebesini dünyanın değişik yerlerine göndererek oralarda yüce Nakşbendi tarikatını yaydı. Dünyadan ahirete irtihali vakti yaklaştığı, tertemiz ruhunun Rabbine razı ve rızaya ermiş olarak icabet zamanı geldiği vakit Allah ona bunu ilham etti. Dımaşk'ın dışında Sâlihiyye'de Kırklar makamının karşısındaki bir dağın tepesini göstererek kabrinin orada kazılmasını emrettiler. Kabrin kazılması tamamlanınca bin iki yüz kırk iki senesi Zilkade ayının on dördüncü Cuma akşamında vefat ettiler. Vefatının sebebi taundur. Cenab-ı Hak onda birçok şehadet sebeblerini toplamıştı: Taun, cuma günü, gurbette bulunması, ilim neşriyle meşgul olması gibi. Çünkü o daima dînî ilimleri yaymaya, hanif meşrebiyle bid'atleri kafalarından ve gönüllerinden temizlerdi. Vefatından önce evlâdına ve tarîkatına naibi ve kaim-i makamı olarak Şeyh İsmail bin Abdullah'ı vasiyet etti. "Halifelerim İsmail'in emrinden çık-masmlar" buyurdu. Allah Teâlâ onu ve ümmet-i Muhammed'i en güzel şekilde mükafatlandırsın, amin. MEVLÂNÂ HÂLİD HAZRETLERİNİN BİR MEKTUBU Yarınki günahını düşünmeyerek günlük meşgalesiyle nefsinin helakine çalışan Hâlid'den, mahdumları Seyyid Abdülgafur, Mevlânâ Muhammed ve Musa el-Cebûrî'ye: Allah'ın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Size kesinlikle emrederim ki bütün varlığınızla sünnet-i seniyyeye sarılıp cahiliye adetlerinden, Allah ve Rasûlünce reddedilen bid'atlerden sakınasınız. Sufilerin rastgele söylenmelerine aldanmayasınız. Onlardan hangi sebeble olursa olsun hiçbir şey istemeyesiniz. Çünkü bu sizin kötülükle itham edilmenize sebeb olur. İki kötülük arasında çaresiz kalırsanız daha hafif olanını tercih ediniz. Mutluluğa eren kimse, başkasının başına gelenden ibret alıp kendisine ders çıkaran kimsedir. İhvanın bir ihtiyacını yerine getirmek için yardımcı olmak elbette en büyük ibadetlerdendir. Fakat bu hizmetler, bundan daha önemlisi bulunmadığı takdirdedir. En önemliyi, daha az önemliye tercih ediniz. Sakın krallarla, valilerle ve onların takımlarıyla bir işe girişmeyesiniz. Çünkü siz onları ıslah edecek güce sahip değilsiniz. Onları gıybet etmeyiniz. Şımarıklık ederek "onlar zalimlerdir" fikrine kapılarak sizden başka salih yoktur zannederek onlara sövmeyiniz. Şüphesiz ki bu kendini beğenmek ve cahillik etmektir. Bizim içimizde hiç zalim yok mudur? Onun için, sizin işlerinizi yüklenmiş kimselere, yani devlet adamlarına hayırlı işlerinde başarılı olmaları için, eğer kötü kimselerse ıslah olmaları için dua ediniz. Taberânî el-Mu'cemu'l-Kebîr'inde ve Evsafında sahih sened ile Rasûl-i Ekrem'in: "İmamlara (devlet adamlarına) sövmeyiniz. Onların ıslah olmaları için dua ediniz. Çünkü onların ıslah olmaları sizin faydanızadır" buyurduğunu rivayet ediyor. Bugünden sonra onlardan ve yardımcılarından, dünyanın tadını çıkarma sevdasında olan, arzularına esir olmuş tüccarları, ulema taslaklarını, ilmi halk arasında bir makam mansıb aleti yapan, dünyalık toplamak için maşa olarak kullanan talebeleri, tenbellikleri sebebiyle yüklerini halka yüklemek için kendine salih kimse yahud mürid süsü veren a*****ları, kendileri için dünyalık bir makam mansıb göründüğü zaman aç bir kaplan gibi oraya atılan kimseleri, aynı yere namzed olmakta kendine denk bir kimse bulununca ona olmadık düşmanlıkları yapan adamları, insanlar arasında şöhret sağlamak için; dünyalık yığmak için gelen kimseleri tarikata sokmayınız. Biliniz ki bana en sevgili olanınız tâbîleri en az olup dünyacı kimselerle alâkası olmayanınız, kimseye bir yükü bulunmayanınızdır. Daha sevgilileriniz fıkıh ve hadisle meşgul olanlarınızdır. Bazı hadislerde varid olmuştur ki: "Bir kimse sultana ne kadar yaklaşırsa Allah'dan o kadar uzaklaşır." Tabileri çoğalan kimsenin şeytanları çoğalır. Malı çoğalan kimsenin hesabı zorlaşır. Tama', şöhret sevgisi, makam mansıb sevdasına tutulduğu için dünyalığını çoğaltmakta bir beis görmez olur. Bu ise dîni dünya ile değişmek demektir. Bu ve benzeri niyetlerin ne kadar bozuk olduğunu söylemeğe lüzum yoktur. Şeytan sizi halîfe olmanın faydasıyla, halkı cezbeye getirme kudretinin o kimselerin faydasına olacağına ve siz çoğalınca Kur'an hatimlerinin kolay-laşacağıyla aldatmasın. Ben size her gün bir hatim yapabilecek sayıda sâdık talebelerimizden tertemiz, yukarıda saydığımız kötülüklerden hiçbirine bulaşmamış olanları bıraktım. Onlar az da olsa binlerce tenbelden hayırlıdır. Her gün Kur'an hatmi için otuz mürid kâfîdir. Komşulardan halis olanlar da gerektiğinde bu işe dahil edilir. Bu da mümkün olmazsa Allah kimseyi takatinin üstünde bir şeyle mükellef tutmaz. Ubeydullah Efendi, kadınların kendisine teveccüh için gelmelerine son versin. Bu onun tarikattan çıkıp kendi kendine bir iş yapmakta olduğu için tepesi üstüne yıkılmasına sebeb olur. Bu tarikatın büyükleri böyle şeylerle oynaşmadılar. Ubeydullah efendinin bu duruma gelmesi, üzerinde hilâfet unvanının bulunmasındandır. Bir de kendisinin bütün halîfelerden kıdemli olduğu fikrine kapılmış. Bu ise onun dünyacılardan olmakta devam ederek tarikata girmesine benzemez. Ehl-i dünyadan olduğu için tarikata alınmayan merhum kardeşinin haline de benzemez. Bu tarikatın büyükleri nice müridleri en küçük gevşeklikleri sebebiyle kovmuşlardır. Nerde kaldı halifeler? Reşehât'a bakınız! Hâce Bahâeddin Nakşbend ve Hâce Ubeydullah Ahrar'ın hac için izin isteyenleri reddetmelerine bakınız! Bazan medreselerde müderrislik yapan müridleri bile o işten menedip, "bile bile emrimize muhalefet ederseniz bize verdiğiniz söz üzere değilsiniz!" demişler ve "Zulmedenler nereye gittiklerini pek yakında bileceklerdir!" ayetini hatırlatmışlardır. Kulların en zayıfı Hâlid en-Nakşbendî el-Müceddidî. - Bu yazı Muhammed b. Abdullah el-Hânî'nin ADABisimli kitabından derlenmiştir. ww.uydulife.tv
__________________
![]() ![]() ![]() ![]() |
|
![]() |
![]() |
Bookmarks |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
Seçenekler | |
Stil | |
|
|